Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat

bu bölümle ilgili sorular ve cevablar

Nereden Yazdırıldığı: Http://www.nurbahcesi.org
Kategori: İslam
Forum Adı: Dua Köşesi
Forum Tanımlaması: Dilimizin ve kalbimizin dua ile güzelleşmesi temennisiyle
URL: Http://www.nurbahcesi.org//forum_posts.asp?TID=4694
Tarih: 22-Aralık-2014 Saat 19:42


Konu: bu bölümle ilgili sorular ve cevablar
Mesajı Yazan: cihan hakkı
Konu: bu bölümle ilgili sorular ve cevablar
Mesaj Tarihi: 01-Aralık-2007 Saat 11:02
 
Allah razı olsun
Sual: (Bin kere Allah sizden razı olsun) demek uygun mu?
CEVAP
Allahü teâlânın bir kere razı olması sonsuz razı olması demektir. Allah razı olsun dendi mi aynı şey söylenmiş olur. Ama öyle söylemenin de mahzuru olmaz. Maksat manayı kuvvetlendirmektir.


-------------
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana? HADDİMİ BİLİRİM derim



Cevaplar:
Mesajı Yazan: cihan hakkı
Mesaj Tarihi: 01-Aralık-2007 Saat 11:03
 Sual: Allah ebediyen razı olsun demek caiz mi?
CEVAP
(Allah ebediyen razı olsun) denince, sanki bu duadan, Allahü teâlânın bir müddetliğine de razı olacağı anlamı da çıkıyor. Bu itikadımıza terstir. Allah razı olsun demek gerekir. Ebediyen ekleyince yanlış anlamaya müsait oluyor. Üç günlüğüne veya üç seneliğine razı olsun anlamı da çıkabilir. Yani Allah’ın böyle sıfatı da var sanılır.



-------------
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana? HADDİMİ BİLİRİM derim


Mesajı Yazan: cihan hakkı
Mesaj Tarihi: 01-Aralık-2007 Saat 11:04
 Sual: Kur’an-ı kerimde, (Allah, Eshab-ı kiramdan razıdır) buyuruluyor. O eshab, Resulullahın vefatından sonra kötü şeyler işlese yine mi Allah onlardan razı olur?
CEVAP
Muteber din kitaplarında buyuruluyor ki:
Allahü teâlânın sıfatları ebedidir, sonsuzdur. Onlardan razı olması da sonsuzdur. Yani birkaç seneliğine razı olup da sonra vazgeçmez. Hâşâ eshabın daha sonra ne yapacağını Allah bilmiyor muydu? Bilmeyen Allah olur mu? Onlardan razı ise ebediyen razıdır. Bir müddet razı olup sonradan vaz geçmek Allah’ın sıfatlarına aykırıdır. Kur’an-ı kerimde (Allah sözünden dönmez) buyruluyor. [Al-i İmran 9, Zümer 20, Rad 31, Rum 6]


-------------
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana? HADDİMİ BİLİRİM derim


Mesajı Yazan: cihan hakkı
Mesaj Tarihi: 01-Aralık-2007 Saat 11:04
 Razı etmek için
Sual:
Allahü teâlâ ile onun sevdiklerini razı etmek için ne yapmak gerekir?
CEVAP
Önce Ehl-i sünnet itikadını öğrenip, dinimizin emir ve yasaklarına uymalı, özellikle kalb kırmamaya ve kul hakkına dikkat etmeli. Şu hadis-i şerifte bildirilen duaları da okumaya çalışmalı:


-------------
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana? HADDİMİ BİLİRİM derim


Mesajı Yazan: cihan hakkı
Mesaj Tarihi: 01-Aralık-2007 Saat 11:05
 
Ya Aişe, bir kere “Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ cemî’il Enbiyâi velmürselîn” de, bütün peygamberler senden razı olsun. Bir kere “Allahümmağfirlî ve li vâlideyye [ve li-meşâyıhiyye] ve lil mü’minîne vel mü’minât vel müslimîne vel müslimâti el ahyâi minhüm vel emvât” de, bütün müminler senden razı olur. Bir kere de “Sübhânellahi vel hamdü lillahi ve lâilahe illallahü vellahü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm” de ki, Allahü teâlâ senden razı olsun.) [Ey Oğul İlmihali]
 


-------------
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana? HADDİMİ BİLİRİM derim


Mesajı Yazan: cihan hakkı
Mesaj Tarihi: 01-Aralık-2007 Saat 11:06
 
Allahü teâlâyı çok anmalı
Sual: Allah’ı hatırlamak için hangi duaları okumak gerekir?
CEVAP
Müslüman, itikadını düzelttikten sonra, kul ve Hak borçlarını ödemeye gayret etmeli, fırsat buldukça her işte Allahü teâlâyı hatırlamaya çalışmalıdır! Bildiği dua ve tesbihleri okumak da Allahü teâlâyı hatırlamak olur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah’ı çok zikredenlerin [ananların] günahları affolur ve büyük mükafat verilir.) [Ahzab 35]
(Kalbler ancak Allahü teâlâyı anmakla, itminana, rahata kavuşur.) [Rad 28]

(Allahü teâlâyı anmak her şeyden büyüktür.)
[Ankebut 45]
(Allah’ın nimetlerini anın ki, kurtulasınız.) [Araf 69]

(Beni anmayan, sıkıntılara maruz kalır, kıyamette de kör olarak haşrolur.)
[Taha 124]
(Beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin; nankörlük etmeyin.) [Bekara 152]

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, kıyamette buyurur ki: Dünyada bir gün beni hatırlayıp anan müslümanı, benden bir kerecik korkan müslümanı, Cehennemden çıkarın!) [Tirmizi]

(Gece ibadet edemeyen, malını hayra sarf edemeyen kimse, Allahü teâlâyı çok ansın!)
[Bezzar]
(Size mecnun deninceye kadar Allahü teâlâyı çok anın!) [Hakim]

(Münafıklar, mürai
[riyakâr] deseler de Allahü teâlâyı çok anın!) [Beyheki]
(Tenhada Allahü teâlâyı zikreden, kâfirlerle tek başına savaşan gibidir.) [Şirazi]

(Şükreden kalb, zikreden dil, uygun bir ev ve saliha bir kadına sahip olan, dünya ve ahiretin hayrına kavuşmuş demektir.)
[İbni Neccâr]

Hadis-i kudside buyuruldu ki:
(Ya Musa, seninle beraber olmamı istersen, beni zikredenin yanında ol! Kim Beni nerede ve ne zaman ararsa bulur.) [İbni Şahin]

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Cennetin ağaçları, nehirleri dünyadakilere hiç benzemez. Orada olan herşey, dünyadaki ibadetlerin, iyiliklerin meyveleridir.

Peygamber efendimiz, (Cennette ağaç yoktur. Tesbih, tahmid, temcid ve tehlil okuyarak, [Yani (Sübhanallahi velhamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber) diyerek] oraya çok ağaç dikiniz) buyurdu. (Müj. m. 302)

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Allah indinde en kıymetli söz, "Sübhanallahi ve bihamdihi"dir.) [Müslim]

(Günde yüz defa "Sübhanallahi ve bihamdihi" diyenin, günahları deniz köpüğü kadar da olsa affedilir.)
[Müslim]

(Gece ibadet etmek kendine güç gelen veya malını hayra sarfetmekte cimrilik eden yahut düşmanla savaşmaktan korkan, çokça "Sübhanallahi ve bihamdihi" desin. Çünkü bu, Allah yolunda infak edeceği, bir altın dağdan daha kıymetlidir.)
[Taberani]

(Dilde hafif, terazide ağır ve bağışlayıcı olan Allah indinde en kıymetli iki cümle: "Sübhanallahi ve bihamdihi, Sübhanallahilazim")
[Müslim]
 


-------------
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana? HADDİMİ BİLİRİM derim


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 01-Aralık-2007 Saat 12:24
 emeğine sağlık,Allah razı olsun

-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: Muhabbetci
Mesaj Tarihi: 01-Aralık-2007 Saat 17:43
Orjinalini yazan: cihan hakkı

 Sual: Kur’an-ı kerimde, (Allah, Eshab-ı kiramdan razıdır) buyuruluyor. O eshab, Resulullahın vefatından sonra kötü şeyler işlese yine mi Allah onlardan razı olur?
CEVAP
Muteber din kitaplarında buyuruluyor ki:
Allahü teâlânın sıfatları ebedidir, sonsuzdur. Onlardan razı olması da sonsuzdur. Yani birkaç seneliğine razı olup da sonra vazgeçmez. Hâşâ eshabın daha sonra ne yapacağını Allah bilmiyor muydu? Bilmeyen Allah olur mu? Onlardan razı ise ebediyen razıdır. Bir müddet razı olup sonradan vaz geçmek Allah’ın sıfatlarına aykırıdır. Kur’an-ı kerimde (Allah sözünden dönmez) buyruluyor. [Al-i İmran 9, Zümer 20, Rad 31, Rum 6]


Bu konuda haddime düsmeden nacizane düsüncelerimi akdarmak niyetindeyim izninle..Kurani kerimde ashab dedigi , su anki bize bircok kez ögretileri ashabin tümünü icine almiyor..Hz Peygamberin( Salatu selam olsun ona) etrafinda onu görüp, namaz kilip ama sadece görünüsde müslüman olanlarda vardir ve buna yine kanit Kurani kerimdedir..."Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyi söylüyorsunuz? Yapmadığınız şeyi söylemeniz Allah'ın yanında ağır
suçtur."Saıf Suresi /3.

Ve yine bir baska ayeti kerimede : "Onlardan öyleleri de var ki Peygamber'i incitirler ve derler ki: "O, sanki her söyleneni dinleyen bir kulaktır." De ki: "O sizin için bir hayır kulağıdır. Allah'a inanmıştır, müminlere de güvenir. Ve o, sizden mümin olanlar için rahmettir." Allah'ın, Peygamber' i incitenlere acı bir azabı vardır."Tevbe Suresi /61

Ve bundan baska yine Alimler söyle buyurmusdur: İbrahim-i Teymi : "Ben sözlerimi amellerime sunduğumda devamlı yalancı olmaktan korkuyordum."

ibn-i Ebi Müleyke : "Resulullah'ın (s.a.a.) ashabından otuz kişinin, münafık olduklarından korktuklarını gördüm. Onlardan hiçbiri Cebrail ve Mikail'in imanı üzerine olduklarını iddia edemiyordu..."
Sahih-i Buhari, c. 1 s. 19, iman Kitabı

Ve yine Peygamberimizin hadislerinde ve tarihde sunlar bulunmakdadir...
Aişe der ki: Resulullah (s.a.a.) bir şey yaptı ve halkın ondan yararlanmasına izin verdi. Bazıları bundan kaçındılar. Resulullah'ın (s.a.a.) bundan haberi olunca minbere çıkarak bir hutbe okudu. Allah'a hamd ve senadan sonra şöyle buyurdu: "Niçin halktan bazıları benim yaptığım şeyden çekiniyorlar? Vallahi ben Allah' i onlardan daha çok tanıyor ve Allah'tan daha çok korkuyorum."
Sahih-i Buhari, c. 8, s. 31

Buhari, Sahih'inin "Cihat ve Siyer Kitabı"nda Enes bin Malik'ten şöyle nakleder: Allah Teala, Hevazin kabilesinin mallarından bir kısmını fey' olarak Resulullah'a (s.a.a.)verince, o da onları Kureyş'ten bazılarına verdi. Ensar dediler ki: "Allah, Peygamberini affetsin. Malları Kureyş'e verirken bizi mahrum bırakıyor. Halbuki kılıçlarımızdan onların kanı damlıyor" Bunun üzerine Resulullah (s.a.a.) Ensar'ı bir araya topladı ve Ensar'dan olmayan hiç kimseyi oraya sokmadı. Sonra onlara; "Sizden bazı sözler duydum, neler oluyor?" diye sordu. Onlar sözlerini tekrarlayınca şöyle buyurdu: "Ben, yeni Müslüman olanlara mal veriyorum. Siz, onların mallarıyla gitmelerine ve kendinizin Allah Resulüyle birlikte kalmasına razı olmaz mısınız? Vallahi sizin elde ettiğiniz, onların elde ettiklerinden daha hayırlı- dır." Ensar; "Evet, ey Resulullah, razı olduk" dediler. Resulullah da şöyle buyurdu: "Siz benden sonra çok bencillikler göreceksiniz. Havuz'un başında Allah'a ve Resulüne ulaşıncaya kadar sabredin." Enes dedi ki: "Ama biz sabretmedik"
Sahih-i Buhari, c. 4, s. 114 - 115


Resulullah'ın (s.a.a.) hayatının son anlarında sahabeden bir grup Peygamber' in evinde toplanmıştı. Ömer bin Hattap da onların içindeydi. O sırada Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu: "Gelin size bir şey yazayım ki, benden sonra asla sapmayasınız." Bunun üzerine Ömer deki ki: "Ağrı ve elem Resulullah'a (s.a.a.) galip gelmiştir. Kur'an aranızdadır; o bize yeter." Orada bulunanlar ihtilaf edip çekiştiler. Bir grup; "Getirin de sapıklığa düşmemeniz için Resulullah (s.a.a.) bir şey yazsın." diyor, bir grup da Ömer'in sözünü tekrarlıyordu. Resulullah'ın (s.a.a.) huzurunda bağırıp çağırmaları ve anlaşmazlıkları çoğalınca, Resulullah (s.a.a.); "Kalkın! Yanımdan gidin!" diye buyurdu. İbn-i Abbas diyordu ki: "Bütün musibet ve belalar, Resulullah'ın huzurunda bağırıp ihtilaf ederek o önemli konunun yazılmasına engel olunduğundan dolayı meydana geldi."
Sahih-i Buhari, c. 9, s. 137, c. 1, s. 39 ve c. 6, s. II - 12;
Sahih-i Müslim, c. 3, 1257, h. 1637;
Müsned-i Ahmed, c. 1 , s. 222.


Gaylan, Enes bin Malik'ten şöyle dediğini nakleder: Resulullah'ın (s.a.a.) zamanında olan hiçbir şey göremiyo- mm." "Namazı görmüyor musun?" denildiğinde, "Onu da değiştirip zayi etmediniz mi?" dedi.

        Yine Zühri'den şöyle nakleder: Şam'da Enes bin Malik'in yanına gittiğimde onun ağladığını gördüm. "Niçin ağlıyorsun?" diye sorunca, dedi ki: "Namaz dışında Resulullah'ın zamanında olan hiçbir şey kalmadı. Namaz da zayi edildi."Sahih-i Buhari, c. I, s. 141

Buhari, Sahih'inin "Sabah Namazının Cemaatle Kılınmasının Fazileti Babı"nda A'meş'ten, o da Salim'den şöyle nakleder:

        Ümmü Derda der ki: Bir gün Ebu Derda çok sinirli bir halde eve geldi. Sebebini sorunca, "Vallahi, Muhammed'in (s.a.a.) ümmetinde sünnet olarak sadece namazların cemaatle kılınması kalmıştır." dedi
Sahih-i Buhari, c. I, s. 166

Buhari, Sahih'inin "Havuz Babı"nda, "Biz sana Kevser'i verdik." ayetiyle ilgili olarak, Ebu Hureyre'den şöyle nakleder: Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu: "(Kıyametgünü) Ben ayakta olduğum halde bir grubu görüp tanıyacağım. Sonra benimle onların arasından birisi çıkarak onlara; "Haydi gelin." diyecek. Ben "Onları nereye götürüyorsun?" diye sorunca; "Vallahi cehenneme!" diyecek. Ben; "Onların suçu nedir?" diye soracağım; diyecek ki: "Bunlar senden sonra cahiliyeye dönüp mürted oldular." Sonra bir grup daha görüp onları da tanıyacağım. Yine onlarla benim aramda birisi çıkarak onlara; "Haydi gelin." diyecek. Ben; "Bunları nereye götürüyorsun?" diye sorunca; "Vallahi, ateşe!" diye cevap verecek. "Bunların suçu nedir?" diye sorunca; "Bunlar da senden sonra cahiliyeye dönüp mürted oldular." Onlardan kurtulanlar, sadece deve sürüsünden ayrılan birkaç deve sayınca olacak."

        Ebu Said-i Hudri'nin rivayetinde de şöyle geçer "Bunların senden sonra neler yaptıklarını biliyor musun?!' denilecek. Ben de; "Benden sonra dinde değişiklik yapanları benden uzaklaştırın." diyeceğim."
Sahih-i Buhari, c. 8, s. 150 - 151

Sanirim bu kadar yeter...Yani senin verdigin ayeti kerimede demek istenilen Ashab her Hz Peygamberi görüpde yaninda namaz kilan degildir..Sende bilirsinki kuranda su hadise gecer, bir mescit yapilir ve ALLAHIN emri ile o mescit yikdirilir...Bunun gibi daha bircok ayet ve hadisler mevcutdur, bunlari bilerek ben her ashabi HAKK yolunda kabul edemem ..

Insallah yazdigimdan dolayi bu acizane insana kizgin degilsdindir..
ALLAH emanetsiniz :)




Mesajı Yazan: aylin
Mesaj Tarihi: 01-Aralık-2007 Saat 17:59
 emeğine ve yüreğine sağlık muhabbetçi kardeş aramızada hoş geldin


Mesajı Yazan: dede
Mesaj Tarihi: 01-Aralık-2007 Saat 18:34
 muhabbetci kardeş öncelikle hoşgeldin.hızlı geldin maşallah.Bizlere aktardığın olaylar hadisi şeriflere bir şey diyemiyoruz ama şerhinde bazı meseleler var onlarıda tam ayırmadığını düşünüyorum.Bilindiği gibi sahabe gibi görünen Allah c.c. ve Rasulü s.a.v. malum olan münafıklar vardı.Allahın rasulu s.a.v. bunları açığa vermemiş ama işaretlerini ehline aktarmıştı.O münafıkların yaptığı yamukluklar defalarcada ayetle sabitlenmişti.Bu münafıkları ve sonradan irtidat edip islamdan dönenleri çıktıktan sonra Peygamber efendimizin o güzide arkadaşlarına (Rd.anhüm)laf söylemek içinde çok tehlikeli olsa gerek. Başka bir boyutuylada fıkıhta biliyorsunuz bir usul vardır bir gemide bit tane mümin 99 tane kafir olsa o gemi batırılırsa mesuliyet vardır.Yine dikkat edilirse veda haccı sırasında veda hutbesini dinleyen 114 000 sahabenin katıldığı malumken bunlardan isimleri öne çıkmış ve haklarında zerre kadar şaibe olmayan sultanlarımız bize örnek olarak yetmiyormu. hiç bir zaman kötüden örnek verilerek içinde bulunan iyiler tehlikeye atılmamalı aksine iyilikler anlatılarak içindeki eksik ve yanlışlar kapatılmalıdır. velevki sabit olsun kötülük.Kim bir kardeşinde hata görürde kapatırsa Allah c.c. de onun hatalarını örter düsturunu unutmamalıdır.Yine bir boyutuyla üzerinden yıllar geçmiş ve muhatabının cevap veremeyeceği bir konuda kişi belirterek konuşmanın da faydası yok zararından başka.başta nefsimiz olarak biz bugün Allah c.c. emri doğrultusunda yaşayabiliyormuyuz yaşayamıyormuyuz ona bakalım. buda bu acizin düşüncesi.Allaha emanet olun.


Mesajı Yazan: dede
Mesaj Tarihi: 01-Aralık-2007 Saat 18:37
 ayrıca üzerinde durduğun mescidi dırar denilen yıkılması emredilen ve yıkılan mescidin neden yıkıldığını bahsetmezsen çok tehlikeli bir iftira çıkar ortaya. Mescidi kuranlar her zamanki gibi münafıklardı ve ümmeti bölme gayreti için yapmışlardı.yani yapanlara sahabe dediğin zaman ortalığı asıl o zaman yıkmış olursun.


Mesajı Yazan: dede
Mesaj Tarihi: 01-Aralık-2007 Saat 18:44
 Hz. Ömer , Enes bin Malik, İbni Abbas (Radıyallahüanhüm) gibi isim vererek bahsettiğin başlarımızın tacı efendilerimizden bahsederken arkadaşından bahseder gibi bahsetmen ayrıca eleştireceğimiz bir noktadır.


Mesajı Yazan: dede
Mesaj Tarihi: 01-Aralık-2007 Saat 18:55
 Sanirim bu kadar yeter...Yani senin verdigin ayeti kerimede demek istenilen Ashab her Hz Peygamberi görüpde yaninda namaz kilan degildir..Sende bilirsinki kuranda su hadise gecer, bir mescit yapilir ve ALLAHIN emri ile o mescit yikdirilir...Bunun gibi daha bircok ayet ve hadisler mevcutdur, bunlari bilerek ben her ashabi HAKK yolunda kabul edemem ..

Insallah yazdigimdan dolayi bu acizane insana kizgin degilsdindir..
ALLAH emanetsiniz :)


Allahu teala c.c. veya Allahın rasulü s.a.v. size nasıl ölçü aleti verdi de ben hakk yolunda kabul edemem diyorsunuz.Açıktan inkarı görülmeyen bir normal kişinin bile hakkında böyle bir karar verilemezken "Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir,hangisine sarılırsanız kurtuluşa erersiniz" hadisi şerifine mukabil bu nasıl bir cürettir.BEN O SAHABE EFENDİLERİMİZİN AYAĞININ TOZUNA KURBAN OLURUM HİÇ BİRİNİ AYIRMADAN!!!!!!!!!!  


Mesajı Yazan: cihan hakkı
Mesaj Tarihi: 01-Aralık-2007 Saat 21:23
 dede cok tşk ederim allah razı olsun bilgilerin için

-------------
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana? HADDİMİ BİLİRİM derim


Mesajı Yazan: cihan hakkı
Mesaj Tarihi: 01-Aralık-2007 Saat 21:34

s a muhabbetci  arkadaşım

 Amel-i salih; “iyi, güzel ve faydalı iş,” “Allah’ın rızasına uygun amel” demektir.

“Asra yemin olsun ki, hiç şüphesiz, insan hüsrandadır. Ancak, iman edip, salih amel işleyenler, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.” (Asr Sûresi, 1-3)
 
 
 

 


-------------
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana? HADDİMİ BİLİRİM derim


Mesajı Yazan: cihan hakkı
Mesaj Tarihi: 01-Aralık-2007 Saat 22:56

Peygamber SAS Efendimiz Hazretleri Râmûzül-Ehâdîs kitabımızın 109. sayfasının, 9. hadis-i şerifi olan, Ebû Hüreyre RA tarafından rivayet edilmiş hadis-i şerifinde buyuruyor ki:

(İnnen-nâse yeksürûn) "İnsanlar, müslümanlar çoğalıyor. (ve ashâbî yekıllûn) Ama benim ashabım günden güne azalıyor artık." Yâni, insanlar asırlar boyunca yaşayacaklar, çoğalacaklar; ama ashabım sayılı, onlar gittikçe azalıyorlar, yaşayanlar ölüyor. Azala azala, işte nihayet kalmayacak.

(Felâ tesübbû ashâbî) "Sakın benim ashabıma söğmeyin, söğüp saymayın, saygısızlık etmeyin!" Kıymetini bilin! Gittikçe azalacaklar bunlar, kalmayacak. "Rasûlüllah'ı gören var mı içinizde?" dediğiniz zaman, bulunmayacak.



-------------
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana? HADDİMİ BİLİRİM derim


Mesajı Yazan: cihan hakkı
Mesaj Tarihi: 01-Aralık-2007 Saat 23:03
 

        Kur'anı Kerîmdir. Kur'anı Azîmüşşan, İslâm dininin temel kitabı, müslü-manlarm anayasasıdır. Allah Teâlanın emirlerini, yasaklarını, toplu olarak bulunduran bir "Kitabı Mübîn" Efendimize nazil olmuş, Râsûlüllahtan da zamanımıza kadar "tevatür" yoluyla nakledilegelmiş ve böylece, kıyamete kadar da devam edip gidecektir.
        Kur'anı Kerim toptan, bir defada gelmedi. Âyet, âyet sûre, sûre indirildi. Şanı büyük Allanın sübhânî iradesine göre, yirmiiki küsur yılda tamamlandı. Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimize, Cebrail (Cibrîl) adındaki melek vasıtasıyle "vahy" olundu. "Arabca" olarak bildirildi.
        Kur'anı Mübîn, insanları yanlış yoldan-doğru yola çeviren, onları Tek Tanrı (Tevhîd) inancı etrafında toplayan, daima okunmak üzere gönderilen "Tek Kitab" olduğu için, ona "Kur'an" denildi.
        Kur'ânı Kerimin harfi de, lâfzı da, mânânın toplamı da "Allah sözü"dür. Bu yüzden, Kur'an'a "Vahyi Metlüv" denir: (Tilâvet olunan vahy demektir.) Vahy işinde Cebrail bir vasıta, Peygamberimiz ise bir elçidir.
        Kur'ânı Kerimde: 114 sûre, 6666 âyet (Zemahserîye göre) vardır. Bu âyetler, insanların inançlarına göre, zaman zaman gelirdi. Rasûl-i Ekrem bunları, kendi gözü önünde, vahy kâtiplerine yazdırır, yerli yerine koydururdu. Kâğıt yerine de hurma dalı, hurma kabuğu, deri, düz taşlar vesaire kullanırdı. Birer suretleri saklanırdı. Aynı zamanda ashâb tarafından bellenirdi.
Ashabın bir kısmı Kur'anın hepsini, bazıları yarısını, bazıları da üçtebiri-ni hıfzederdi. Bütün âyetleri ezber edenlere "Kurrâ" denirdi. Hazreti Cibrîl, âyetleri tebliğ ederken, yerlerini de bildirirdi: (770).
        Şu halde, Kur'ânı Kerim, Rasûl-i Ekremin hayatında, Onun emriyle, Onun gözü önünde yazılmış, tertiplenmiş, ashabı tarafından ezberlenmiş ve beş vakit namazlarda ve her yerde okunmuş ve muhafaza olunmuştu: (771).
        Rasûl-i Ekrem, bütün Kur'anın okunmasını, her sene bir defa Hazreti Cib-rilden dinlerdi. Ölüm senesi, bütün Kur'ânı iki defa dinledi:(772).
        Ancak, Rasûl-i Ekrem zamanında Kur'anın bütün âyetlerini, bir cild halinde toplamak mümkün olamadı. Çünkü, Peygamber Efendimiz, en son âyetin gelişinden sonra, çok yaşayamadı. Onsekiz gün sonra vefat eyledi: (773).
        Rasûl-i Ekremden sonra, ilk olarak halife seçilen Hazreti Ebûbekr -radıyallahu an h- zamanında Arab yarımadasında türeyen yalancı peygamber (mütenebbîler) den "Müseylimetülkezzâb" ile yapılan "Yemâme" savaşında yetmiş kadar kurrâ (hafızlar) şehîd düşmüştü. Hazreti Ömer -radıyallahu anh- in hatırlatması üzerine Hazreti Ebûbekr bütün âyetleri bir mushafta toplattı.
        Rasûl-i Ekremin vefatından altı ay geçmişti: Halife Ebûbekr, bu işi vahy kâtiplerinden Zeyd bin Sâbit'in başkanlığında toplanan komisyona yaptırdı. Zeyd ibni Sabit, gayet ihtiyatlı davrandı. Kur'an âyetlerinin, yalnız hafızların ezberinde bulunmasını kâfi bulmadı. Aynı zamanda Peygamberimizin hayatında vahy kâtipleri tarafından yazılan bütün âyetleri ele aldı t774). Her bir âyet için, iki âdil şâhid dinlendi. Şâhidler, Râsûl-i Ekremin gözü önünde bu âyetlerin yazılmış olduğuna da şâhidlik ediyorlardı.
        İlk halife Ebûbekir zamanında toplanmış bulunan bu Kur'an nüshası, Haz-reti Ebûbekirden sonra, ikinci halife Hazreti Ömere geçti. Ömer -radıyallahu anh- den sonra Hazreti Ömerin kızı ve Rasûl-i Ekremin zevcesi Hazreti Haf-saya kaldı.
        Hicretin 30 uncu (650) senesiydi: Üçüncü halife Hazreti Osman -radıyallahu anh- zamanında, Kur'anın okunuşunda bazı ihtilâflar yüz gösterince, ikinci bir komisyon daha toplandı. Başkanı yine "Zeyd İbni Sabit" oldu. Abdullah ibni Zübeyr, Saîd İbnil'Âs, İbni Abbâs, Enes ibni Mâlik Hazretleri, Zeyd ibni Sabit ile birlikti. Ebûbekir zamanında toplanmış bulunan ilk Kur'an nüshası Hazreti Hafsadan getirtilerek esas tutuldu. Nüshalar çoğaltıldı.
        Görülüyor ki, Rasûl-i Ekrem zamanında dağınık bir halde yazılı bulunan Kur'an âyetleri, Hazreti Ebûbekir devrinde toplanmış, Hazreti Osman zamanında ise, nüshaları çoğaltılarak yayılmıştı: (775)
        Bu ikinci komisyonda ashâbdan oniki zat bulunuyordu. Kur'anı Kerîm bir rivayette beş nüsha, diğer rivayetlere göre de altı (776) veya yedi nüsha olarak istinsah olundu ve müslüman memleketlerine gönderildi.
        Bu yedi Kur'an nüshasından bir tanesi Medine'de alıkonuldu. Bir tanesi Mekke'ye, biri Şama biri Yemene, biri Bahreyne, biri Basraya, biri de Küfeye yollandı.
        Rasûl-i Ekremin zevcesi Hazreti Hafsadan alınan esas nüsha, geri kendisine verildi. Ancak, bu nüshalar yayıldıktan sonra, bazı kimselerin yaymış oldukları nüshaları, yeni fethedilen memleketlerde okunuş (kırâet) ihtilâflarına sebep olduğu için ortadan kaldırıldı:(777).
        Bugün elimizde bulunan Kur'anı Kerim, Hazreti Osman tarafından yayılmış bulunan nüshaların aynıdır. Zeyd ibni Sabit Hazretlerinin tertibidir. Bu meselede ashabın ittifakları vardır: (778). Hazreti Zeydin tertibinde, sûrelerin nüzul tarihlerine bakılmamış, yalnız sûreler arasındaki münasebetler göze-tilmiştir. Bununla beraber, Hazreti Osman nüshasına uymayan tertipler yok değildir. Nitekim, Hazreti Ali, Rasûl-i Ekremin vefatından sonra, nüzul (iniş) sırasına göre, sûreleri toplamıştı. Hazreti Ali'nin tertibine göre, Mekkeli sûreler önce, Medineli sûreler sonra yazılmıştı:(779).
        Kur'anı Kerimin noktalarla, harekelerle işaretlenmesi daha sonra yapıldı.
        İslâmdan önce, Arab yarımadasında üç türlü yazı vardı. Arabistanın kuzeyinde Nebtî yazısı, güneyinde, Himyerîyazısı, Irakta da Hîrî yazısı kullanılırdı. Nebtî yazısından nesih yazısı, Hîrî yazısından da Kûfî yazı doğdu.
        Meşhur tarihçi Corci Zeydana göre, Hulefâi Râşidin devrinde ve Emevî halifeliği zamanında vKur'anı Kerim, Kûfî yazısıyle yazılmıştı.
        Arablarm kullandıkları bu eski yazılarda nokta ve hareke gibi işaretler yoktu. Kur'anı Kerimin noktalanma ve harekelenme işinde üç rivayet var:
        1 - Emevî halifelerinden Abdülmelik zamanında, ilk defa harekeyi ortaya koyan Ebûl'Esved, Kur'anı ilk olarak noktalayan da Nasr ibni Âsim oldu. Nasr, meşhur zâlim Haccâcın kâtiplerindendi.
        2 - Tarihçi meşhur muhaddis "Hafız Zehebî" ye göre, Kur'anı Kerimi noktalayan ve harekeleyen, Emevîler devrinde, Horasanda Merv Hâkimi Yahya ibni Ya'mer (vefatı: 89/707) idi.
        3 - Mısır Tarifli yazarı muhaddis "Celâleddini Süyûtî" nin rivayetine göre de, Kur'anı Kerimi noktalayan meşhur müctehid Hasan Basrî Hazretleri (vefatı: 110/728) idi. Kur'anı Kerimin diğer işaretlerini tamamlayan da Halil ibni Ahmed (vefatı: 170/789) oldu.
        Bunca asırlar geçtiği halde Kur'anı Kerim, Rasûl-i Ekrem zamanında nasıl yazîlmış, nasıl tebliğ edilmişse, kelimesi kelimesine, harfi harfine.-ayniyle muhafaza olunarak zamanımıza kadar gelmiş, her asırda yüzbinlerce hafız tarafından ezberlenmek suretiyle, hatasızca nakledilmişti. Dost ve düşman, bütün dünya tarafından Kur'anın hiç bir değişikliğe uğramamış bulunduğu kabul olunmaktadır.
        İbâdete "Arabca" olarak okunan Kur'anı Kerim, mânâsının halka gizli kalmaması için, hemen her asırda çeşitli zatlar tarafından Türkçemize çevrildiği gibi, yeryüzünde bütün dillere de terceme edilmiş ve tefsirleri de yapılmıştır.
        Ancak, Kur'an tercemeleri, "Kur'an" değildir. Belki Kur'anı Kerimi terceme edenlerin kendi anlayışları ve Kur'anı Kerimin mânâlarıdır. Allah sözü (kelâmı) olan Kur'anı Kerim, Arabca olarak Rasûl-i Ekreme inen "metn"in adıdır. Hiç bir Arab şairi, Kur'anın en kısa sûresinin bile benzerini ortaya koyamamış, bütün Arab edip ve şairleri, Kur'anın fesahat ve belâgati karşısında âciz kalmışlardı.
        Halbuki Kur'anı Kerim, Rasûl-i Ekreme vahyolunduğu sıralarda, Arab dili fesahat ve belagatin şahikasına ulaşmış bulunuyordu. Bu sebepten, Kur'anı Kerim, müslümanlığın en büyük mucizesidir.
        Asrı Saadette Kur'anı müslümanlara açıklayan Peygamber Efendimiz idi. Ondan sonra da Peygamberin mirasçıları olan "din âlimleri" oldu. Tahsili buIun mayan Arablar, nasıl Kur'anın Arabca metninden lâyıkıyla bir mânâ çıka-ramazlarsa, Kur'anın hazırlık bilgilerinden mahrum kalmış, Türkler de, Türkçe tercemelerinden bir şey anlıyamazlar. Her meslekte, her branşta nasıl yüksek ihtisas adamlarına ihtiyaç kendini gösteriyorsa, İslâm dininde de Kur'anı Kerîmi anlayacak ve hükümleriyle birlikte anlatacak yüksek din bilginlerine ihtiyaç daha fazladır.



-------------
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana? HADDİMİ BİLİRİM derim


Mesajı Yazan: Muhabbetci
Mesaj Tarihi: 02-Aralık-2007 Saat 08:49
Orjinalini yazan: aylin

 emeğine ve yüreğine sağlık muhabbetçi kardeş aramızada hoş geldin

Eyvallah Aylin kardes, Hosbulduk sefalar gördük.



Mesajı Yazan: Muhabbetci
Mesaj Tarihi: 02-Aralık-2007 Saat 09:12
Orjinalini yazan: dede

 muhabbetci kardeş öncelikle hoşgeldin.hızlı geldin maşallah.
Hosbulduk Dede , Eyvallah..

Orjinalini yazan: dede

Bizlere aktardığın olaylar hadisi şeriflere bir şey diyemiyoruz ama şerhinde bazı meseleler var onlarıda tam ayırmadığını düşünüyorum.Bilindiği gibi sahabe gibi görünen Allah c.c. ve Rasulü s.a.v. malum olan münafıklar vardı.Allahın rasulu s.a.v. bunları açığa vermemiş ama işaretlerini ehline aktarmıştı.O münafıkların yaptığı yamukluklar defalarcada ayetle sabitlenmişti.Bu münafıkları ve sonradan irtidat edip islamdan dönenleri çıktıktan sonra Peygamber efendimizin o güzide arkadaşlarına (Rd.anhüm)laf söylemek içinde çok tehlikeli olsa gerek. Başka bir boyutuylada fıkıhta biliyorsunuz bir usul vardır bir gemide bit tane mümin 99 tane kafir olsa o gemi batırılırsa mesuliyet vardır.

Kendininde dedigin gibi ve isaret ettigin gibi hadisi serifler acikca herseyi aciklamakdadir...Dabiki bazi meseleler aciga cikarilmasi gerekir, daha derinlerine dalip acaba neden  ve nicin denmisdir diye arasdirmak istegini duymamiz gerekir...Ama senin belirttigin gibi durum dogru degildir, Hz Resülü ekrem( salatu selam olsun o yüce sultana) acikdan herseyi söylemisdir..Mesela su hadisi serifinde buyurmakdadir:Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim'de Resulullah'ın (s.a.a.) aşağıdaki hadisini okuyan Müslümanın suçu var mıdır?

        "Kıyamet günü sizi kuzeye doğru götürecekler. Ben, "Onları nereye götürüyorsunuz?" diye sorduğumda; "Vallahi onları cehennem e götürüyoruz." diyecekler. Ben, "Ey Rabbim, onlar benim ashabımdır." diyeceğim. Bana diyecekler ki: "Senden sonra onların ne bidatler çıkardıklarım bilmiyorsun. Sen onları terk ettiğin andan mürted olup cahiliyeye geri döndüler." Bunun üzerine ben diyeceğim ki: "Allah'ın rahmeti benden sonra dini değiştirenlerden uzak olsun." Onlardan, ancak deve sürüsünden ayrılan birkaç deve gibi çok azı kurtulacaktır."Sahih-i Buhari, c. 9, s. 58-59 ve c. 8, s. 150 - 151; Sahih-i Müslim, c. 4, s. 1794, h. 2293

Gördügün gibi bu hadisde kafir, yahut münafik degilde bilakis bazi ashabin mürted olup bidatler cikardigini söylemekdedir Resülü ekrem efendimiz..Bilerek hadisleri Sahihi buhari ve Müslümden akdarmakdayim cünki kimse demesinki uydurma hadislerdir bunlar diye...

Orjinalini yazan: dede

Yine dikkat edilirse veda haccı sırasında veda hutbesini dinleyen 114 000 sahabenin katıldığı malumken bunlardan isimleri öne çıkmış ve haklarında zerre kadar şaibe olmayan sultanlarımız bize örnek olarak yetmiyormu. hiç bir zaman kötüden örnek verilerek içinde bulunan iyiler tehlikeye atılmamalı aksine iyilikler anlatılarak içindeki eksik ve yanlışlar kapatılmalıdır. velevki sabit olsun kötülük.Kim bir kardeşinde hata görürde kapatırsa Allah c.c. de onun hatalarını örter düsturunu unutmamalıdır.

Ashabin iyisine canim gurban benim, mesela Ebuzerr gaffariye asla gikim cikmaz cikamazda, Selman farisi gibi mübareklere asla birsey diyemem, ümmü gülsüm anamiz olsun Hz Hatice anamiz olsun ve daha nice büyüklerimize lafimiz yokdur..Bunlar cünki hic bir hadisde, hic bir ayetde, hic bir tarihde kötülüklerine rastlamamisizdir...Oysa Halid bin velid, Muaviye ve bunlar gibilerin cinayetleri tarihde apacik belirtilmekdedir...Kurani kerimin bakara suresinin 197ayetinde:" Ey akil ve gönül sahipleri benden sakinin!" buyurmakda Yüce RABBImiz...Yine Ali imran suresi yedinci ayetinde:" Gönül ve akil sahiplerinden baskasi geregince düsünemez!" buyurmakdadir...Yani Kuran Aklimizi kullanarak zahirlerin tümünü arasdirmamizi emrediyor, dolaysi ile Tarihi , fikihi  hadis ilmini,Kuran ve tefsirini ögrenmemiz bir Emri ilahidir...

Orjinalini yazan: dede

Yine bir boyutuyla üzerinden yıllar geçmiş ve muhatabının cevap veremeyeceği bir konuda kişi belirterek konuşmanın da faydası yok zararından başka.başta nefsimiz olarak biz bugün Allah c.c. emri doğrultusunda yaşayabiliyormuyuz yaşayamıyormuyuz ona bakalım. buda bu acizin düşüncesi.Allaha emanet olun.

Dur Dedem burda, Yillar gecmis diye her olani kabul edersek su ayeti kerimedeki gibi oluruz Bakara Suresi        170      Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun" dendiğinde: "Hayır!Biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız." Derler...Peki, ataları bir şeye akıl erdiremiyor, doğruya ve güzele ulaşamıyor idiyseler!
Demekki bizler arasdircaz ve Atalarin yani bizden öncekilerin dogrumu yanlismi yapdi diye kuran ve hadis ilen anlicaz..


Mesajı Yazan: Muhabbetci
Mesaj Tarihi: 02-Aralık-2007 Saat 09:29



Orjinalini yazan: dede

Allahu teala c.c. veya Allahın rasulü s.a.v. size nasıl ölçü aleti verdi de ben hakk yolunda kabul edemem diyorsunuz.


ALLAHIN Resülü o yüce günes bana Kuran ve hadislerini vermis, miras birakmisdir onlarin isiginda bunlari diyebilmek hakkina kavusuyorum..*

Orjinalini yazan: dede

Açıktan inkarı görülmeyen bir normal kişinin bile hakkında böyle bir karar verilemezken "Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir,hangisine sarılırsanız kurtuluşa erersiniz" hadisi şerifine mukabil bu nasıl bir cürettir.

Bu dedigin hadis uydurmadir ispatini hemen yaziyorum:

21. Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidâyet bulursunuz39[39]

( أصحابي آالنجوم ، بأيهم اقتديتم ؛ اهتديتم )

Bu hadis uydurmadır.

Ravilerinden olan Sellâm b. Suleym yalancı  olup, İbn  Hibban’ın  da  dediği  gibi uydurma   hadisler   rivayet   etmiştir.   Diğer   bir   râvi   olan   Hâris   b.   Gusayn   ise bilinmemektedir. Buna  rağmen  Şa’rânî  şöyle  der:«  Bu  hadis  hakkında  muhaddisler  (zayıflığına dair) konuşmuş olsalar bile, keşf ehline göre sahihtir! » Ancak Şa’rânî’nin  bu  sözü  hiç  şüphesiz batıldır! Çünkü keşf yoluyla hadislerin tashih edilmesi tasavvufi bir bid’attır. Bunu asıl kabul etmek, biraz önceki hadis gibi aslı olmayan batıl hadislerin sahih olduğunu kabule götürmesi demektir. Keşf,  sahih olarak vukû bulur ise, en iyi durumda bile, rey ile aynı derecededir. Rey ise, hata da eder isabette edebilir. Tabi ki buna heva karışmamış  ise bu böyledir. Allah’ın rızası olmayan herşeyden selâmet dileriz.

El-Hatib’in  rivayet ettiği daha uzun metinden oluşan diğer bir uydurma hadis hakkında  es-Suyutî  şöyle  der:  «       Bu  hadiste  bazı  faideler  vardır,  şöyle  ki  ;  Resûl (s.a.s)’in     kendisinden      sonra     furu’da      ki     ihtilafları      haber      vermesi     onun mucizelerindendir, çünkü bu gaybtan haber vermektir. Ve onun buna rızası ve onayı sözkonusudur.  Öyle  ki  bunu  rahmet  kılmış  ve  mükellefi  istediğini  almakta  serbest bırakmıştır...»!

Buna  cevap  olarak  şöyle  denir;  önce  es-Suyutî’nin  rivayetin  sahih  olduğunu isbat etmesi gerekir ki, sonradan da o rivayetten hükümler çıkarabilsin.

Bu  rivayetin  uydurma  olduğuna  bir  başka  delil  de;  nasıl  olur  da  Peygamber (s.a.s)  sahabeden  olan  her  bir  ferde  uymamızı  tavsiye  edebilir?  Kaldı  ki  sahabe arasında  âlim olduğu  gibi,  ilimde  orta seviyeli  ve  daha  da  aşağı  olanlar  vardı. Konuyla ilgili gelen rivayetlerin uydurma olduğunu söyleyen   İbn Hazm şöyle devam eder: « Çünkü Allah Teala Peygamberi (s.a.s)’i   ( O, arzusuna göre konuşmaz. O (bildirdikleri)   vahyedilenden  başkası  değildir)    şeklinde   nitelendiriyor   ise, Peygamber   (s.a.s.)’in   şeria’ta   dair   bütün  sözlerinin   gerçek   ve   şüphesiz   olarak Allah’tan geldiği anlaşılır. Allah’tan gelen şeyde de ihtilaf olmaz. Çünkü ayette ( Eğer o (Kur’an), Allah’tan başkası  tarafından gelmiş  olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı )  buyurulmuştur. Allah ( Birbirinizle çekişmeyin ) ayetiyle bizlere tefrika  ve  ihtilafı  yasaklar. Dolayısıyla  sahabeden  her birine  tâbî olmamızı Allah Resulu (s.a.s)’in bizlere emretmesi imkansızdır. Çünkü sahabenin içerisinde birisinin helal kıldığını  haram kılan bulunabilmektedir. Eğer durum böyle olsaydı, Semure b. Cundup’a uyarak içkinin satışı  helâl olurdu.  Ebû Talha’ya uyarak ta oruçlunun dolu yemesi helâl olurdu (orucu bozulmazdı). Bunlar diğer sahabelere tâbî olunduğunda da  haram  oluyor.  İbn  Hazm  Allah  Resulu  (s.a.s)’in  ölümünden  önce  ve  sonraki dönemde sahabe’den sadır olan sünnete isabet edemedikleri bazı  görüşleri uzunca anlattıktan sonra şöyle der;        « Nasıl olurda hem hata hem de isabet eden bir kavmi taklid etmemiz caiz olur »?

Mizân  (1/28)

Kifâye s.48

Necm 3-4

Nisa 82


Orjinalini yazan: dede

BEN O SAHABE EFENDİLERİMİZİN AYAĞININ TOZUNA KURBAN OLURUM HİÇ BİRİNİ AYIRMADAN!!!!!!!!!!  

Ashabin gercegin benim canim fedadir, ama insanlara gercegi anlatmak mecburiyetinde oldugumuzun düsüncesinde degilmisin sende kardes? Mesela biri cikip surda deseki Ashabdan puta tapmis insanlar vardir hemen düsünmeden bir cok insan yanlisa ceker ve onu küfür etti sayarlar, oysa Peygamberden önce puta tapanlar illaki olmusdur ashabdan..Yani demek istedigim HAKKI arasdirmak bize boyun borcudur ve bunu elimizden geldikce yapmak gayretinde olmamiz gerekir..

Vesselam


Mesajı Yazan: Muhabbetci
Mesaj Tarihi: 02-Aralık-2007 Saat 09:51
Orjinalini yazan: cihan hakkı

Peygamber SAS Efendimiz Hazretleri Râmûzül-Ehâdîs kitabımızın 109. sayfasının, 9. hadis-i şerifi olan, Ebû Hüreyre RA tarafından rivayet edilmiş hadis-i şerifinde buyuruyor ki:

(İnnen-nâse yeksürûn) "İnsanlar, müslümanlar çoğalıyor. (ve ashâbî yekıllûn) Ama benim ashabım günden güne azalıyor artık." Yâni, insanlar asırlar boyunca yaşayacaklar, çoğalacaklar; ama ashabım sayılı, onlar gittikçe azalıyorlar, yaşayanlar ölüyor. Azala azala, işte nihayet kalmayacak.

(Felâ tesübbû ashâbî) "Sakın benim ashabıma söğmeyin, söğüp saymayın, saygısızlık etmeyin!" Kıymetini bilin! Gittikçe azalacaklar bunlar, kalmayacak. "Rasûlüllah'ı gören var mı içinizde?" dediğiniz zaman, bulunmayacak.



Ben asla ashabina sögmedim sövmemde, bu bize yakisik kalmaz..Ama benim Peygamberim Hz Muhammed Mustafa(sav) hadislerinde bazi ashab dediklerimizin gercek yüzlerini gösteriyorsa ben bunu nasil olurda Müslüman kardeslerimden saklayabilirim? Yarin hesap var , bana Sefaat edecegi gün:" Ey ALLAHIN kulu , bildigin halde nicin benim hadislerimi söylemedin!" deyince ben ne diyecegim???? Acaba yukardaki hadisleri sen kabul buyurmuyormusun? Acaba O Hadisler sence dogru degilmidir? Birkac örnek vereyim sana yinede ben acizane aklimla...

  Resulullah, İslam'a davet etmesi için Halid bin Velid'i Cezime Oğullarına gönderdi. Onlar "Müslüman olduk" söyleyemeyip, onun yerine "Puta tapmaktan vazgeçtik, puta tapmaktan vazgeçtik" dediler. Bunun üzerine Halid onları birer birer öldürüyor veya esir ediyordu. Halid, esirlerden her birini birimize teslim etmişti. Sonunda bir gün bize elimizdeki esirleri öldürmemizi emretti. Ben, "Vallahi, ben ve arkadaşlarım elimizdeki esirleri öldürmeyeceğiz." dedim. Resulullah'ın (s.a.a.) huzuruna vararak olayı ona anlattığımızda, ellerini havaya kaldırarak iki kez; "Allah'ım! Ben Halid'in yaptıklarından uzağım." dedi
Sahih-i Buhari, c. 5, s. 203 ve c. 9, s. 91 - 92.

O zaman söylermisin bana Halidi ashabdan kabul edecekmiyiz etmicekmiyiz?

ve bu konuylan alakali yine "Abkariyyetu Halid" (Halid'in Kahramanlığı) adlı kitabına başvurulabilir. O kitabının 57 ve 58. sayfalarında bu konuda şöyle yazar:

        "Mekke'nin fethinden sonra Resulullah (s.a.a.) Mekke'nin etrafındaki kabilelerin de putlara tapmaktan vazgeçmeleri amacıyla seriyeler (kendisinin katılmadığı ordu) göndererek onları İslam'a davet etti. Bunlardan biri de, Halid bin Velid komutasında Muhacirler, Ensar ve Selim Oğullarından oluşan üç yüz elli kişilik bir seriye idi. Resulullah onları Cezime Oğullarına davetçi ve tebliğci olarak göndermiş ve onlara asla savaşma emri vermemişti. Cezime Oğulları, cahiliye devrinin en vahşi kabilelerinden biriydi. Onların öldürdükleri adamlardan bazıları şunlardır: Fakih bin Muğayre ve kardeşi (Halid'in iki amcası), Abdurrahman bin Avf'ın babası ve Selim Oğullarından Malik bin Şerid ile üç kardeşi. Bunların dışında çeşitli kabilelerden diğer bazılarını da öldürmüşlerdi.Halid onlara geldiğinde Selim Oğullarının da kendisiyle birlikte olduğunu anlayınca silahlarını alarak savaşa hazırlandılar. Halid onlara, "Sizler Müslüman mısınız?" diye sorunca bazılarının; "Evet", bazılarının da; "Biz putlara tapmaktan vazgeçtik, biz putlara tapmaktan vazgeçtik." dedikleri söylenir. Halid, "Peki niçin silahlandınız?" dediği zaman; "Bizim Arap kabilerinin biriyle aramızda düşmanlık var, sizin de onlardan olmanızdan korkup silahlandık!" cevabını verdiler. Halid dedi ki: "Silahlarınızı yere koyun; çünkü halk Müslüman olmuştur." Onlardan "Cahdem" adlı biri feryad edip dedi ki: "Eyvahlar olsun size ey Cezime Oğulları! O Halid'dir. Vallahi eğer silahlarınızı yere koyarsanız esirlikten ve daha sonra da ölümden başka bir şey göremeyeceksiniz. Vallahi ben silahımı asla yere koymayacağım." Onlar, onu ikna etmek için çok çalıştılar ve sonunda o da diğerleri gibi silahını yere bıraktı.

        Halid hemen onların ellerini bağlamalarını ve sonra öldürmelerini emretti. Selim Oğulları ile bedeviler Halid'in emrine itaat ettiler, ama Ensar ve Muhacirler Halid' e karşı çıktılar. Çünkü Resulullah (s.a.a.) onların öldürülmesini emretmemişti. Sonunda haber Resulullah'a (s.a.a.) ulaştı. Peygamber ellerini havaya kaldırıp üç kez; "Allah'ım! Ben Halid bin Velid'in yaptıklarından beriyim." dedi. Sonra onların mallarını geri vermek ve ölenlerinin diyetini ödemek üzere Ali bin Ebi Talib'i gönderdi.
Bak hadisden baska birde Tarihi kitap ne diyor, gördügün gibi burda ashab diye Hocalarimizdan dinledigimiz incan cinayet isleyen biri olarak karsimiza cikiyor..Ve kaynaklarida saglam olduguna kendin kanaat getirebilmen icin kaynaklarini yazarak bunlari burada söyleyebiliyorum..Yani Yazanlar Ehli sünnet alimler, kafir degil , mürted degil ...Bana kizmaya hic bir hakkiniz yokdur zira Ehli sünnet kitablarindan almisim...Hocalar gizliyorsa bu tür seyler bu benim sucum degildir onlarin sucudur...Ben HAKKDAN asla vazgecmem, bu bana Peygamberimizin verdigi emirdir, her Müslümana bu farzdir..

Tarih, Halid bin Velid'in işlediği birçok cinayeti kaydetmiştir. Özellikle Ebu Bekir'in, Halid bin Velid'i, içinde birçok sahabinin de bulunduğu büyük bir orduya komutan olarak tayin ettiği "Betah" olayında Halid, Malik bin Nuveyre ve kavmini hile ile aldatmış, silahlarını yere koyunca da ellerini bağlatıp hepsinin boynunu vurmuştu. Aynı gece Malik'in karısı Leyla Ümmü Temim'e de tecavüz etmişti. Ömer bin Hattap kısası uygulamak isteyerek Halid'e; "Ey Allah'ın düşmanı, seni recmederek öldüreceğim. Sen bir Müslümanı öldürdün, sonra da karısına zorla tecavüz ettin." dediyse de Ebu Bekir, Halid'i savunarak Ömer'e dedi ki: "Halid'e dil uzatma. Çünkü o içtihat ederek hataya düşmüştür."
Tarih-i Taberi, c. 3, s. 276; el-Eğani, c. 15, s. 298 - 302.

Simdi sen bunu Ictihat olarak kabul ediyormusun? Acaba bu dogru olabilirmi? Yani Halid bin velid bir kadina tecavüz edecek ve bu ALLAH katinda ictihat sayilcak öylemi? Subhanallah

Buhari, Sahih'inin "Minbersiz, Musallaya Çıkmak Babı"nda Ebu Said-İ Hudri'den şöyle nakleder:

        Resulullah (s.a.a.) Kurban ve Ramazan bayramı günleri musallaya çıkar, önce namaz kılar, ondan sonra halka
nasihat ederdi. Resulullah'tan sonra da bu böyle devam ediyordu. Ama bir kurban veya Ramazan bayramı günü Medine valisi Mervan ile musallaya çıktığımda namazdan önce minbere çıkmak istediğini gördüm. Elbisesinden tutup çektim. Fakat o aldırmayarak minbere çıktı ve namazdan önce konuşma yaptı. Ben; "Vallahi değiştirdiniz." deyince; "Ey Ebu Said! Senin bildiklerin artık yok olup gitmiştir!" dedi. Ben; "Vallahi, bildiklerim bilmediklerimden daha hayırlıdır." dedim. Bunun üzerine Mervan dedi ki: "Halk namazdan sonra oturup bizi dinlemiyorlar. Onun için konuşmayı namazdan önceye aldım."
Sahih-i Buhari, c. 2, s. 22.

Utanmadan Peygamberin sünnetini degisdirme cürretini gösteren insana birsey demiyorsunuzda ben bunlari acikca yazdigim icin banami kiziyorsunuz??

Heyhat heyhat!!
Allah'ım! Seni tenzih eder ve sana şükrederiz. Kur'an'daki şu ayetin bana kabullenmesi ağır olan gerçekleri öğretti: "İnsanlardan ve cinlerden çoğunu cehennem için hazırladık. Onların kalpleri vardır ama düşünmezler. Gözleri vardır ama görmezler. Kulakları vardır ama işitmezler. Onlar tıpkı hayvanlar gibidirler, hatta daha da sapık. İşte gafiller onlardır."

Bu ayettekiler gibi olmayin, Düsünün , görün , dinleyin, okuyun, arasdirin, sorun, cevap arayin, Kör iman bos imandir...

Vesselam


Mesajı Yazan: dede
Mesaj Tarihi: 02-Aralık-2007 Saat 13:06
 peygamber efendimiz s.a.v. " EY HALİD SEN MÜŞRİKLER ÜZERİNE ÇEKİLMİŞ BİR KILINCISIN (SEYFULLAH)" diye hitap ettiği o yüce sahabeye hakaret etmek için o anlattığınız aktardığınız olaydaki ortamın içinde değil, asırlar sonra yorum yapan bizler şu noktalara dikkat etmemiz gerekmiyormu;
* Halid bin velid R.a.'ı o göreve gönderen Peygamber efendimiz "o kendinden bir şey konuşmaz,onun konuştukları vahiydir" diye ayetle desteklenen s.a.v. bilmiyor ve haşa acizmi idi.
* Diyelimki görevlendirdiği kişi yanlış yapmıştı ve bir taraf haksızlığa uğramıştı şeriat hükmüne göre kısas yapılması ve halid bin velid efendimizin cezalandırılması gerekirken haşa peygamber efendimiz kayırma mı yaptı da sadece ben halidin yaptıklarından uzağım demekle yetindi.
* kaldıki rahmet peygamberi s.a.v. bu sözü söylemesinden normal bir şey olamaz. kendine onca işkence ve hakaret eden kavminede taif halkına da "Ya rab onlara hidayet ver onlar bilmiyorlar" diye dua eden zatı alileri kimin ölümüne razı olabilirdi.
* yine bir boyutuyla gerek Halid bin velid r.a.ve diğer (açıkça irtidata düşenler hariç) bütün sahabe efendilerimizin beşer olma özelliği göz önüne alınırsa hata yapmaları ve günah işlemeleri normal değilmidir.kim diyebilirki bu günahı işlemekle sahabe olma özelliğinden çıktılar veya haşa kafir oldular.Allah c.c. nin huzurunda herkes gibi hesap verme haricinde bizim yargılayıpta Allahın ve rasulünün kabul ettiğini kabul etmiyorum dememizin ne önemi olabilir.
* Yine asırlardır tartışılıp da ümmeti fırkalara bölmek ve ayrılığa düşürmekten başka faydası olmayan Hz.Ali k.v. ve Hz. Muaviye R.a.arasındaki olaylara atfen Muaviye r.a. şimdi sahabemi demek bize ne kazandıracak.
* Cihan kardeşin yazdığı sizinde kabul ettiğinizi söylediğiniz hadisi şerife göre "benden sonra ashabıma küfretmeyin..." buyuran sultanlar sultanı s.a.v.şerh neden koymamış. Sizin iddia ettiğinize göre hataya düşeceklerini bilmiyormuydu.kaldiki bütün ulema sahabeler arasında derce farkının olduğunu ancak bunu Allahın indinde olduğunu ittifak etmişlerdir.
* Ameldeki farklılıkların peygamber efendimizin bizzat bize durumumuza göre örnek olabilmemiz için farklı uygulamalarından alındığını bilmediğinizi sanmıyorum. Nihayetinde peygamber efendimizden sonra kaynak olarak alabileceğimiz sahabe fendilerimizin uygulamaları bizzat kendi şahit oldukları amele göre davranmaları değilmidir.değilse siz farklı görüş olan amellerde nasıl amel ediyor kimi ölçü alıyorsunuz.sonuçta bir imama uymasanız bile kendinize göre içtihat etmeniz de bir mezhepçilik değilmi.
*Halid bin velid hz.ni haşa sapık bir tecavüzcü gibi göstererek onun islamın yayılması fütühatların yapılmasındaki dinimize katkılarını örtbas etmekle amacınız ne olabilir.şahsi hata yapmaları mümkün ama güzel vasıfları ile öğülmüş efendilerimizin hayatlarından cımbızla alıp (nihayetinde başka bir insanın verdiği bilgiyle ki o anlatanda yanlış ve hata yapabilir ve hatta art niyetli olabilir)açığa çıkarmaya çalıştığınız günahlara bizzat kendinizinde düşebileceğini bilmiyormusunuz. 
*Yine imanımın gereği şüphesiz inanarak diyorumki; sahabe olmayan birine ben sahabe demekle çok şey kaybetmem ama ya olmadığını söyleyen gerçekten sahabe ise o sahabe efendimizin ve peygamber efendimizin yüzüne nasıl bakacaklar ve Allah c.c. bunu hesabını sorduğunda "bilemedim, aldığım kaynaklar böyle diyordu demekle kurtulabileceğinimi sanıyorlar.


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 02-Aralık-2007 Saat 13:11
Orjinalini yazan: dede

 ayrıca üzerinde durduğun mescidi dırar denilen yıkılması emredilen ve yıkılan mescidin neden yıkıldığını bahsetmezsen çok tehlikeli bir iftira çıkar ortaya. Mescidi kuranlar her zamanki gibi münafıklardı ve ümmeti bölme gayreti için yapmışlardı.yani yapanlara sahabe dediğin zaman ortalığı asıl o zaman yıkmış olursun.
  
 
MESCID-I DIRÂR OLAYI:

 

Hz. Peygamber Tebük'te yirmi gün kadar kaldıktan sonra, ashab-ı kiramın ileri gelenleri ile istişare ederek geri dönmeye karar verdi. Çünkü Bizans ordusu saldırmaya cesaret edememiş ve amaca ulaşılmıştı. O gün için daha fazla ileri gidip kan dökmeye ihtiyaç yoktu. Çünkü Şam yöresini fetih gibi bir amaçla yola çıkılmamıştı. Üstelik Şam yöresinde bulaşıcı bir hastalık (tâun) olduğu da haber alınmıştı. Geri dönüş için yola çıkan ordu Ramazan'ın ilk günlerinde Medîne'ye ulaştı. Hz. Peygamber Tebük'e giderken Medine'ye bir saat uzaklıktaki Ziyevan köyüne geliniğinde münâfıklardan bir heyet gelerek: "Ey Allah'ın Resulu! Biz hastalar ve Kuba mescidine gelemeyenler için özellikle yağmurlu gecelerde namaz kılmak üzere bir mescid bina ettik. Teşrif edip burada namaz kıldırsanız, hayır ve bereketle dua buyursanız" dediler. Hz. Peygamber bunun dönüşte olabileceğini söylemişlerdi. Bunun üzerine Tebük dönüşü bu sözü Allah elçisine hatırlatıp yeni yapılan mescide gelmesini rica ettiler.

Bu mescid Ebû Âmir Fâsık adlı bozguncu münafık ve fasığın teşviki ile münafıklarca Kuba Mescidinin cemaatını bölmek niyetiyle yapılmış ve Hz. Peygamber'e suikast düzenlemek üzere içi silâhla doldurulmuştu. Hz. Peygamber bu mescide gitmeye hazırlanırken Cebrail (a.s) gelerek durumu haber verdi.

Kur'an-ı Kerîm'de bu mescidden şöyle söz edilir:

Zarar vermek, inkâr etmek, müminlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah ve Resulune karşı savaşanlara gözetleme yeri hazırlamak üzere bir mescid yapanlar; "Biz sadece iyilik yapmak istiyorduk" diye yemin ederler. Allah da şahittir ki bunlar yalancıdırlar" (et-Tevbe, 9/107). "Ey Muhammed! Bu mescidde asla namaz kılma. Şüphesiz ki, başlangıcından itibaren takva üzere kurulan mescidde (Kuba mescidi) namaz kılman daha hayırlıdır. O mescidde kendilerini maddî ve manevi kirlerden temizlemeyi seven adamlar vardır. Allah temizlenmek isteyenleri sever" (et-Tevbe, 9/108; bk. 109, 110).

Bunun üzerine Hz. Peygamber ashab-ı kiramdan Mâlik b. Dehsan ile Ma'n b. Adiyy (r. anhümâ)'yi Mescid-i Dırar'ı yıkmak üzere gönderdi. Bu sahabeler mescidi yakıp yıktılar. Böylece kötü amaç için bina edilen bir mescid ortadan kaldırılmış oldu (bk. İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, III, 71; İbn Sa'd, Tabakât, III, 540 vd; İbn Kesîr, Muhtasar Tefsîr, II, 169; Kâmil Miras, Tecrîd-i Sarih, X, 422).

 

 

 

Münafıklarca Medine'de inşa edilen mescit. Müslümanlara zarar verme amacıyla yapıldığı için Kur'an'da Mescid-i Dırâr olarak nitelenmiş ve daha sonra bu adla anılmıştır. Hz. Peygamber (s.a.s), münafıkların amacını bildiren vahiy üzerine bu mesciti yaktırarak müslümanlar arasında fitne kaynağı olmasına izin vermemiştir.

Medine'de münafıklar, İslâm aleyhindeki faaliyetlerini açıkça ve rahatça yapamadıkları için İslâm devletinin takibinden kendilerini koruyacak, gizli çalışmalarını yürütmeye elverişli bir merkeze ihtiyaç duyuyorlardı. Aslen Medineli olduğu halde, Hz. Peygamber'in Medine'ye hicret etmesi üzerine İslâma ve Hz. Peygamber (s.a.s.)'e düşmanlığı ve hışmı dolayısıyla önce Mekke'ye daha sonra da Bizans ülkesine giden Ebû Âmir er-Râhib/el-Fâsık (Hz. Peygamber, onun er-Râhib lakabını el-Fâsık şeklinde değiştirmiştir) irtibatlı bulunduğu Medine'deki münafıklara mescit şeklinde bir merkez kurmaları tavsiye ve tahrikinde bulundu.

Bunun üzerine münafıklar, 9/630 senesinde Medine'de Sâlim b. Avf Oğullarının bölgesinde Kubâ Mescidi'ne yakın bir yerde sözde bir mescit inşa ettiler. Bundan sonra Hz. Peygamber'e müracaatla içlerinden yaşlıların ve özür sahiplerinin devamlı merkezdeki Medine Mescidi'ne gelemediklerini, bazen yağmurlu ve soğuk günlerde kendilerinin de cemaata katılamadıklarını, bu sebeple kendi bölgelerinde namazı cemaatla kılabilmek üzere bir mescit inşa ettiklerini belirterek, mescitlerine gelip namaz kıldırmasını ve böylece bu mescitin açılışını yaparak resmen tanınmasını istediler. Bu sırada Hz. Peygamber (s.a.s), Tebûk Gazvesi'nin hazırlıkları ile son derece meşguldu ve sefere çıkmak üzere idi. Bu sebeple kendisine müracaat edenlere, ancak seferden döndükten sonra mescitlerine gelebileceğini belirtti.

Fakat Hz. Peygamber (s.a.s), Tebük Seferinden dönerken Medine yakınlarında Tevbe Suresinin 107-110. ayetleri nazil oldu. Bu ayetlerde sözkonusu mescitin zarar verme (dırâr) inkar etme, Müslümanlar arasında ayrılık çıkarma, daha önce Allah ve Resulune karşı savaşanlara gözetleme yeri hazırlama amacıyla yapıldığı, münafıkların bu amaçlarını gizlemek için "Biz sadece iyilik yapmak istiyorduk" diye yemin ettikleri, buna rağmen yalancı oldukları belirtilerek şöyle buyuruluyordu: "Ey Nebi! Bu mescitte asla namaza durma. Şüphesiz ki başlangıcından itibaren takva üzere kurulan mescitte namaz kılman daha hayırlıdır. O mescitte kendilerini maddi ve manevi kirlerden temizlemeyi seven adamlar vardır. Allah kendisini temizleyenleri sever. Binasının temelini Allah'tan korkma ve rızasını kazanma esası üzerine kuran mı, yoksa binasını bir uçurumun kenarına kurupta onunla Cehennemin ateşine göçen mi daha hayırlıdır! Allah zalimler güruhunu doğru yola sevketmez. Yürekleri paramparça oluncaya kadar yaptıkları o mescit daima bir şüphe kaynağı olarak kalblerinde kalacaktır. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir" (et-Tevbe, 9/107-110.

Münafıklar Dırâr Mescitini açmak için Hz. Peygamber (s.a.s)in seferden dönmesini bekliyorlardı. Hz. Peygamber (s.a.s.), Medine'ye dönünce, gerçek mahiyeti konusunda bilgilendirildiği, yönlendirildiği Dırâr mescitini görevlendirdiği birkaç sahabe vasıtasıyla yaktırarak ortadan kaldırdı. Böylece münafıkların belli bir merkezde üslenerek faaliyette bulunmalarına fırsat vermedi. Dırar mescidinin yakılması, İslâm tarihinde bir ibadet mahalline yönelik ilk ve son eylemdir. Bu eylem İslam toplumunun birliğini bozmaya yönelik faaliyetlere hiç bir şekilde izin verilmeyeceğinin bir kanıtıdır. Bu olay ayrıca İslâm düşmanlarının haince amaçları için İslam'ın temel kurumlarını bile kullanmaktan çekinmeyecekleri konusunda Müslümanlara yapılan bir uyarı niteliği taşımaktadır.

Ahmet ÖNKAL (Samil Islam Ans.)

 
 

-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: dede
Mesaj Tarihi: 02-Aralık-2007 Saat 13:26
muhabbetçiden alıntı
"Utanmadan Peygamberin sünnetini degisdirme cürretini gösteren insana birsey demiyorsunuzda ben bunlari acikca yazdigim icin banami kiziyorsunuz?? "

Bir sahabe efendimizi utanmazlıkla suçlama utanmazlığında bulunurken hayatında kaç tane uyguladığın sünnet var hiç baktınmı. Kaldıki sünneti değiştirmek diye bahsettiğin mevzu dini değiştirmek değil ve kimseye bir zararı olmayan belkide o anda fayda mülahaza edilen ve örneklerini peygamber efendimiz hayatta iken de gördüğümüz içtihat edilmiş bir konu.yani değişen konu diye iddia ettiğiniz mevzu işin özüne zararı olması mümkün olmayan bir konudur.bizzat olay anında orda imiş ve olaya şahit olmuş gibi tavrınızdan vaz geçseniz hepimiz için özelliklede sizin için iyi olur.
   Tarihte olan bir olayı aktarman başkadır kendin bir taraf olarak anlatıp yorum katarak anlatman başkadır. tercih senindir ama hakikat budur gibi anlatışın ise bu işi çooooook yapanlar gibi denizin üstündeki köpük gibi patlayacaktır Allahın izni ile. muhatap aldığın herhangi bir kişi veya gurup değil Peygamber efendimizin dizinin dibinde yetişmiş her dertlerini sorularını bizaat alemlerin efendisine sorup öğrenen hayatlarına uygulamaya gayret eden zatı muhteremlerdi.onların arasındaki yanlış yapanları seçecek ayıracak bir halde değiliz.velevki sabit olan bir hata olsa bile.hatayı görürüz ama o zatın tevbe etmediğini bilemeyiz ve yargılayıp kaldırıp atma vazifesi bizim değil bizzat rabbımızındır.


Mesajı Yazan: salih_s83
Mesaj Tarihi: 02-Aralık-2007 Saat 13:38
 muhabbetci
mustezaf abimizle bi akrabalıgın varmı???
:):):):
 

-------------
etikete gerek yok eskiler tanır bizi www.konyaforum.biz


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 02-Aralık-2007 Saat 14:06
 


HÂLID B. VELÎD


Hz. Peygamberin, hakkinda "ne güzel kul" diye buyurdugu sahabî.

Nesebî, Hâlid b. Velid b.Mugire b. Abdillah b. Amr b. Mahzum. Annesinin ismi Lübâbe olur. Hz Meymune'nin yakin akrabasidir. Hz. Hâfid'in lakabi Seyfullah (Allah'in Kilici)'dir. Hz. Peygamber (s.a.s.) Mute savasindaki basarisindan ötürü onu Allah'in kilici diye övmüstür. Künyesi Ebû Süleyman'dir. Yedinci hicrî yilinda müslüman oldu (Ibn Hacer, el-Isâbe, I, 413)

Hz. Hâlid (r.a.)'in dogum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Mekke'nin serefli ve itibarli ailelerinden biri olan mahzum ogullarindandir. Ordu komutanligi Hz. Hâlid'in ailesinin bir imtiyaziydi. Uhud savasinda ve Hudeybiye sulhu esnasinda Hâlid b. Velid, Kureys ordusunun komutânlarindan birisiydi.

Hudeybiye anlasmasindan sonra Hz. Peygamber umre için Mekke'ye gidince Hâlid'in daha önce müslüman olan kardesi Velid'e Hâlid'i sordu. Hz. Peygamber Halid gibi bir Insanin müsriklerin içinde kalmasinin sasilacak bir durum oldugunu belirtti. Velid kardesi Halid'e Peygamber (s.a.s)'in bu iltifatini bildiren bir mektup gönderdi. Bunun üzerine Hz. Halid müslüman olmak için Mekke'den yola çIkinca, yolda Amr b. el-Âs ile karsilasti ve beraberce Mekke'den Medine'ye gelip müslüman oldular. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 158).

Hz. Hâlid hicrî sekizinci yilda yapilan Mute savasina bir nefer olarak katildi. Ordu komutanlarinin sirayla sehîd olmasi üzerine Ashab istisâre ederek komutayi Hz. Hâlid'e vermis. Hz. Peygamber Medine'de olup bitenleri haber verip komutanlarin sehid düsmesini anlattiktan sonra komutayi Allah'in kiliçlarindan birinin aldigini söylemistir.

Bu olaydan sonra Hz. Hâlid Seyfullah (Allah'in Kilici) diye anildi. Halid (r.a.) komutasina aldigi orduyu kalabalik düsman karsisinda bozguna ugratmandan Medine'ye getirmeyi basardi (Ibn Hacer, el-Isâbe, I, 413).

Hz. Hâlid, Mekke fethinde süvarilerin komutani idi. Ordunun sag kanadini kontrol ediyordu. (Müslim, Sahih, II,103). Mekke fethinde müslümanlara karsi çikan küçük gruplarla Hz. Hâlid çarpismistir.

Huneyn savasinda Hâlid büyük cesaret ve yararlilik göstermistir. Hatta bu savasta yaralaninca Hz. Peygamber ziyaretine geldi, dua etti. Hâlid sifa.buldu (0sdü'l-Gâbe, II, 103).

Mekke fethinden sonra Hz. Peygamber Nahle'deki Uzza putunu kirmaya Halid b. Velid'i gönderdi. Hâlid Uzza putunu kirip geri döndü.

Taif kusatmasina katildi. Hz. Peygamber (s.a.s.) Dumetu'l-Cendel'in hristiyan emiri Ukeydir'in üzerine Halid'i gönderdi. Hz. Halid Ukeydir'i yaban sigiri avlarken yakaladi ve esir aldi; teslim olmayan kardesini öldürdü. Diger kardesi ve Ukeydir'i esir alarak ganimetlerle birlikte Hz. Peygamber'e getirdi.

Hicrî onuncu yilda Necrân'a Hârisogullarim Islâm'a davet etmek için gönderildi. Onlari üç gün müddetle Islâm'a davet etti. Necrânlilar müslüman oldular.

Hz. Ebû Bekir Hâlife olunca Hz. Hâlid'i komutan olarak yalanci Peygamberlerin üzerine gönderdi. Yalanci Peygamber Tulayh b. Huvaylid'i Buzaha'da maglup etti sonra Temimogullari üzerine yöneldi ve Mâlik b. Nuveyra'nin komutasindakilerle karsilasti. Mâlik'i silah birakmasina ragmen esir etti ve öldürdü. Hz. Ömer, Hâlid'i bu olayda hatali davrandigi gerekçesiyle kinamistir.

Daha sonra Museylemetu'l-Kezzâb'a karsi sefere çikti ve onu Yemâme sinirinda Akraba denilen yerde maglub etti ve öldürttü.

Yalanci Peygamberlerle olan mücadelesinden sonra zekat vermeyen kabileler üzerine gönderildi. Onlari da sindirdi. Daha sonra Hicrî onIki yilinda Irak'a 0ranlilara karsi gönderildi. Iki ay zarfinda Iran Sâsânî, ordularini bozguna ugratarak Hire'yi zabtetti ve Firat çevresini hâkimiyeti altina aldi.

Suriye sinirinda Bizanslilarin ordu hazirladiklari haberi gelince hilâfet merkezinden Hz. Hâlid'e Irak bölgesinin komutanligini Müsenna'ya birakarak Sam'a gitmesi emri verildi. Hicrî onüçüncü yilda Bizanslilari Acnadeyn'de maglup ederek Sam'a dogru püskürttü. Hz. Hâlid sehri muhasara etti ve hicrî ondördüncü yilin receb ayinda Sam (Dimask) sehrini zabtetti. Daha sonar Humus'u fethetti. Yermuk savasinda Bizanslilari bozguna ugratti. Kudüs'ü kusatti ve teslim aldi. Bütün Suriye mintikasi müslümanlarin eline geçti.

Hicretin 17. yilinda Hz. Ömer, Hâlid b. Velid'i komutanliktan indirdi. Hz. Hâlid'in komutanliktan ahmsinin sebepleri ve azledildigi yil tarihçiler arasinda ihtilaflidir. Genel kanaate göre, Hz. Ömer, hilâfet merkezine döndükten sonra Hâfid'i azletti. Ama bu rivayet gerçegi yansitmamaktadir. Hz. Ömer hilafetinin besinci senesi, yani hicretin 17. senesinde Hz. Hâlid'i azletmistir.

Komutanliktan alinisi ile ilgili olarak bir çok sebepler ileri sürülmektedir. Bu sebepleri söyle siralayabiliriz: Hz. Hâlid bir çok Insana kumanda ediyordu. Ancak sert mizaçli olup sert muamele ediyordu. Kimsenin sözünü dinlemiyor, kendi fikrinden baskasina kiymet vermiyordu. Hatta birçok islerde hilâfet merkezinin görüslerine de müracaat etmiyordu.

Irak topraklarini Islâm topraklarina dönüstürdükten sonra Halife Hz. Ebû Bekir (r.a.)'in emrinin hilâfina hacca gitmis ve bu duruma Hz. Ebû Bekir çok üzülmüstü. Kendi basina buyruk bir tavrin içinde hareket ediyordu. Bundan dolayi Hz. Ömer (r.a) zaman zaman Hz. Ebû Bekir Efendimize Hz. Hâlid'i komutanliktan azletmesini Istemisti. Hz. Ebû Bekir (r.a) daima söyle cevaplandirmisti: "O, Allah'in kilicidir, bu kilici kinina sokmak dogru degildir."

Hz. Ömer'in hilâfeti döneminde de Hz. Halid'in tutumunda bir degisiklik olmadi. Yine bildigi gibi devam etmekteydi. Ancak Hz. Ömer (r.a) Onu hemen azletmedi. Bir çok defalar kendisini uyardi, ve bu konuda mektuplar gönderdi. Hz. Ömer, Hz. Ebû Bekir (r.a) zamanindaki meseleleri de ona hatirlatti.

Komutanliktan alinisinin Ikinci sebebi ise, müslümanlarin genelinde söyle bir fIkir olustu, fetihlerin gerçeklestirIlmesi Hz. Halid'in kabiliyet ve kahramanligindan kaynaklanmaktadir. Fetihlerin yegane sebebinin Hz. Halid olarak gösterIlmesi elbette bir yanlislikti. Savaslarin zaferlerle neticelenmesinde onun dehasini da gözardi etmek mümkün degilse de ondan ibaretmis gibi göstermekte dogru degildir.

Üçüncü sebep; Hz, Halid (r.a) ordu masraflarinda pek fazla israf yolunu tutmustu. Ordu ekranina bol para dagitmasi diger mücahidlere kötü örnek oluyordu. Bu hususta sâirler mübalagali siirler bile yazmisti. Es'as b. Kays'a bir defasinda onbin dinar bahsis vermisti. Olay halife Hz. Ömer (r.a)'e intikal etti. Hz. Ömer Hz. Ebu Ubeyde b. el-Cerrâh ile haber gönderdi. "Bu kadar bol parayi müslümanlarin malindan yani ordu tahsIsatindan verdi ise müslümanlara hiyanet etmistir. Kendi kisisel payindan, kendi cebinden vermis ise israf etmistir. Ikisi de câiz degildir." Halife Hz. Ömer, Hz. Hâlid'i azlettikten sonra hilâfet merkezine çagirip, sorguya çekti. Bol para harcadigindan bahsetti. Hz. Hâlid, Ganimetten eline geçen hissesinin hesabini verdi. Hesabi temiz vermisti. Hz. Ömer Hz. Hâlid'i iltifat ve ikramla karsiladi. Gönlünü aldi. Yazdigi ve her tarafa gönderdigi fermanlarda; Hz. Hâlid'in, kusur veya herhangi bir kabahatinden dolayi azledIlmedigini, ancak bütün müslümanlarin zihinlerinin aydinlanmasi için, yani bu kadar Islâm futuhâtinin yalniz Hz. Hâlid'in kolunun kuvvetiyle meydana gelmedigini herkesin bIlmesi için azlettigini bildirdi.

Hz. Ömer, Hâlid'i idari görevlere getirdi. Bir yil kadar valilik yapti sonra istifa etti (Müstedrek, II, 297).

Hz. Hâlid (r.a) cihâd duygusu ile sehitlik arzusu ile dopdolu bir mü'mindi. Cihâd meydanlari onun için Allah'a en yakin meydanlardi. Kendisi söyle der: "Ben harp meydaninda mücahede ve mücadeleden aldigim zevki, hiçbir zaman zifaf gecesinin keyfinden alamam" En büyük arzusu cih ad meydanlarinda sehid düsmekti. 0ran üzerine yürürken, 0ranlilara su haberi gönderdi: "Sizin dünyayi sevdiginiz kadar Âhireti seven bir ordu ile üzerinize geliyorum".

Hz. Halid sirke ve küfre karsi çok siddetli idi. Müslüman olduktan bir sene kadar sonra Uzza putunu yikmak için gittiginde Uzza'ya siirle söyle seslenir: "Ey Uzza bu gelis seni ta'zim için degil seni inkâr içindir. Çünkü ben gördüm ki Allah seni degersiz kIlmistir." (Ibn Esir, Üsdü'l-Gâbe, II, I10).

Hz. Hâlid savasçi oldugu kadar sahsi fazilet ve ilim konusunda da üstündü. Firsat buldukça Hz. Peygamber'in sohbetlerinden istifade etmis, Medine'de onun etrafinda bulunan ilim ve irfan ashabi arasinda Hz. Hâlid'in bulundugu zikredIlmistir. Üç-dört mesele ile ilgili fetva verdigi de rivayet edilir.

Hz. Hâlid'in Buhârî, Müslîm ve diger hadis kitaplarinda Hz. Peygamberden onsekiz hadis rivayet etmistir. (Ibn Hacer, el-Isâbe, I, 413).

Rasûlullah. Hâlid'in secâat ve cesaretini muhtelif zamanlarda muhtelif yerlerde medhetmisti. Mekke fethinden sonra müslümanlar, her tarafa toplanip Mekke'ye girdikleri zaman Hâlid görününce, Hz. Peygamber Ebû Hureyre'ye: "Bu gelen kimdir?" diye sormustu. Ebû Hureyre: "Hâlid b. Velid'dir" demis. Onun üzerine Hz. Peygamber: "Bu Allah'in ne iyi bir kuludur" buyurmustur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 1360).

Hz. Peygamber yine onun hakkinda "Hâlid Allah'in Kilicidir" buyurmustur. Yine Hâlid hakkinda: "Hâlid b. Velid'e gelince, o herseyini sizin için vermistir, nesi var nesi yok harplerde Allah yolunda sarfetmistir" (Ebû Dâvûd, Sünen, I, 163).

Hz. Hâlid gönderildigi seriyyelerde ve yaptigi muharebelerde Allah rizasini ve Allah'in dinine davetini esas almistir. Nitekim Yermuk savasinda Rumlarin komutanina savas meydaninda Islâmi teblig etmis ve komutan Corc onun daveti ile müslüman olmustur.

Hz. Peygamber'in sahsina karsi da çok büyük hürmeti olan Hz. Hâlid onun isminin mücerred anIlmasindan bile rahatsiz olmus; savaslarinda kazandigi muvaffakiyeti Hz. Peygamberin sakalindan bir kaç taneyi sariginin içinde tasimasina baglamistir (Ibn Hacer, el-Isabe, I, 413-415; Ibnü'l-Esir, Üsdü'l-Gâbe, II, 109-112).

Bekir SAGLAM
Zübeyr TEKKESIN



-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: dede
Mesaj Tarihi: 02-Aralık-2007 Saat 15:44
 medahms kardeşim verdiğin bilgilerden dolayı teşekkür ediyorum. İşte halid bin Velid (Allah ondan ve diğer bütün sahabe efendilerimizden razı olsun)ve bu sultana kurban olur şefaatlerini Rabbi zülcelal'imizden niyaz ederim.


Mesajı Yazan: Muhabbetci
Mesaj Tarihi: 02-Aralık-2007 Saat 18:22
Orjinalini yazan: dede

 peygamber efendimiz s.a.v. " EY HALİD SEN MÜŞRİKLER ÜZERİNE ÇEKİLMİŞ BİR KILINCISIN (SEYFULLAH)" diye hitap ettiği o yüce sahabeye hakaret etmek için o anlattığınız aktardığınız olaydaki ortamın içinde değil, asırlar sonra yorum yapan bizler şu noktalara dikkat etmemiz gerekmiyormu;
* Halid bin velid R.a.'ı o göreve gönderen Peygamber efendimiz "o kendinden bir şey konuşmaz,onun konuştukları vahiydir" diye ayetle desteklenen s.a.v. bilmiyor ve haşa acizmi idi.
* Diyelimki görevlendirdiği kişi yanlış yapmıştı ve bir taraf haksızlığa uğramıştı şeriat hükmüne göre kısas yapılması ve halid bin velid efendimizin cezalandırılması gerekirken haşa peygamber efendimiz kayırma mı yaptı da sadece ben halidin yaptıklarından uzağım demekle yetindi.
* kaldıki rahmet peygamberi s.a.v. bu sözü söylemesinden normal bir şey olamaz. kendine onca işkence ve hakaret eden kavminede taif halkına da "Ya rab onlara hidayet ver onlar bilmiyorlar" diye dua eden zatı alileri kimin ölümüne razı olabilirdi.
* yine bir boyutuyla gerek Halid bin velid r.a.ve diğer (açıkça irtidata düşenler hariç) bütün sahabe efendilerimizin beşer olma özelliği göz önüne alınırsa hata yapmaları ve günah işlemeleri normal değilmidir.kim diyebilirki bu günahı işlemekle sahabe olma özelliğinden çıktılar veya haşa kafir oldular.Allah c.c. nin huzurunda herkes gibi hesap verme haricinde bizim yargılayıpta Allahın ve rasulünün kabul ettiğini kabul etmiyorum dememizin ne önemi olabilir.
* Yine asırlardır tartışılıp da ümmeti fırkalara bölmek ve ayrılığa düşürmekten başka faydası olmayan Hz.Ali k.v. ve Hz. Muaviye R.a.arasındaki olaylara atfen Muaviye r.a. şimdi sahabemi demek bize ne kazandıracak.
* Cihan kardeşin yazdığı sizinde kabul ettiğinizi söylediğiniz hadisi şerife göre "benden sonra ashabıma küfretmeyin..." buyuran sultanlar sultanı s.a.v.şerh neden koymamış. Sizin iddia ettiğinize göre hataya düşeceklerini bilmiyormuydu.kaldiki bütün ulema sahabeler arasında derce farkının olduğunu ancak bunu Allahın indinde olduğunu ittifak etmişlerdir.
* Ameldeki farklılıkların peygamber efendimizin bizzat bize durumumuza göre örnek olabilmemiz için farklı uygulamalarından alındığını bilmediğinizi sanmıyorum. Nihayetinde peygamber efendimizden sonra kaynak olarak alabileceğimiz sahabe fendilerimizin uygulamaları bizzat kendi şahit oldukları amele göre davranmaları değilmidir.değilse siz farklı görüş olan amellerde nasıl amel ediyor kimi ölçü alıyorsunuz.sonuçta bir imama uymasanız bile kendinize göre içtihat etmeniz de bir mezhepçilik değilmi.
*Halid bin velid hz.ni haşa sapık bir tecavüzcü gibi göstererek onun islamın yayılması fütühatların yapılmasındaki dinimize katkılarını örtbas etmekle amacınız ne olabilir.şahsi hata yapmaları mümkün ama güzel vasıfları ile öğülmüş efendilerimizin hayatlarından cımbızla alıp (nihayetinde başka bir insanın verdiği bilgiyle ki o anlatanda yanlış ve hata yapabilir ve hatta art niyetli olabilir)açığa çıkarmaya çalıştığınız günahlara bizzat kendinizinde düşebileceğini bilmiyormusunuz. 
*Yine imanımın gereği şüphesiz inanarak diyorumki; sahabe olmayan birine ben sahabe demekle çok şey kaybetmem ama ya olmadığını söyleyen gerçekten sahabe ise o sahabe efendimizin ve peygamber efendimizin yüzüne nasıl bakacaklar ve Allah c.c. bunu hesabını sorduğunda "bilemedim, aldığım kaynaklar böyle diyordu demekle kurtulabileceğinimi sanıyorlar.


Eyvallah güzel yazmissin ama simdi sana acikca sormadan edemicem, sen yukarda yazdigim Sahihi Buhariden aldiklarimi kabul etmiyormusun? Cünki Sahihi buharide yazilidir bu benim akdardiklarim, hepsinin kaynaklari ve sayfalari , Bablarinida yazdimki kendiniz kaynaklarindan arasdirabilesiniz...
Simdi ya senin dediklerin dogru ve Sahihi buharinin yazdiklari tümden uydurma yada benim dediklerim dogru ve senin yazdiklarin uydurma..Cünki ikiside hakli olamaz degilmi?

Vesselam kardes


Mesajı Yazan: Muhabbetci
Mesaj Tarihi: 02-Aralık-2007 Saat 18:29
Orjinalini yazan: dede

muhabbetçiden alıntı
"Utanmadan Peygamberin sünnetini degisdirme cürretini gösteren insana birsey demiyorsunuzda ben bunlari acikca yazdigim icin banami kiziyorsunuz?? "

Bir sahabe efendimizi utanmazlıkla suçlama utanmazlığında bulunurken hayatında kaç tane uyguladığın sünnet var hiç baktınmı. Kaldıki sünneti değiştirmek diye bahsettiğin mevzu dini değiştirmek değil ve kimseye bir zararı olmayan belkide o anda fayda mülahaza edilen ve örneklerini peygamber efendimiz hayatta iken de gördüğümüz içtihat edilmiş bir konu.yani değişen konu diye iddia ettiğiniz mevzu işin özüne zararı olması mümkün olmayan bir konudur.bizzat olay anında orda imiş ve olaya şahit olmuş gibi tavrınızdan vaz geçseniz hepimiz için özelliklede sizin için iyi olur.
   Tarihte olan bir olayı aktarman başkadır kendin bir taraf olarak anlatıp yorum katarak anlatman başkadır. tercih senindir ama hakikat budur gibi anlatışın ise bu işi çooooook yapanlar gibi denizin üstündeki köpük gibi patlayacaktır Allahın izni ile. muhatap aldığın herhangi bir kişi veya gurup değil Peygamber efendimizin dizinin dibinde yetişmiş her dertlerini sorularını bizaat alemlerin efendisine sorup öğrenen hayatlarına uygulamaya gayret eden zatı muhteremlerdi.onların arasındaki yanlış yapanları seçecek ayıracak bir halde değiliz.velevki sabit olan bir hata olsa bile.hatayı görürüz ama o zatın tevbe etmediğini bilemeyiz ve yargılayıp kaldırıp atma vazifesi bizim değil bizzat rabbımızındır.


Dede dur orda bir hele, Mervan ne zamandan beri Eshabi kirama sayilmisdirda bana Ashap diyorsun?? Biz bugüne kadar Mervani ashabdan sayani ne okuduk nede gördük...Mervan ama Peygamberimizin sünnetini degisdirme cürretini göstermisdir, zaten bu dini basdan beri kendi cikarlari icin kullanan emeviler burdada yapacaklarini yapmislardir...Mervan sahabe degildi!!


Mesajı Yazan: Muhabbetci
Mesaj Tarihi: 02-Aralık-2007 Saat 18:30
Orjinalini yazan: salih_s83

 muhabbetci
mustezaf abimizle bi akrabalıgın varmı???
:):):):
 


Tanimiyorum Mustezaf diye birini, hayir yokdur :))


Mesajı Yazan: Muhabbetci
Mesaj Tarihi: 02-Aralık-2007 Saat 19:01
Orjinalini yazan: medahms

 


HÂLID B. VELÎD


Hz. Peygamberin, hakkinda "ne güzel kul" diye buyurdugu sahabî.

Nesebî, Hâlid b. Velid b.Mugire b. Abdillah b. Amr b. Mahzum. Annesinin ismi Lübâbe olur. Hz Meymune'nin yakin akrabasidir. Hz. Hâfid'in lakabi Seyfullah (Allah'in Kilici)'dir. Hz. Peygamber (s.a.s.) Mute savasindaki basarisindan ötürü onu Allah'in kilici diye övmüstür. Künyesi Ebû Süleyman'dir. Yedinci hicrî yilinda müslüman oldu (Ibn Hacer, el-Isâbe, I, 413)

Hz. Hâlid (r.a.)'in dogum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Mekke'nin serefli ve itibarli ailelerinden biri olan mahzum ogullarindandir. Ordu komutanligi Hz. Hâlid'in ailesinin bir imtiyaziydi. Uhud savasinda ve Hudeybiye sulhu esnasinda Hâlid b. Velid, Kureys ordusunun komutânlarindan birisiydi.

Hudeybiye anlasmasindan sonra Hz. Peygamber umre için Mekke'ye gidince Hâlid'in daha önce müslüman olan kardesi Velid'e Hâlid'i sordu. Hz. Peygamber Halid gibi bir Insanin müsriklerin içinde kalmasinin sasilacak bir durum oldugunu belirtti. Velid kardesi Halid'e Peygamber (s.a.s)'in bu iltifatini bildiren bir mektup gönderdi. Bunun üzerine Hz. Halid müslüman olmak için Mekke'den yola çIkinca, yolda Amr b. el-Âs ile karsilasti ve beraberce Mekke'den Medine'ye gelip müslüman oldular. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 158).

Hz. Hâlid hicrî sekizinci yilda yapilan Mute savasina bir nefer olarak katildi. Ordu komutanlarinin sirayla sehîd olmasi üzerine Ashab istisâre ederek komutayi Hz. Hâlid'e vermis. Hz. Peygamber Medine'de olup bitenleri haber verip komutanlarin sehid düsmesini anlattiktan sonra komutayi Allah'in kiliçlarindan birinin aldigini söylemistir.

Bu olaydan sonra Hz. Hâlid Seyfullah (Allah'in Kilici) diye anildi. Halid (r.a.) komutasina aldigi orduyu kalabalik düsman karsisinda bozguna ugratmandan Medine'ye getirmeyi basardi (Ibn Hacer, el-Isâbe, I, 413).

Hz. Hâlid, Mekke fethinde süvarilerin komutani idi. Ordunun sag kanadini kontrol ediyordu. (Müslim, Sahih, II,103). Mekke fethinde müslümanlara karsi çikan küçük gruplarla Hz. Hâlid çarpismistir.

Huneyn savasinda Hâlid büyük cesaret ve yararlilik göstermistir. Hatta bu savasta yaralaninca Hz. Peygamber ziyaretine geldi, dua etti. Hâlid sifa.buldu (0sdü'l-Gâbe, II, 103).

Mekke fethinden sonra Hz. Peygamber Nahle'deki Uzza putunu kirmaya Halid b. Velid'i gönderdi. Hâlid Uzza putunu kirip geri döndü.

Taif kusatmasina katildi. Hz. Peygamber (s.a.s.) Dumetu'l-Cendel'in hristiyan emiri Ukeydir'in üzerine Halid'i gönderdi. Hz. Halid Ukeydir'i yaban sigiri avlarken yakaladi ve esir aldi; teslim olmayan kardesini öldürdü. Diger kardesi ve Ukeydir'i esir alarak ganimetlerle birlikte Hz. Peygamber'e getirdi.

Hicrî onuncu yilda Necrân'a Hârisogullarim Islâm'a davet etmek için gönderildi. Onlari üç gün müddetle Islâm'a davet etti. Necrânlilar müslüman oldular.

Hz. Ebû Bekir Hâlife olunca Hz. Hâlid'i komutan olarak yalanci Peygamberlerin üzerine gönderdi. Yalanci Peygamber Tulayh b. Huvaylid'i Buzaha'da maglup etti sonra Temimogullari üzerine yöneldi ve Mâlik b. Nuveyra'nin komutasindakilerle karsilasti. Mâlik'i silah birakmasina ragmen esir etti ve öldürdü. Hz. Ömer, Hâlid'i bu olayda hatali davrandigi gerekçesiyle kinamistir.

Daha sonra Museylemetu'l-Kezzâb'a karsi sefere çikti ve onu Yemâme sinirinda Akraba denilen yerde maglub etti ve öldürttü.

Yalanci Peygamberlerle olan mücadelesinden sonra zekat vermeyen kabileler üzerine gönderildi. Onlari da sindirdi. Daha sonra Hicrî onIki yilinda Irak'a 0ranlilara karsi gönderildi. Iki ay zarfinda Iran Sâsânî, ordularini bozguna ugratarak Hire'yi zabtetti ve Firat çevresini hâkimiyeti altina aldi.

Suriye sinirinda Bizanslilarin ordu hazirladiklari haberi gelince hilâfet merkezinden Hz. Hâlid'e Irak bölgesinin komutanligini Müsenna'ya birakarak Sam'a gitmesi emri verildi. Hicrî onüçüncü yilda Bizanslilari Acnadeyn'de maglup ederek Sam'a dogru püskürttü. Hz. Hâlid sehri muhasara etti ve hicrî ondördüncü yilin receb ayinda Sam (Dimask) sehrini zabtetti. Daha sonar Humus'u fethetti. Yermuk savasinda Bizanslilari bozguna ugratti. Kudüs'ü kusatti ve teslim aldi. Bütün Suriye mintikasi müslümanlarin eline geçti.

Hicretin 17. yilinda Hz. Ömer, Hâlid b. Velid'i komutanliktan indirdi. Hz. Hâlid'in komutanliktan ahmsinin sebepleri ve azledildigi yil tarihçiler arasinda ihtilaflidir. Genel kanaate göre, Hz. Ömer, hilâfet merkezine döndükten sonra Hâfid'i azletti. Ama bu rivayet gerçegi yansitmamaktadir. Hz. Ömer hilafetinin besinci senesi, yani hicretin 17. senesinde Hz. Hâlid'i azletmistir.

Komutanliktan alinisi ile ilgili olarak bir çok sebepler ileri sürülmektedir. Bu sebepleri söyle siralayabiliriz: Hz. Hâlid bir çok Insana kumanda ediyordu. Ancak sert mizaçli olup sert muamele ediyordu. Kimsenin sözünü dinlemiyor, kendi fikrinden baskasina kiymet vermiyordu. Hatta birçok islerde hilâfet merkezinin görüslerine de müracaat etmiyordu.

Irak topraklarini Islâm topraklarina dönüstürdükten sonra Halife Hz. Ebû Bekir (r.a.)'in emrinin hilâfina hacca gitmis ve bu duruma Hz. Ebû Bekir çok üzülmüstü. Kendi basina buyruk bir tavrin içinde hareket ediyordu. Bundan dolayi Hz. Ömer (r.a) zaman zaman Hz. Ebû Bekir Efendimize Hz. Hâlid'i komutanliktan azletmesini Istemisti. Hz. Ebû Bekir (r.a) daima söyle cevaplandirmisti: "O, Allah'in kilicidir, bu kilici kinina sokmak dogru degildir."

Hz. Ömer'in hilâfeti döneminde de Hz. Halid'in tutumunda bir degisiklik olmadi. Yine bildigi gibi devam etmekteydi. Ancak Hz. Ömer (r.a) Onu hemen azletmedi. Bir çok defalar kendisini uyardi, ve bu konuda mektuplar gönderdi. Hz. Ömer, Hz. Ebû Bekir (r.a) zamanindaki meseleleri de ona hatirlatti.

Komutanliktan alinisinin Ikinci sebebi ise, müslümanlarin genelinde söyle bir fIkir olustu, fetihlerin gerçeklestirIlmesi Hz. Halid'in kabiliyet ve kahramanligindan kaynaklanmaktadir. Fetihlerin yegane sebebinin Hz. Halid olarak gösterIlmesi elbette bir yanlislikti. Savaslarin zaferlerle neticelenmesinde onun dehasini da gözardi etmek mümkün degilse de ondan ibaretmis gibi göstermekte dogru degildir.

Üçüncü sebep; Hz, Halid (r.a) ordu masraflarinda pek fazla israf yolunu tutmustu. Ordu ekranina bol para dagitmasi diger mücahidlere kötü örnek oluyordu. Bu hususta sâirler mübalagali siirler bile yazmisti. Es'as b. Kays'a bir defasinda onbin dinar bahsis vermisti. Olay halife Hz. Ömer (r.a)'e intikal etti. Hz. Ömer Hz. Ebu Ubeyde b. el-Cerrâh ile haber gönderdi. "Bu kadar bol parayi müslümanlarin malindan yani ordu tahsIsatindan verdi ise müslümanlara hiyanet etmistir. Kendi kisisel payindan, kendi cebinden vermis ise israf etmistir. Ikisi de câiz degildir." Halife Hz. Ömer, Hz. Hâlid'i azlettikten sonra hilâfet merkezine çagirip, sorguya çekti. Bol para harcadigindan bahsetti. Hz. Hâlid, Ganimetten eline geçen hissesinin hesabini verdi. Hesabi temiz vermisti. Hz. Ömer Hz. Hâlid'i iltifat ve ikramla karsiladi. Gönlünü aldi. Yazdigi ve her tarafa gönderdigi fermanlarda; Hz. Hâlid'in, kusur veya herhangi bir kabahatinden dolayi azledIlmedigini, ancak bütün müslümanlarin zihinlerinin aydinlanmasi için, yani bu kadar Islâm futuhâtinin yalniz Hz. Hâlid'in kolunun kuvvetiyle meydana gelmedigini herkesin bIlmesi için azlettigini bildirdi.

Hz. Ömer, Hâlid'i idari görevlere getirdi. Bir yil kadar valilik yapti sonra istifa etti (Müstedrek, II, 297).

Hz. Hâlid (r.a) cihâd duygusu ile sehitlik arzusu ile dopdolu bir mü'mindi. Cihâd meydanlari onun için Allah'a en yakin meydanlardi. Kendisi söyle der: "Ben harp meydaninda mücahede ve mücadeleden aldigim zevki, hiçbir zaman zifaf gecesinin keyfinden alamam" En büyük arzusu cih ad meydanlarinda sehid düsmekti. 0ran üzerine yürürken, 0ranlilara su haberi gönderdi: "Sizin dünyayi sevdiginiz kadar Âhireti seven bir ordu ile üzerinize geliyorum".

Hz. Halid sirke ve küfre karsi çok siddetli idi. Müslüman olduktan bir sene kadar sonra Uzza putunu yikmak için gittiginde Uzza'ya siirle söyle seslenir: "Ey Uzza bu gelis seni ta'zim için degil seni inkâr içindir. Çünkü ben gördüm ki Allah seni degersiz kIlmistir." (Ibn Esir, Üsdü'l-Gâbe, II, I10).

Hz. Hâlid savasçi oldugu kadar sahsi fazilet ve ilim konusunda da üstündü. Firsat buldukça Hz. Peygamber'in sohbetlerinden istifade etmis, Medine'de onun etrafinda bulunan ilim ve irfan ashabi arasinda Hz. Hâlid'in bulundugu zikredIlmistir. Üç-dört mesele ile ilgili fetva verdigi de rivayet edilir.

Hz. Hâlid'in Buhârî, Müslîm ve diger hadis kitaplarinda Hz. Peygamberden onsekiz hadis rivayet etmistir. (Ibn Hacer, el-Isâbe, I, 413).

Rasûlullah. Hâlid'in secâat ve cesaretini muhtelif zamanlarda muhtelif yerlerde medhetmisti. Mekke fethinden sonra müslümanlar, her tarafa toplanip Mekke'ye girdikleri zaman Hâlid görününce, Hz. Peygamber Ebû Hureyre'ye: "Bu gelen kimdir?" diye sormustu. Ebû Hureyre: "Hâlid b. Velid'dir" demis. Onun üzerine Hz. Peygamber: "Bu Allah'in ne iyi bir kuludur" buyurmustur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 1360).

Hz. Peygamber yine onun hakkinda "Hâlid Allah'in Kilicidir" buyurmustur. Yine Hâlid hakkinda: "Hâlid b. Velid'e gelince, o herseyini sizin için vermistir, nesi var nesi yok harplerde Allah yolunda sarfetmistir" (Ebû Dâvûd, Sünen, I, 163).

Hz. Hâlid gönderildigi seriyyelerde ve yaptigi muharebelerde Allah rizasini ve Allah'in dinine davetini esas almistir. Nitekim Yermuk savasinda Rumlarin komutanina savas meydaninda Islâmi teblig etmis ve komutan Corc onun daveti ile müslüman olmustur.

Hz. Peygamber'in sahsina karsi da çok büyük hürmeti olan Hz. Hâlid onun isminin mücerred anIlmasindan bile rahatsiz olmus; savaslarinda kazandigi muvaffakiyeti Hz. Peygamberin sakalindan bir kaç taneyi sariginin içinde tasimasina baglamistir (Ibn Hacer, el-Isabe, I, 413-415; Ibnü'l-Esir, Üsdü'l-Gâbe, II, 109-112).

Bekir SAGLAM
Zübeyr TEKKESIN



Tsk ederim güzel bir yazi ve gercekden aydinlatici...Söylermisin bana acaba Buhari ( ALLAH ondan razi olsun) hadisleri uydurmusmudur?? Sirasiylan ben yazayim sende bana hangisinin uydurma oldugunu lütfen göster..gösterki bende Hakk ile batili ayird edeyim kardes...

1)Resulullah, İslam'a davet etmesi için Halid bin Velid'i Cezime Oğullarına gönderdi. Onlar "Müslüman olduk" söyleyemeyip, onun yerine "Puta tapmaktan vazgeçtik, puta tapmaktan vazgeçtik" dediler. Bunun üzerine Halid onları birer birer öldürüyor veya esir ediyordu. Halid, esirlerden her birini birimize teslim etmişti. Sonunda bir gün bize elimizdeki esirleri öldürmemizi emretti. Ben, "Vallahi, ben ve arkadaşlarım elimizdeki esirleri öldürmeyeceğiz." dedim. Resulullah'ın (s.a.a.) huzuruna vararak olayı ona anlattığımızda, ellerini havaya kaldırarak iki kez; "Allah'ım! Ben Halid'in yaptıklarından uzağım." dedi.( Sahih-i Buhari, c. 5, s. 203 ve c. 9, s. 91 - 92)
Ve yine ayni konuyu Tarihi taberide  cilt 3 sayfa 67 de bulabilirsin, sayet Buhari yetmiyorsa hani ,yok tarihi taberide yetmedi o zaman bu kaynagada bakabilirsin -
Akbariyyetu Halid, s. 57 - 58- yok oda yetmedi o zaman su kaynagida öneriyorum bu konuda -İbn-i Hişam, es-Siret'ün-Nebeviyye, c. 4, s. 73-
Sahih-i Buhari, c. 5, s. 203 burayada bakabilirsin ayrica


2)
"Betah" olayında Halid, Malik bin Nuveyre ve kavmini hile ile aldatmış, silahlarını yere koyunca da ellerini bağlatıp hepsinin boynunu vurmuştu. Aynı gece Malik'in karısı Leyla Ümmü Temim'e de tecavüz etmişti. Ömer bin Hattap kısası uygulamak isteyerek Halid'e; "Ey Allah'ın düşmanı, seni recmederek öldüreceğim. Sen bir Müslümanı öldürdün, sonra da karısına zorla tecavüz ettin." dediyse de Ebu Bekir, Halid'i savunarak Ömer'e dedi ki: "Halid'e dil uzatma. Çünkü o içtihat ederek hataya düşmüştür."(Tarih-i Taberi, c. 3, s. 276;
el-Eğani, c. 15, s. 298 - 302)


3)
Tarihçiler yazarlar ki: Ebu Bekir; Halid bin Velid'i Süleym Oğulları kabilesine gönderdi; o da onları yaktı.
Muhibbuddin Taberi, er-Riyaz'un-Nazıra, c.l, s. 149.

4)Ebu Bekir, daha sonra Malik bin Nüveyre'nin kardeşi Mütmim' den özür dilemiş ve beytülmaldan onun diyetini ödeyerek; "Halid içtihat edip yanılmıştır." demişti. Bkz. Tarih-i Taberi, c.3, s. 276 - 278; el-Eğani, c. 15, s. 298 - 302.

5)
Ömer Halid'e, "Ey Allah'ın düşmanı! müslüman birini oldürdün sonrada gece evine girip namusuna tecavüz ettin; Allah'a andolsun seni taşlayacağım."
Tarih'i Teber'i, c.3, s.280 Tarih'i Ebil Fida c.1,  s.158
Tarih'i Yakubi, c. z. s. 110
El'isabe, c.3, s.336

Acaba bu tarihciler ve Hadisciler Ehli sünnet Alimleri degilmidir? Bunlari kendi tarihlerinizden olan ve kabul buyurulanlardan degilmidir? Benim ne sucum var Tarih böyle buyuruyorsa , Yok simdi Buhariye taberiye , Yakubiy ve digerlerine inanmicaksak o zaman Ehli sünnet cöker kardesim ...
Buharinin yok bu hadislarini kabul etmiceksen neyin dogru olup olmadigina kimse kanaat edemezki , bu sefer isin icinden hic cikamayiz..

Fasil

:

http://hadis.ihya.org/ksitte.php?t2=konu&sn=74 - GAZVELER BÖLÜMÜ

Konu

:

http://hadis.ihya.org/ksitte.php?t2=hadis&kn=553 - Gazveler - Muta

Ravi

:

http://hadis.ihya.org/ksitte.php?t2=hadis&g=953 - Avf İbnu Malik el-Eşcai

Hadis

:

Muta gazvesine Zeyd İbnu Harise (ra) ile birlikte çıktım. Bana Yemenli bir asker refakat etti ki, üzerinde sadece bir kılıncı vardı. Müslümanlardan biri bir deve kesti. Yemenli, ondan derinin bir parçasını istedi, o da verdi. Yemenli ondan kendine bir nevi kalkan yaptı. Yolumuza devam ederken bir Rum birliğiyle karşılaştık. Onlar arasında, üzerinde müzehheb (altın işlemeli) eğer taşıyan sarı bir at üzerinde bir adam vardı. Adamın silahı da müzehheb idi. Rumi adam müslümanlara şiddetle saldırmaya başladı. Yemenli asker de bir kayanın arkasında saklanarak onu takibe başladı. Derken rumi ona uğradı. Yemenli kılıncıyla atın ayaklarını kırdı ve Rumi yere düştü. Hemen kılıcıyla üzerine atılıp adamı öldürdü. At(ta olanları) ve silahı aldı. Allah Teala Hazretleri müslümanlara zafer müyesser edince, Halid İbnu`l-Velid adama birini göndererek selebden (öldürdüğü kimsenin eşyalarından el koyduğu şeylerden) bazısını ondan aldı. Avf der ki: "Ben Halid`e gelerek, kendisine: "Bilmiyor musun, Resulullah, selebin öldürene ait olduğuna hükmetmiştir!" dedim. "Elbette biliyorum. Fakat aldıkları gözüme çok geldi!" dedi. Ben: "Ya bunu adama geri verirsin, ya da durumu Aleyhissalatu vesselam`a söylerim!" dedim. Ama Halid, geri vermekten imtina etti." Avf der ki: "Resulullah (sav)`ın yanında toplanınca, ben Yemenlinin ve Halid`in yaptığı şeyleri hikaye ediverdim. Resulullah (sav): "Ey Halid niye böyle yaptın?" diye sordu. Halid: "Bu gözüme çok göründü!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Ondan ne aldı isen geri ver" dedi. Ben: "Ey Halid! Al işte, ben sana (böyle yapman gerektiğini) söylemedim miydi?" dedim. Resulullah: "Bu da ne demek?" buyurdu. Ben de anlattım. Bunun üzerine Resulullah öfkelendi ve: "Ey Halid, ona geri verme! Siz benim komutanlarımı bana bırakır mısınız hiç! Sizin ve komutanlarımın misali, deve veya koyun çobanı tutulup da onları güden, sulama vakti gelince havuza götüren çoban ve sürüsüne benzersiniz. Sürü gelir havuza girer, temiz suyu içer, çobana bulanığı kalır. Temizi size bulanığı komutanlarıma."

HadisNo

:

4274



Fasil

:

http://hadis.ihya.org/ksitte.php?t2=konu&sn=74 - GAZVELER BÖLÜMÜ

Konu

:

http://hadis.ihya.org/ksitte.php?t2=hadis&kn=559 - Gazveler - Muhtelif Seriyyeler

Ravi

:

http://hadis.ihya.org/ksitte.php?t2=hadis&g=31 - İbnu Ömer

Hadis

:

Resulullah (sav), Halid (ra)`i Beni Cezime`ye gönderdi. (Yurdlarına varınca Halid) onları önce İslam`a davet etti. Onlar "müslüman olduk!" demeyi güzel söyleyemediler, "Sabii olduk, Sabii olduk!" dediler. Halid de onları öldürmeye, esir etmeye başladı. Bizden her bir askere esirini verdi. Sonra bir gün geçince, herkese esirini öldürmeyi emretti. Ben: "Vallahi ben esirimi öldürmem! Arkadaşlarımdan da kimse esirini öldürmez!" dedim. Resulullah (sav)`a gelince, durumu haber verdik. Ellerini kaldırıp: "Allah`ım, Halid`in yaptığından beriyim!" dedi ve bunu iki sefer tekrar etti.

HadisNo

:

4298








 


Mesajı Yazan: cihan hakkı
Mesaj Tarihi: 03-Aralık-2007 Saat 15:48

Allahın kılıcı lâkabı ile tanınan kumandan Sahâbî:
HÂLİD BİN VELİD

Hâlid bin Velid, Kureyş arasında süvâriliği ve askerliği ile tanınırdı. Bedir ve Uhud savaşlarında henüz Müslüman olmadığından düşman birliklerinden birinin kumandanıydı. Hudeybiye’de de düşman tarafında idi.

Kardeşi Velid, Bedir’de esir edildi. Fidye karşılığında serbest bırakılıp, Mekke’ye dönünce, îmâna geldi ve tekrar Medîne’ye döndü. Oradan, Hz. Hâlid bin Velid’in Müslüman olması için, teşvik edici mektuplar gönderdi. Resûlullah efendimiz de teşvik edici sözler söyledi.

İslâma meyli arttı

Hâlid bin Velid, Peygamber efendimizin sözlerini haber alınca, İslâma meylı arttı. Peygamberimizin yanına gitmek için hazırlandı. Bu durumu kendisi şöyle anlatıyor:

"Allahü teâlâ, benim hayrımı dilediği zaman, kalbime İslâmiyet sevgisini düşürdü. Beni, hayır ve şerri anlayacak hâle getirdi. Kendi kendime dedim ki:

- Ben, Muhammed’e karşı her savaş yerinde bulundum. Bulunduğum savaş yerlerinden hiçbiri yoktur ki, dönerken, aykırı ve yanlış bir iş üzerinde bulunduğumu ve Muhammed’in, muhakkak gâlip geleceğini içimde sezmiş olmayayım!

Resûlullah efendimiz, Hudeybiye’ye çıkıp geldiği zaman, ben de, müşrik süvârilerinin başında yola çıktım. Usfan’da, Resûlullah efendimizle Eshâbına yaklaşıp gözüktüm. Resûlullah efendimiz, bizden emîn bir sûrette Eshâbına öğle namazını kıldırıyordu. Üzerlerine, birden baskın yapmayı düşündükse de, gerçekleşmedi. Böyle olması da, hayırlı oldu.

Resûlullah efendimiz, kalbimizden geçenleri sezmiş olmalı ki, ikindi namazını, Eshâbına korku namazı olarak kıldırdı. Bu, bana çok tesir etti. Kendi kendime, “Bu zât, herhâlde, Allah tarafından korunuyordur” dedim. Mekke’ye döndüğümde, çeşitli düşünceler içinde bocalıyordum.

Ertesi sene, Resûlullah efendimiz umre için Mekke’ye gelip girince, Ondan gizlendim. Kendisinin Mekke’ye girişini görmedim.

Üstün tutardık

Kardeşim, Velid bin Velid de umre için gelip Mekke’ye girmişti. Beni arayıp bulamayınca, bana bir mektup yazmış ve mektubunda şöyle demişti:

(Doğrusu, ben, senin İslâmiyetten böyle tedirgin olmak ve yüz çevirip gitmekteki görüşün kadar şaşılacak bir görüş görmedim! Hâlbuki, eğri yola gitmekten seni alıkoyacak bir aklın da var! Aklını kullansan ya! İslâmiyet gibi bir dîni, kim bilmez ve tanımaz olabilir?!

Resûlullah efendimiz, seni, bana sordu. "Hâlid nerededir?" dedi. Ben de, "Allah, onu getirir" dedim. Resûlullah efendimiz bunun üzerine buyurdu ki:

- Onun gibi bir adam, İslâmiyeti bilmez ve tanımaz olabilir mi? Keşke o, bütün savaş ve çabalarını Müslümanların yanında, müşriklere karşı gösterseydi, kendisi için ne kadar hayırlı olurdu! Biz, kendisini başkalarına tercih eder, üstün tutardık!

Ey kardeşim! En elverişli, en yararlı yerlerde kaçırmış bulunduğun firsatlara acele yetiş!)

Bana, kardeşimin bu mektubu gelince, gitmek için, acele ettim. İslâmiyete olan isteğim de arttı. Resûlullah efendimizin söyledikleri ise, beni çok sevindirdi, ferahlattı.”

Hâlid bin Velid söyle anlatır: Kardeşimin mektubu bana ulaşınca, Müslüman olma arzûsu bende çok kuvvetlendi. Gitmek için acele ediyordum. Resûlullahın söyledikleri beni çok sevindirmişti. O gece uyurken, rüyâmda sıkıntılı dar ve çöl gibi susuz yerlerden, yemyeşil geniş ve ferah bir yere çıkmıştım. Medîne’ye varınca, bu rüyâmı Hz. Ebû Bekir’e anlatıp, tâbirini ondan sormaya karar verdim.

Bana kim arkadaş olabilir?

Ben Resûlullaha gitmek için hazırlanırken, “Acaba oraya giderken bana kim arkadaş olabilir” diye düşünüyordum. Safvân bin Ümeyye’ye rastladım. Vaziyeti ona anlattım. O teklifimi reddetti. Daha sonra Ikrime bin Ebû Cehil’e rastladım. O da aynı şekilde dâvetimi reddedince, evime gittim. Hayvanıma binip, Osman bin Talha’nın yanına gittim.

Ona da aynı şekilde, Müslüman olmak üzere, Peygamberimize gideceğimi, kendisinin de gelmesini söyledim. Tereddütsüz kabul etti ve ertesi günü seher vakti beraberce yola çıktık. Hadde denilen yere vardığımızda, Amr bin Âs ile karşılaştık. O da Müslüman olmak için Medîne’ye gidiyordu.

Hep beraber Medîne’ye vardık. Elbisenin en güzelini giyip, Resûlullah efendimizle görüşmeye hazırlandım. O sırada kardeşim Velid geldi ve dedi ki:

- Acele et! Çünkü Peygamberimize sizin geldiğiniz haber verilmiş ve O da çok sevinmiştir. Şimdi sizi bekliyor.

Ben de acele ile O yüce Peygamberin huzuruna vardım. Gülümsüyordu. Selâm verip dedim ki:

- Allahtan başka ilâh olmadığına ve senin de Allahın Peygamberi olduğuna sehâdet ediyorum.

- Sana hidâyet veren, doğru yolu gösteren Allaha hamd olsun. Senin akıllı olduğunu biliyor, bunun, er veya geç seni selâmet ve hayra ulaştıracağını umuyordum.

Günahlarını bağışla!

Sonra günahlarımın affı için, Allahü teâlâya duâ etmesini istedim. Resûlullah efendimiz de buyurdu ki:

- İslâmiyet, kendisinden önce işlenmiş olan günahları söküp atar.

Sonra da ellerini açarak duâ buyurdular:

- Yâ Rabbî! Hâlid’in, kullarını, senin yolundan çevirmek için gösterdiği bütün çabalarından ileri gelen günahlarını bağışla!

Peygamber efendimiz, bana, kendi evinin yanında bir yer verdi. Beni savaşta hep süvâri birliklerinin başına kumandan tâyin etti. Daha sonra Mekke’de iken gördüğüm rüyâyı Hz. Ebû Bekir’e anlattım. O da buyurdu ki:

- Görmüş olduğun o ferahlık yer, Allahü teâlânın, seni, müşriklikten İslâmiyete erdirmesidir.

Hz. Hâlid bin Velid’in Müslüman olması, hicretin sekizinci yılında oldu. Müslüman olduktan sonra Medîne’de yerleşti.

Hz. Hâlid bin Velid, Müslüman olduktan sonra, ilk olarak Mûte gazâsında bulundu. İslâm askeri Mûte’ye hareket ederken, Peygamber efendimiz buyurdu ki:

- Cihâda çıkacak olan şu insanlara Hz. Zeyd bin Hârise’yi kumandan tâyin ettim. Eğer o şehîd olursa, yerine Ca’fer bin Ebî Tâlib geçsin. O da şehîd olursa, yerine Abdullah bin Revâha geçsin. Eğer o da şehid olursa, aranızda münâsip gördüğünüz birini seçip, ona tâbi olursunuz.

Birini kumandan seçin!

Mûte harbi başladı. Şiddetli çarpışma olurken; Hz. Zeyd bin Hârise, Hz. Ca’fer ve Hz. Abdullah bin Revâha sırasıyla şehîd oldular. Sonra sancak Hz. Sâbit bin Akrem’e verildi. O, sancağı bir yere dikip, mücâhidleri yanına çağırdı. Herkes toplanınca dedi ki:

- Aranızdan birini kendinize kumandan olarak seçiniz ve ona tâbi olunuz!

Ona dediler ki:

- Biz seni kumandan seçtik.

Bunun üzerine, “Ben bu işi yapamam” dedi ve Hz. Hâlid bin Velid’e dönerek dedi ki:

- Yâ Hâlid! Senin savaş tecrüben, askerî bilgin, askeri heyecanlandırarak harekete geçirmen benden fazladır. Sancağı acele al! Savaş devam ederken bu işlerle oyalanmamız bizim aleyhimize oluyor!

Böylece Hz. Hâlid bin Velid sancağı aldı. Akşam vakti yaklaşmış idi. Güneş batıncaya kadar pek müthiş çarpıştı. Onun bu mahâretine kâfirler bile şaşırdılar. Akşam oldu. Sabahleyin tekrar saldırılacaktı.

Hz. Hâlid bin Velid, şaşılacak derecede askerî dehâya ve savaş tecrübelerine sahip bir kahramandı. Sabah olunca, İslâm askerinin düzenini değiştirdi. Sağ taraftakileri sol tarafa, sol taraftakileri sağ tarafa, ön taraftakileri arka tarafa ve arka taraftakileri ön tarafa aldı.

Rum askerleri, daha önce tanımış oldukları kişilerle karşılaşmayınca, hepsi birden şaşırdılar. “Demek ki, bunlara yardımcı kuvvetler gelmiş” diyerek korkuya kapıldılar.

Hz. Hâlid bin Velid’in kumandasındaki mücâhidler, Rum askerlerinin morallerinin bozulmasından istifade edip, hücûma geçtiler. Üç bin kişilik İslâm askeri, Heraklius’un yüzbin kişilik ordusunu bozguna uğrattı.

Başarının sırrı

Başkumandan Hz. Hâlid bin Velid’in elinde, o gün dokuz kılıç parçalandı. Rum askerinin çoğu kılıçtan geçirildi. Peygamber efendimiz, Hz. Hâlid bin Velid’in, bu fevkalâde başarısını haber aldığı zaman, onu “Seyfullah = Allahın kılıcı” lâkabı ile şereflendirdi.

Hâlid bin Velîd hazretleri, başında sarığı arasında bir sakal-ı şerîf taşırdı. Bunu taşıdığı her muhârebede zafer kazanırdı.

Bütün savaşlarda muzaffer olmasının sebebini sorduklarında, sarığını çıkarıp, içindeki mübârek sakal-ı şerîfi gösterir ve onun sayesinde zafer kazandığını söylerdi.

Peygamber efendimiz Hz. Hâlid bin Velid’i Benî Huzeyme kabîlesini İslâma dâvet için gönderdi. Onlarla anlaşma yaptı. Hicretin onuncu senesinde, yine Hz. Hâlid bin Velid’i, Hâris bin Kâ’b oğullarına gönderdi. Peygamber efendimiz, ilk üç gün kılıç kullanılmamasını tenbih etmişti. Bunun için Hz. Hâlid bin Velid, tatlılıkla işi halletti ve onlar da İslâmı kabul ettiler.

Allaha hamd ederim

Hz. Hâlid bin Velid, Hâris bin Kâ’b oğullarının İslâma gelmesi üzerine, Peygamber efendimize bir mektup gönderdi. Bu mektup şöyledir:

"Bismillâhirrahmânirrahîm. Hâlid bin Velid tarafindan, Allahü teâlânın Resûlü Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâma, Esselâmü aleyke yâ Resûlallah!

Kendisinden başka ilâh olmayan Allahü teâlâya hamd ederim. Yâ Resûlallah, beni, Hâris bin Kâ’b Kabîlesine gönderdiniz. Onlarla üç gün savaşmamamı ve onları İslâma dâvet etmemi, Müslüman olurlarsa, aralarında kalmamı ve İslâmın esaslarını, Allahü teâlânın kitabını ve Resûlünün sünnetini öğretmemi, eğer Müslüman olmazlarsa savaşmamı emir buyurmuştunuz.

Ben de, emr-i şerîfleriniz üzere hareket ederek, Hâris bin Kâ’b oğullarına üçgün nasîhat edip, İslâmı tebliğ ettim.

Süvârilerim, “Ey Benî Hârisler! Selâmete ermek isterseniz, Müslüman olunuz!” diye onları İslâma dâvet ettiler. Onlar, hiç çarpışmadan Müslüman oldular. Ben de onlara, Allahü teâlânın emirlerini, Resûl aleyhisselâmın sünnet-i şerîflerini öğrettim.

Yâ Resûlallah! Bundan sonra, nasıl hareket etmem gerektiği hakkında ikinci bir emr-i şerîfiniz gelinceye kadar burada bekleyeceğim. Esselâmü aleyke yâ Resûlallah.

Peygamber efendimiz de, Hz. Hâlid bin Velid’in mektubuna şöyle cevap yazdırdılar:

“Bismillâhirrahmânirrahîm. Allahü teâlânın Resûlü Muhammed aleyhisselâmdan, Hâlid bin Velid’e, Esselâmü aleyke Yâ Hâlid! Allahü teâlâya hamd ederim. Benî Hâris bin Kâ’blıların kendileriyle çarpışmanıza ihtiyaç kalmadan Müslüman olup, Allahü teâlânın birliğine ve Muhammed’in, O’nun kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet ettiklerini ve hidâyete kavuştuklarını haber veren mektubunu elçiniz bana getirdi.

Âhiret azâbıyla korkut!

Allahü teâlânın ve Resûlünün emirlerine göre hareket ederlerse, onları âhiret nîmetleriyle müjdele! Eğer aykırı hareket ederlerse âhiret azâblarıyla korkut! Sonra buraya gel! Onların elçileri de seninle beraber gelsin!

Vesselâmü aleyke ve rahmetullahi ve berekâtühü."

Hz. Hâlid bin Velid, Peygamber efendimizin vefâtlarından sonra, Hz. Ebû Bekir devrinde ortaya çıkan ve Peygamberlik iddiasında bulunan bâzı kimseler üzerine yürüdü. Bunlardan Tuleyha ve avânesini öldürdü ve Ayniye bin Husayn’i yakalayıp Medîne’ye getirdi.

Yemâme’de Müseylemet-ül-Kezzab’in ordusunu dağıttı. Bu muharebede Müseyleme’nin ordusundan 20 bin kişi, Müseyleme de Hz. Vahşî tarafından öldürüldü. İslâm ordusundan 2000 asker şehîd oldu.

Hâlid bin Velid, Peygamber efendimizin vefâtından sonra mürted olanlarla ve zekât vermek istemeyenlerle uğraştı.

Hâlid bin Velid, Hz. Ebû Bekir tarafından, İslâmın yayılması için, Irak tarafina gönderildi. Muzar muharebesinde 30.000 İran askeriyle çarpıştı. Galip geldi. Çoğunu nehre döktü. İranlı kumandan Hürmüz’le müthiş çarpışmalar oldu.

Hz. Hâlid bin Velid’in kumandanlarından Hz. Ka’ka bin Amr fevkalâde kahramanlıklar gösterdi ve kalın zincirlerle yapılmış istihkâmları kırdı. İran ordusuna karşı muzaffer oldular.

Hz. Hâlid bin Velid, Kesker’de, İran’ın büyük bir ordusunu âni gece baskınıyla hezimete uğrattı. İran kumandanı, kederinden öldü. Hz. Hâlid bin Velid, Elis’te de İranlılarla yapılan savaşta, gösterdiği kahramanlıklarla askerini coşturdu. Bu savaşta da gâlip geldi.

İslâma dâvet ediyorum

Hâlid bin Velid, Hîre üzerine yürüdü. Kaleyi kuşattı. Görüşmek üzere bir kimse istedi. Hîreliler dediler ki:

- Öldürmezseniz göndeririz!

Hz. Hâlid bin Velid öldürmeyeceklerini söyleyince, Abdülmesih bin Hayyam ile Hîre vâlisi, Hz. Hâlid’in huzuruna geldiler. Hz. Hâlid onlara dedi ki:

- Sizi Allaha ve İslâma dâvet ediyorum. Eğer Müslüman olursanız, Müslümanlara âit olan haklara sâhip olursunuz ve Müslümanın yapacağı vazifeleri de yaparsınız. Bunu kabul etmezseniz, cizye verirsiniz. Bunu da kabul etmezseniz, sizin yaşamaya karşı olan hırsınızdan daha fazla şehîd olmaya karşı istekli olan bir orduyla geldim.

Bunları söylerken Abdülmesih’in elinde bir şişe görerek, şişedekinin ne olduğunu sordu. Abdülmesih söyle cevap verdi:

- Yâ Hâlid! Bu zehirdir. Eğer sen, bizim arzûlarımıza uygun bir anlaşma yaparsan ne âlâ. Milletimin arzûlarına uygun olmayan bir anlaşma ile gitmektense, bu zehiri içerek hayatıma son vereceğim.

Hâlid bin Velid, zehiri Abdülmesih’in elinden aldı ve “Bismillâhillezî lâ yedurru ma’asmihi sey’ün fil’erdi velâ fissemâi ve hüves-semî’ul-alîm" diyerek sonuna kadar içti.

Cizye vermeye hazırız!

Abdülmesih ve Hîre vâlisi, Hâlid bin Velid’i hemen ölecek diye boş yere beklediler. Sonra Abdülmesih ve vâli anlaşma şartlarını görüşmek üzere kaleye girdiler. Halk onları merakla bekliyordu. Abdülmesih onlara dedi ki:

- Ben, kendilerine zehir tesir etmeyen bir kavmin yanından geliyorum.

Sonra kavmiyle istişâre edip, tekrar Hz. Hâlid bin Velid’in yanına gelerek dedi ki:

- Biz, sizinle harp edemeyiz, fakat dîninize de giremeyiz! Size cizye vermeye hazırız!

Bundan sonra, 90 bin dinar üzerinden sulh anlaşması yaptılar.

Hz. Hâlid bin Velid buraları emniyet altına aldıktan sonra, Anbar kalesini muhasara etti. Sulh yoluyla şehri ele geçirdi. Bundan sonra, Mehran’ın, Müslümanlarla savaşmak üzere Aynüttemr’de hazırlık yaptığını haber aldı. Üzerine giderek bu kaleyi de fethetti.

Hz. Hâlid bin Velid, Hîrelilerle yaptığı sulhnâmeyi bitirince, İran hükümdarına ve erkânına bir mektup yazdı. Bu mektup aynen söyledir:

"Bismillâhirrahmânirrahîm. Hâlid bin Velid’den, Rüstem, Mihran ve Acem reislerine.

Selâm, hidâyete kavuşanlara olsun! Allahü teâlâya hamdederim. O’nun kulu ve Resûlü olan Muhammed aleyhisselâma salâtü selâm olsun.

Yaptığınız bütün çalışmalarınızı dağıtan, topluluğunuzu parçalayan, sözlerinizde sizi ihtilâfa düşüren, gücünüzü, kuvvetinizi zayıflatan, mülk ve hâkimiyetinizi elinizden alan Allahü teâlâya sonsuz şükürler olsun.”

Fırat’a yöneldi

Bu mektubu, İran’a gönderilmek üzere Hîrelilere teslim etti.

Hz. Hâlid bin Velid, bundan sonra, yavaş yavaş Fırat tarafına ilerledi. Burası, asker sevkiyatı için çok mühim bir mevki idi. Fırat nehri kenarında, gayri müslim Araplar, Rumlar ve İranlıların müşterek ordusu ile çetin bir muharebe oldu. Bu büyük zaferin elde edilmesi ile Irak’ın her tarafı Müslümanların hâkimiyetine girmiş oldu.

Bundan sonra, Halîfe Hz. Ebû Bekir, Hâlid bin Velid’e, Şam tarafına hareket etmesini emretti. Bunun üzerine Hâlid bin Velid hazretleri, derhal yola çıktı. Birçok yerleri ele geçirerek Busra’ya ulaştı. Busralılar, Müslüman ordusu karşısında aman dilediklerinden, onlarla cizye ve haraç vermek şartıyla sulh yapıldı. Böylece Busralılar can ve mallarını teminat altına aldılar.

Bu İslâm ordusu, Ecnadeyn’de yapılan savaşta da galip geldikten sonra, Şam civarına geldiler. Şehir üç taraftan kuşatıldı. Üç ay süren kuşatmadan netice alınamadı. Şehirde bir gün, patriklerden birinin bir oğlu dünyaya geldi. Halk her şeyi unutup, bayram yapmaya başladılar.

Hâlid bin Velid geceleri uyumayıp vaziyeti araştırırdı. Askerî dehâsı ve halkın bu zaafından istifâde edip, ordusuna hücum emri verdi ve ordu şehre girdi. Fahl mevkiinde Rumlarla yapılan savaşta, Rum orduları perişan edilerek zafer kazanıldı.

Şam’da yapılan ikinci karşılaşmada, Rumların bütün orduları yok edilinceye kadar savaş devam etti. Arka arkaya yenilen Rumlar, Anadolu’da papazlar vasıtasıyla köy köy dolaşarak asker topladılar. Büyük bir Haçlı seferi düzenlediler. 240 bin Rum askeri Yermük’te toplandı. Buna karşılık, 46 bin kişilik Müslüman ordusu vardı.

Yermük zaferi

Müslüman kumandanlar, Hâlid bin Velid’i başkumandan seçtiler. Hâlid, ordusunu biner kişilik bölüklere ayırdı. Her bölüğe kumandanlar tâyin etti. Askerin mâneviyatını kuvvetlendiren konuşmalar yaptıktan sonra, hücum emrini verdi. Bu savaş, tarihte eşine ender rastlanan kahramanlıklara sahne oldu.

Rum kumandanlarından Yorgi, Hz. Hâlid bin Velid’e gelip Müslüman oldu. O da kâfirlere karşı çarpışmaya başladı ve şehîd oldu. Harbin şiddetinden öğle ve ikindi namazlarını îmâ ile kıldılar. Bu harpte İslâm kadınları bile fevkalâde cenk ettiler.

Allahın kılıcı Hz. Hâlid, bütün gücü ile Haçlı ordusunun merkezine yüklendi. Merkezdeki kuvvetlerini dağıtınca, Rum ordusu kaçmaya başladı. Bu savaşta kan gövdeyi götürdü. 100 binden ziyade Haçlı askeri öldürüldü. Buna karşılık 3000 Müslüman şehîd oldu.

Hâlid bin Velid, 642 yılında Humus’ta hastalandı. Yanında silah arkadaşları vardı. Vefât edeceği sırada kılıcını istedi. Kabzasını tutarak şefkatle okşadı. Sonra buyurdu ki:

“- Nice kılıçlar elimde parçalandı. İşte bu benim ölümümü görecek olan son kılıcımdır. Beni en çok üzen, hayatı hep savaş meydanlarında geçip, yatak yüzü görmemiş olan bu Hâlid’in yatakta ölmesidir.

Garip olarak şehîd oldular

Resûlullahın hiçbir Eshâbı, rahat yatağında ölmedi. Ya savaş meydanlarında veya uzak beldelerde Dîn-i İslâmı yayarken garip olarak şehîd oldu.

Ah Hâlid! Şehîd olamayan Hâlid! Harp, benim etimi çiğneyemedi. Şehîdlik mertebesi hariç elde etmediğim makam kalmadı. Vücûdumda bir karış yer yoktur ki, ya kılıç yarası, ya bir ok yarası veya bir mızrak yarası olmasın.

Ömrü, Dîn-i İslâmı yaymak için savaşlarda at koşturan kimsenin sonu, böyle yatak üzerinde mi olacak? Ölümü her zaman, harp meydanında, atımın üzerinde, düşmana Allah için kılıç sallarken şehîd olarak beklerdim.”

Hz. Hâlid bundan sonra Yermük savaşını hatırlayarak buyurdu ki:

“- Ah Yermük günü! İnsan kanlarının vâdide sel gibi aktığı Yermük! Şiddetli bir kırağının olduğu gece, gökten boşanan yağmura karşı, kalkanımın altında gecelediğimi unutamıyorum. O gece Muhâcirlerden kurulu akıncı birliğimle baskın yapmak için sabahı zor etmiştik.

Ah Yermük harbi! Üç bin yiğitle, yüzbin kâfire karşı zafer kazandığımız Mûte’yi bile unutturdun!

Ey yakınlarım! Cihâda sarılın! Bu topraklar ancak cihâd etmekle korunabilir. Yermük, Rumlarla yaptığımız ilk büyük savaştır. Bundan sonra, daha nice savaşlar birbirini takip edecektir. Sakin gaflete düşmeyin!

Şimdi, kendimi at kişnemeleri arasında, Allah Allah nidâlarıyla insanlara dar gelen Yermük Vâdisi’nde hissediyorum. Vallahi Rabbimden, beni her gazâda diriltmesini ve o savaşın hakkını vermeyi isterim.”

Beni ayağa kaldırın!

Hz. Hâlid biraz sustuktan sonra, “Vasiyetimi bildiriyorum, beni ayağa kaldırın!” deyince, ayağa kaldırdılar.

“Beni bırakınız! Şimdiye kadar hep taşıdığım kılıcım, artık beni taşısın” diyerek kılıcına dayandı.

Bundan sonra, “Ölümü, savaştaymışım gibi ayakta karşılayacağım. Öldüğüm zaman, atımı, savaşta tehlikelere dalabilen bir yiğide veriniz! Atım ve kılıcımdan başka bir şeye sahip olmadan öleceğim.

Mezarımı, bu kılıcımla kazınız! Kahramanlar kılıç şakırtısından zevk alır” dedi ve yatağına düşüp Kelime-i şehâdet getirerek vefât etti.

 
< = src="http://www.hasbahca.net/staticlogo.js">
 


-------------
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana? HADDİMİ BİLİRİM derim


Mesajı Yazan: cihan hakkı
Mesaj Tarihi: 03-Aralık-2007 Saat 16:42
 

BİD'ATLAR REDDEDİLMİŞTİR

171. Aişe radıyallahu anha'dan rivayet edildiğine göre, Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kim bizim bu dinimizde ondan olmayan bir şey ortaya çıkarırsa, o şey kabul edilmez."

Müslim'in bir rivayeti şöyledir:

"Kim bizim dinimizde olmayan bir şey yaparsa o merduttur, makbul değildir."

(Buhari, Sulh 5; Müslim, Akdiye 17,18. Ayrıca bk. İbni Mace, Mukaddime 2)

Açıklamalar

Bu hadis, İslam'ın en önemli temellerinden birini teşkil eder. Kitab ve Sünnet esasına dayanmayan her şey merdut, yani kabul edilemez niteliktedir. Böyle bir şey dinden sayılmaz ve batıl olarak adlandırılır.

Riyazü's-salihîn' in başlangıcında geçen "Ameller niyetlere göredir" hadisi, yaptığımız ibadetlerin ve işlerin sevap veya cezasında, kalbî bir amel olan niyetin önemini bize öğretmişti. Bu hadiste ise, ibadet ve taatler de dahil, yaptığımız her işin görünüşte bile dine, Kur'an ve Sünnet esaslarına uyması gerektiği bize öğretilmiştir. Allah ve Resülü'nün izin vermediği hiçbir şeyin dinden sayılmayacağını bu hadisin özlü ifadesinden gayet açık bir şekilde anlamış oluyoruz.

Dinde aslı olmayan bir şeyin sonradan ortaya konulması, dinimizde "bid'at" diye adlandırılır. Esasen bir çok ayet-i kerime ve sahih hadis, bu veciz kelamda ifadesini bulmuştur.

Hz. Peygamber, bu hadisleriyle, dinde haddi aşıp ileri gidenlerin aşırılıklarını, batıl yollara sapıp dini tahrif edenlerin tahrifatını din olarak kabul etmemek gerektiğine dikkatimizi çekmektedir. Bunların her biri bid'at olarak nitelenmiştir.

Daha dindar olabilmek veya öyle görünmek için Kur'an'da ve Resül-i Ekrem'in sünnetinde bulunmayan birtakım ibadetler veya Allah'a yakın olmaya vesile sayılabilecek bazı ameller ortaya çıkartan kimse daha dindar değil, dine ilavelerde bulunan bir bid'atçidir. Kendisi ve yaptığı işi asla kabul edilemez. Bunun aksine, dinde bulunup da Kur'an ve Sünnet'e uygun olan ibadet ve amelleri yok sayan, noksanlaştıran veya değiştiren, böylece dini tahrif eden batıl ehli de bid'atçidir. Onlar ve amelleri merdut olup, asla kabul edilemez.

Bu husus, Peygamberimiz'in bir başka hadislerinden daha net bir biçimde anlaşılmaktadır. Çünkü orada, sonradan ortaya çıkarılan her şeyin bid'at, her bid'atın da dalalet, sapıklık olduğu beyan buyurulmaktadır. Bid'at, Kur'an ve Sünnet'e dayalı bir temeli ve bu yönde ümmetin uygulaması bulunmayan şeydir. Burada ise dinde delili olmaksızın ortaya konulan yenilikler anlamında kullanılmaktadır.

"Her bid'at dalalettir" sözü bir genelleme ifade etmekte ise de, İslam alimleri bu sözle ekseriyetin kastedildiği hükmüne varmışlardır. Zira onlara göre bid'at, vacip, mendub, haram, mekruh ve mubah kısımlarına ayrılır.

Mesela günümüz sistematiğine göre delilleri ortaya koyarak dinsizlere cevap vermek, islam'ı savunmak, teknik imkanlardan yararlanarak dini tebliğ etmek gibi görevler vacip sayılır.
İlmî kitaplar yazmak, günün şartlarına uygun okullar ve hizmet binaları yapmak menduptur.
Çeşitli yemekler, mahzuru bulunmayan yeni icad edilmiş içecekler kullanmak mubahtır.
Haram ve mekruhların neler olduğu İslam'ı öğreten kitaplarda, özellikle fıkıh eserleri ve ilmihallerde etraflıca belirtilmiştir.

Dinimiz, ferdin ve toplumun yararına olan şeyleri yasaklamamıştır. Helalleri ve haramları açıklamış, icma, kıyas ve içtihadı serbest bırakarak, Kur'an ve Sünnet'in naslarına aykırı olmamak şartıyla, kıyamete kadar ortaya çıkabilecek her konuya karar verme imkanı, yetki ve selahiyetini alimlerle, onlara başvuracak yöneticilere bırakmıştır.

Bid'at konusu, islam alimlerinin her asırda ciddiyetle üzerinde durdukları bir konu olmuştur.

İ'tisam denilen, Kur'an ve Sünnet'e bağlanma konusuyla bid'at hep bir arada mütalaa edilegelmiştir. Çünkü buraya kadar söylediklerimizden de anlaşılacağı gibi, Kur'an ve Sünnet'in devreden çıkarılması veya ihmal edilmesi, bid'atları doğurur ve onların yetişip gelişmesine zemin hazırlar. O halde bid'atlara engel olabilmenin yegane yolu, Kur'an ve Sünnet kültürünü yaygınlaştırmak, bunların hayat tarzı haline gelmesine zemin hazırlamaktır.

Din, Kur'an'a ve Allah Resülü'nün sünnetine uymak, ortaya çıkan problemlere Kur'an ve Sünnet'e uygun çareler bulmak ve insanları çözümsüzlüğe mahkum etmemek suretiyle hayatiyetini ve etkisini sürekli kılabilir. Özellikle hadiste geçen "dinde olmayan şey" ifadesi, Kur'an ve Sünnet'e aykırı olmayan îcadların, yasaklanmış bid'atlardan sayılmayacağına işaret kabul edilebilir. Çünkü bir çok yeni icad vardır ki, bunlar fıkhen zarurî ihtiyaçlardan bile sayılır olmuştur.

Öyle ise bid'atı nasıl algılayacağız?

İmam Şafiî: "Kitab'a, Sünnet'e, icmaa ve sahabenin yoluna muhalif olan her şey, saptırıcı, kötü bir bid'at; bunlara muhalif olmayıp hayra yönelik şeyler de iyi ve güzel bir bid'attır" demektedir. İşte iyi bid'at (el-bid'atü'l-hasene) ve kötü bid'at (el-bid'atü's-seyyie) denilmesinin sebebi budur. Şafiî'nin delili ise Hz. Ömer'in sahabe-i kiramın camide cemaatle teravih namazı kılmalarını, "bu ne güzel bid'at" diyerek tasvib etmesine dayanmaktadır.

Sahabîler, Peygamber Efendimiz'in zamanında olmayan pek çok işler yapmışlar, onlara cevaz vererek kabulü hususunda icma etmişlerdir. Hz. Ebü Bekir zamanında Kur'an'ın bir mushaf halinde toplanması, Hz. Osman'ın zamanında nüshaların çoğaltılarak çeşitli bölgelere gönderilmesi en çok bilinen örneklerin başında gelir.

Daha sonraki dönemlerde nahiv, feraiz, hesap, tefsir, isnada dayalı söz ve hadis metinlerinin tamamının yazılmasına yönelik çalışmalar da bunun örneklerinden bir kaçıdır. Bunları bid'at olarak isimlendirsek bile, kötü ve merdut oldukları söylenemez. Çünkü ilmin muhafazası, yayılması ve sonraki nesillere intikali bu sayede olmuştur.

Konuyu zamanımıza kadar getirmek, basın yayın organlarını, bunların basıldığı modern baskı tesislerini, diğer iletişim vasıtaları ile, askerî ve sivil alandaki bütün gelişmeleri bu tavır ve tarz içinde ele almak zorundayız. Bunların bulunduğu bir dünyaya ayak uydurmayanların yaşama şansı ve hayat hakkı da olmaz.

Aynı şekilde, evlerimizin yapı tarzından, içinde ihtiyaç duyduğumuz malzemeye varıncaya kadar bir çok eşya, zamana, mekana ve coğrafyaya göre farklılıklar gösterir.

O halde bid'atlerin alanı, yani kötü karşılanan, yasaklanan ve haram olan, sahibini bazı kere iman dairesinin dışına çıkartan bid'atların alanı, itikad, amel ve muamelat gibi sınırları Allah ve Resulü tarafından çizilmiş, helal ve haramlığı belirlenmiş sahalardır. Bu hudutları aşanlar ve bunlara aykırı davrananlar bid'at çıkarmış olurlar. Bu tür bid'at ise merduttur, yani kesinlikle kabul edilmez.

İşte bu sebeblerden dolayı, itikadî mezhepleri Ehl-i Sünnet ve'l-cemaat ve Ehl-i bid'at ve'd dalalet olarak adlandırmışlardır. Akaid kitaplarımız, hangi inanç sapmalarının bid'at ve dalalet olduklarını delilleriyle birlikte açıklar. Fıkıh kitaplarında da bid'at sayılan ibadet ve muamelat türlerine işaret edilir.

O halde bid'atları, günlük hayatımızda kullandığımız basit anlamıyla algılamak doğru bir yaklaşım ve anlayış sayılmaz.

Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Bu hadis, İslam'ın en büyük temellerinden birini teşkil eder. Bu temel, Kur'an ve Sünnet'e aykırı olarak sonradan ortaya çıkan her inanç, ibadet ve muamelatın kabul edilemez oluşudur.

2. Sonradan ortaya çıkan bir takım îcadlar ve ihtiyaçlar, Kur'an ve Sünnet'e aykırı bir ciheti olmadıkça, merdut olan bid'atlar sınıfından sayılmaz.

3. Bid'at, hasene (iyi) ve seyyie (kötü) olmak üzere ikiye ayrılır. Kur'an, Sünnet, icma ve sahabe yoluna aykırı olmayanlar iyi, aksi olanlar kötü diye adlandırılır.

4. islam alimleri bid'atları, vacip, mendup, mubah, haram ve mekruh olmak üzere beş kısımda ele almışlardır. Savaş aletleri îcadı, zamanın şartlarına uygun kuvvet hazırlamak vaciptir. Üniversiteler, enstitüler kurmak, ilmî kitaplar hazırlayıp basmak, ilmi yaymak, insanlara öğretmek, okul binaları yapmak gibi şeyler mendup ve makbuldür. Helal olan şeyleri yeyip içmek mubahtır. Haram ve mekruh ise dinimizce tayin ve tesbit edilmiştir.

5. Bid'atı îcat eden de, onun yolunda ve izinde giden de aynı şekilde günahkardır.



-------------
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana? HADDİMİ BİLİRİM derim


Mesajı Yazan: dede
Mesaj Tarihi: 03-Aralık-2007 Saat 20:20
 
Şüphesiz inanarak diyorumki; sahabe olmayan birine ben sahabe demekle çok şey kaybetmem ama ya olmadığını söyleyen gerçekten sahabe ise o sahabe efendimizin ve peygamber efendimizin yüzüne nasıl bakacaklar ve Allah c.c. bunu hesabını sorduğunda "bilemedim, aldığım kaynaklar böyle diyordu" demekle kurtulabileceğinimi sanıyorlar.
   Mervan R.al. sahabe değildi ama tabiindi. bu şeref öyle az bir şey değil.sahabe efendilerimize talebe olmak, o yaşayan kur'an larla beraber olmak dini öğrenmek her cana nasip olmamış.
   ehli sünnet itikadında sahabe efendilerimiz ancak kendi içlerinde derecelenebilir,bütün tabiin bir araya gelse bir sahabe efendimizin derecesine ulaşamaz.onlardan sonrada tabiin kendi aralarında derecelebilirler,bütün tebe-ü tabiin bir araya gelse bir tabiin'nin derecesine ulaşamazlar.
   Sahabeyi kiramı diğer insanlardan üstün kılan vasıfları Alemlerin efendisi Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi vessellem) efendimizi görmeleri, onun dizinin dibinde yetişmişlerdir.Beşerlik özelliğine, kapasitelerine,karekterlerine göre vazifeler yapmışlar ve dinimizin bu günlere gelmesinde bizlere ulaşmasında Peygamber efendimize yoldaş olmuşlardır.
    Her kıymetli olan şeyin taklidi yapıldığı gibi sahabe gibi görünmeye çalışan (münafıklar) olmuştur.Bunlar Allah c.c. tarafından Peygamber efendimize bildirilmiş ancak bir hikmet gereği olsa gerek açıklanmamışlar ancak sadece peygamber efendimiz S.A.V. Hz. huzeyfe el-yaman'a sır olarak vermiştir.
    Sahabe efendilerimizden beşer olmaları ve imtihan gerçeği ile gerek peygamber efendimiz zamanında gerekse sonradan günah işleyenler hataya düşenler olmuştur.Bu vakaların bazıları siyer kitaplarında gerekse güvenilir islam tarihi kitaplarında yazmaktadır.(günah işlemekten sadece peygamberler korunmuşlardır.bu korunma peygamber olmadan da sonrada olmuştur)
    islam şeriatında kişilerin hatalarını kişilerin yargılaması ve cezalandırması olayı yoktur.Bu ancak adil mahkemelerde şahitle ve isbatla gerçekleşip önce peygamber efendimiz sonra halifeler ve onların görevlendirdikleri kadılar aracılığı ile yapılması öngörülmüştür. ve tabii ki asıl mahkeme Huzuru adlide yapılacaktır.
    MÜMİN OLDUĞUNU İDDİA EDEN HİÇ BİR KİMSE PEYGAMBER EFENDİMİZ S.A.V.'İN HAYATINDA VE AKABİNDE HULEFA-YI RAŞİDİN ZAMANINDA BU ŞERİ MAHKEMELERDE KİMSENİN HAKSIZLIĞA UĞRADIĞINI,TARAF TUTULDUĞUNU SÖYLEYEMEZ.
    VE ASIRLAR SONRA KİTAPLARDAN OKUDUĞU OLAYLARA BAKARAK HADDİ AŞARAK HAKARETVARİ BİR ŞEKİLDE HİÇ BİR SAHABE EFNDİMİZE DİL UZATAMAZ.
    Şimdiye kadar bu işi yapmaya kalkanlar olmuş ve o kişi ve guruplar sonunda layıkını bulmuştur. Hataya düşmek insana mahsustur.tövbe kapısı kapanmadan iş işten geçmeden geçmişi karıştırdığına pişmanlıkla samimi olarak tövbe edelim hep beraber.Geçmişe sövmek eleştirmek hiç ama hiç kimseye bir şey kazandırmamış aksine ayrılıklara acılara sebep olmuştur. sen birinin sevdiğini kötülersen o da yanlışa düşüp senin sevdiğine birşeyler der sürüp gider bu umarsız tartışmalar.SEN SADECE BEN VAZİFEMİ YAPTIM DER DURURSUN. Hesap günü her şey gün gibi ortaya çıktığında pişman olacağımız ve çok da üzerimize düşmeyen işlerden sorumlu tutulmamak için son defa başta nefsim olmak üzere TÖVBE YA RABBİ ESTAĞFİRULLAH EL-AZİM...... Diyelim.


Mesajı Yazan: cihan hakkı
Mesaj Tarihi: 04-Aralık-2007 Saat 13:37
 TÖVBE YA RABBİ ESTAĞFİRULLAH EL-AZİM......

-------------
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana? HADDİMİ BİLİRİM derim


Mesajı Yazan: Muhabbetci
Mesaj Tarihi: 04-Aralık-2007 Saat 16:24
Orjinalini yazan: cihan hakkı



BİD'ATLAR REDDEDİLMİŞTİR

171. Aişe radıyallahu anha'dan rivayet edildiğine göre, Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kim bizim bu dinimizde ondan olmayan bir şey ortaya çıkarırsa, o şey kabul edilmez."

Müslim'in bir rivayeti şöyledir:

"Kim bizim dinimizde olmayan bir şey yaparsa o merduttur, makbul değildir."

(Buhari, Sulh 5; Müslim, Akdiye 17,18. Ayrıca bk. İbni Mace, Mukaddime 2)

Açıklamalar

Bu hadis, İslam'ın en önemli temellerinden birini teşkil eder. Kitab ve Sünnet esasına dayanmayan her şey merdut, yani kabul edilemez niteliktedir. Böyle bir şey dinden sayılmaz ve batıl olarak adlandırılır.

Riyazü's-salihîn' in başlangıcında geçen "Ameller niyetlere göredir" hadisi, yaptığımız ibadetlerin ve işlerin sevap veya cezasında, kalbî bir amel olan niyetin önemini bize öğretmişti. Bu hadiste ise, ibadet ve taatler de dahil, yaptığımız her işin görünüşte bile dine, Kur'an ve Sünnet esaslarına uyması gerektiği bize öğretilmiştir. Allah ve Resülü'nün izin vermediği hiçbir şeyin dinden sayılmayacağını bu hadisin özlü ifadesinden gayet açık bir şekilde anlamış oluyoruz.

Dinde aslı olmayan bir şeyin sonradan ortaya konulması, dinimizde "bid'at" diye adlandırılır. Esasen bir çok ayet-i kerime ve sahih hadis, bu veciz kelamda ifadesini bulmuştur.


Evet cok dogru Dinle alakasi olmayan birsey Bidat sayilir, dolaysi ile ondan uzaklasmamiz boynumuzun borcudur..Bunu bilen o iki cihan günesi Hz Muhammedde onun icin bazi sahabe icin su güzel Hadisi serifi söylemisdir buharide..

"Kıyamet günü sizi kuzeye doğru götürecekler. Ben, "Onları nereye götürüyorsunuz?" diye sorduğumda; "Vallahi onları cehenneme götürüyoruz." diyecekler. Ben, "Ey Rabbim, onlar benim ashabımdır." diyeceğim. Bana diyecekler ki: "Senden sonra onların ne bidatler çıkardıklarım bilmiyorsun. Sen onları terk ettiğin andan mürted olup cahiliyeye geri döndüler." Bunun üzerine ben diyeceğim ki: "Allah'ın rahmeti benden sonra dini değiştirenlerden uzak olsun." Onlardan, ancak deve sürüsünden ayrılan birkaç deve gibi çok azı kurtulacaktır."
Sahih-i Buhari, c. 9, s. 58-59 ve c. 8, s. 150 - 151;
Sahih-i Müslim, c. 4, s. 1794, h. 2293.


Görüldügü gibi Buharide ve Müslümde gecen bu hadis apacik ortaya koyamakdaki bazi sahabeler bidat ehline karismisdir ve bidatler cikarmisdir..Siz isinize gelmedigi icin kabul etmezsenizde bu hadisler en sahih olan hadiscilerde mevcuttdur...

Ve yine Buharide söyle bir hadis mevcutdur:
Buhari, Sahih'inin "Meğazi Kitabı, Hudeybiye Savaşı Babı"nda Ahmed bin Eşkab'dan şöyle nakleder: Muhammed bin Fuzeyl, Ahi bin Musayyib'den, o da babasından şöyle nakleder: Bedi bin Azib'i görünce ona dedim ki: "Ne mutlu sana! Resulullah'la konuşup ağacın altında ona biat ettin." Bunun üzerine Bera dedi ki: "Ey kardeşimin oğlu! Sen ondan sonra neler yaptığımızı ve dinde ne bidatler çıkardığımızı bilmiyorsun?"[/color>
Sahih-i Buhari, c. 5, s. 159 - 160


ve yine Buharinin edep kitabinda su hadis göze carpmakdadir..

Resulullah (s.a.a.) bir odayı veya bir hasırı namaz kılmak için hazırladı. Namaz kılmak için oraya gittiğinde bazıları Resulullah'a (s.a.a.) uyarak onun gibi namaz kıldılar. Bir akşam halk namaz için geldiğinde Resulullah biraz bekletip gelişini geciktirdi. Halk bağırıp çağırmaya ve kapısını taşlamaya başladılar. Resulullah (s.a.a.) gazaplanarak onlara dedi ki; "O kadar gelip gittiniz ki sünnet namazlarının sizlere farz olacağını zannettim. Öyleyse sünnet namazlarınızı evinizde kılın. Çünkü farz namaz dışında insanın en iyi namazı evinde kıldığı namazdır."Ama Ömer bin Hattap, Resulullah'ın (s.a.a.) emrine muhalefet ederek halkı sünnet namaz kılmak için camiye davet ederek şöyle dedi: "Bu bir bidattir ve ne güzel bir bidattir."
Sahih-i Buhari, c. 8, s. 34;
Sahih-i Buhari, c. 3, s. 58, Teravih Namazı Babı
Sahih-i Müslim, c. 1, s. 539, h. 781;
Müsned-i Ahmed, c. 5, s. 187.


Simdi bunlar sadece bir kac Sahih sayilan hadislerden örnekler, bidat eger kötü ise (ki illa kötüdür) o zaman yukardaki SAHIH hadisleri ne yapacagiz? Simdi bunlari sen yalanliyormusun güzel kardesim? Acaba bu hadisleri kabul etmiyormusun? Bak hepsinin kaynagini beraberinde yazip gönderiyorum, onun bunun derlemeside degil bilakis kendin gidip acip bakabilecegin hadisler...Siz halen sucu bana bulmakdasiniz , ama aslinda kizdiginizin ben olmayipda Sahih hadisler oldugunun farkindamisiniz acaba? Cünki bunlari iddia eden ben degilim degilmi?

[quote]Öyle ise bid'atı nasıl algılayacağız?

İmam Şafiî: "Kitab'a, Sünnet'e, icmaa ve sahabenin yoluna muhalif olan her şey, saptırıcı, kötü bir bid'at; bunlara muhalif olmayıp hayra yönelik şeyler de iyi ve güzel bir bid'attır" demektedir. İşte iyi bid'at (el-bid'atü'l-hasene) ve kötü bid'at (el-bid'atü's-seyyie) denilmesinin sebebi budur. Şafiî'nin delili ise Hz. Ömer'in sahabe-i kiramın camide cemaatle teravih namazı kılmalarını, "bu ne güzel bid'at" diyerek tasvib etmesine dayanmaktadır.

Sahabîler, Peygamber Efendimiz'in zamanında olmayan pek çok işler yapmışlar, onlara cevaz vererek kabulü hususunda icma etmişlerdir. Hz. Ebü Bekir zamanında Kur'an'ın bir mushaf halinde toplanması, Hz. Osman'ın zamanında nüshaların çoğaltılarak çeşitli bölgelere gönderilmesi en çok bilinen örneklerin başında gelir.

Daha sonraki dönemlerde nahiv, feraiz, hesap, tefsir, isnada dayalı söz ve hadis metinlerinin tamamının yazılmasına yönelik çalışmalar da bunun örneklerinden bir kaçıdır. Bunları bid'at olarak isimlendirsek bile, kötü ve merdut oldukları söylenemez. Çünkü ilmin muhafazası, yayılması ve sonraki nesillere intikali bu sayede olmuştur.

ALLAH sahidimki Kuranda bile yasak olmus birsey asla kabul buyurmam ve kimseyede eyvallah dedirtmem bu konuda...Zira Bidat bidatdir bunun iyisi yahut kötüsü yokdur, Kurani kerim kendisi icin :" Bugün sizin dininizi tamamladim!" demekle , dinimizde hic bir eksik olmadigini dile getirmisken , bidatlere ne gerek kaliyor acaba?? Ohh ne ala, bidat cikar ama kurana karsi degil onun icin bu bidat güzel bidat de, herkesde kabul etsin....Hasaaaa hümmmee hasaaa ....Bakalim bu konuda Kurani kerim ne buyurmakdadir mealen...
Onlar sözü dinlerler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah'ın doğruya ilettiği temiz akıl sahipleridir.

39 Zümer Suresi 18


Biz bu kitabı sana, her şeyin ayrıntılı açıklayıcısı, bir doğruya iletici, bir rahmet, Müslümanlara bir müjde olarak indirdik..

16 Nahl Suresi 89


Hüküm yalnız Allah'ındır. O kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur. Ama insanların çoğu bilmiyorlar.

12 Yusuf Suresi 40



Rabbinin sözü hem doğruluk, hem adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur.

6 Enam Suresi 115



Allah size kitabı detaylandırılmış bir halde indirmişken Allah'ın dışında bir hakem mi arayayım?

6 Enam Suresi 114




Kendilerine okunmakta olan Kitap'ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?

29 Ankebut Suresi 51


Kitap' ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.

6 Enam Suresi 38



154 Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?

155 Hiç mi hatırınıza getirmiyorsunuz?

156 Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var?

157 Şayet doğru söylüyorsanız kitabınızı getirin.

37 Saffat Suresi 154-157



36 Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz?

37 Yoksa okuyup, ders almakta olduğunuz bir kitabınız mı var? 38 İçinde keyfinize uyanın sizin olduğu.

68 Kalem Suresi 36,37



Sen de aralarında, Allah' ın indirdiğiyle hükmet.

5Maide Suresi 49



De ki " Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum.”

21 Enbiya Suresi 45



Onlara ayetlerimiz açık açık okununca, bizimle karşılaşmayı ummayanlar "Bize bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir.” dediler. De ki "Onu kendiliğimden değiştirmem benim için söz konusu olamaz. Ben sadece vahyolunana uyuyorum.”

10Yunus Suresi 15


Bidat cikarmak , iyi yada kötü olsun, ALLAHIN kelamini degisdirmek demekdir, cünki ALLAHÜ teala ben eksik birakmadim diyorsa illaki bundan su anlam dogar:" Kurandan baska hakem aramayin , yeni bidatler cikarmayin!" Bidatin güzellerin gösterin neymis ? Subhanallah

[quote]Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Bu hadis, İslam'ın en büyük temellerinden birini teşkil eder. Bu temel, Kur'an ve Sünnet'e aykırı olarak sonradan ortaya çıkan her inanç, ibadet ve muamelatın kabul edilemez oluşudur.

2. Sonradan ortaya çıkan bir takım îcadlar ve ihtiyaçlar, Kur'an ve Sünnet'e aykırı bir ciheti olmadıkça, merdut olan bid'atlar sınıfından sayılmaz.

3. Bid'at, hasene (iyi) ve seyyie (kötü) olmak üzere ikiye ayrılır. Kur'an, Sünnet, icma ve sahabe yoluna aykırı olmayanlar iyi, aksi olanlar kötü diye adlandırılır.

4. islam alimleri bid'atları, vacip, mendup, mubah, haram ve mekruh olmak üzere beş kısımda ele almışlardır. Savaş aletleri îcadı, zamanın şartlarına uygun kuvvet hazırlamak vaciptir. Üniversiteler, enstitüler kurmak, ilmî kitaplar hazırlayıp basmak, ilmi yaymak, insanlara öğretmek, okul binaları yapmak gibi şeyler mendup ve makbuldür. Helal olan şeyleri yeyip içmek mubahtır. Haram ve mekruh ise dinimizce tayin ve tesbit edilmiştir.

5. Bid'atı îcat eden de, onun yolunda ve izinde giden de aynı şekilde günahkardır.

Bidatin iyiligi yahu kötüsü yokdur, iyiligi zaten Kurani kerim emreder...Mesela Domuz etini haram kilmisdir ama bir insan aclikdan baska caresi kalmayinca , siniri asmicak sekilde onun etinden faydalanabilir..Yani O an haram Can konusu var oldugu icin helal olmusdur haram...Yine aynisi Abdest icin su bulamayinca toprakla alabilmendir...Yüce Rabbimiz herseyi ayrintili sekilde dile getirmisdir kendi kitabinda dolaysi ile bidat cikarmak demek hep Kurana aykiridir...Mesela en taninmis bidatlerden biri Nazar boncugudur..Islamda nazar boncugu diye birsey yokdur hatta daha kötüsü Putperestlikdir, ama insanlarimiza :" aman birsey olmaz sen tak !" demeklen onlari küfre yitelemiz olmakda oldugunuzun farkinda degilsiniz sanirim...

Bu arada senden ricam Güzel bidatlere örnek sunman...

Bundan baskada yukardaki hadis icin yazdiklarindan sunu cikarmakdayim, Buhariden yazdigim hadislerin uyduruk oldugunu sahihligini kabul etmedigini...Eger öyle ise o zaman Ehli sünnet vel cemaat itikadina göre dinden cikmis oluyorsun, zira söyle derler Ehli sünnet Alimleri:" Buharinin bir hadisine uyduruk diyenler dini islamdan cikmisdir !" ALLAH cümlemiizin imanini korusun ve Islam dairesi icinde son nefesimizi vermeyi nasip eylesin...

vesselam






-------------


Mesajı Yazan: Muhabbetci
Mesaj Tarihi: 04-Aralık-2007 Saat 17:05
Şüphesiz inanarak diyorumki; sahabe olmayan birine ben sahabe demekle çok şey kaybetmem ama ya olmadığını söyleyen gerçekten sahabe ise o sahabe efendimizin ve peygamber efendimizin yüzüne nasıl bakacaklar ve Allah c.c. bunu hesabını sorduğunda "bilemedim, aldığım kaynaklar böyle diyordu" demekle kurtulabileceğinimi sanıyorlar.

Birsey kaybetmem demen yanlisdir zira biri Islamin Peygamberin düsmani ise ve o insan Dini islama terslik ile aniliyorsa bu insanida sen kabul ediyorsun onun itikadina göre icabinda hareket ediyorsun demekdir..Zira kurani kerimde mealen söyle buyurulmukda :

Mücadile Suresi        9      Ey iman edenler! Aranızda fısıldaştığınız zaman, günah, düşmanlık ve resule isyan hususlarında fısıldaşmayın; hayırda erginlik/dürüstlük ve takva konusunda fısıldaşın. Huzurunda haşredileceğiniz Allah'tan sakının!



  
Mervan R.al. sahabe değildi ama tabiindi. bu şeref öyle az bir şey değil.sahabe efendilerimize talebe olmak, o yaşayan kur'an larla beraber olmak dini öğrenmek her cana nasip olmamış.

Yine ayni yanlisi yapiyorsun , Hz Peygamberi görmek o insanin iyi olmasina isaret degildir , zira Ebu lehep ve ebu cehilde görmüsdür , hatta biri öz amcasi olmakla beraber en büyük düsmani idi...Tarih Mervanin yapdiklarini apacik dile getirmekdedir, hemde ehli sünnet tarihcileri , hal böyle madem ne diye halen Tabiindi söyleydi böyleydi diye oyalanmakdasinki...HAKK birdir ondan baskada bizi kurtaracak hicbir kuvvet yokdur...
Hz Ali Mervan bin Hakem hakkında ise şöyle buyuruyor:

        "Onun biatine ihtiyacım yoktur. Onun eli Yahudi elidir. Bana eliyle biat etse düzeniyle aleyhimde çalışır. Köpeğin burnunu yalaması kadar bir müddet beylik sürecek; dört keçinin babası olacak; ümmet onun ve evladının yüzünden kızıl ölüme uğrayacak."

Nehc'ül-Belağa, 73. hutbe

Yine Resülü ekrem efendimizin Sünnetini degisdirdigi apacikdir..

Ebu Said'i Hudri'den naklolunmuştur ki, şöyle demiştir: Resulullah, Ramazan ve kurban bayramında musellaya giderdi; Ve oradaki ilk işi, bayram namazını kılmaktı. Sonra saflarda oturan halka nasihat eder; onlara bazı şeyleri yapmayı yahut onları terketmeği emrederdi... Ve sonra kalkıp giderdi. Ebu Said diyor ki; halk da aynı şeye alışmışlardı ta ki bir gün Medine'nin valisi Mervan'la birlikte kurban veya Ramazan bayramında musallaya geldik. Kesir ibn'i Selt'in yaptığı minberin yakınına gittik. Mervan bayram namazını kılmadan minbere çıkmak istedi; Ben çıkmasın diye elbisesinden tutup
aşağı çektim, o da minbere çıkmak için beni çekti ve sonunda minbere çıkıp namaz kılmadan hutbe okudu. Ben ona: "Allah'a andolsun ki (Resulullah'ın sünnetini) değiştirdiniz" dedim. O, "artık senin bildiklerinin zamanı geçti" dedi. Ve ben Allah'a andolsun ki, benim bildiklerim bilmediklerimden daha hayırlıdır" dedim. O, "Halk namazdan sonra beklemiyorlar; Ben de onun için hutbeyi namazdan önce okuyorum" dedi
Sahih'i Buhari c.1 s.122- Kitab'ul iydeyn huruc ilelmusella bi-ğeyri minberin babında.


Tarihcilerin nakline göre çeşitli İslam bölgelerine yezid'e biat toplamak için mektuplar gönderiyor ve zamanın Medine valisi olan Mervan ibn-i Hakem'e Yazdığı mektupta ise "Allah'ın Yezid'e bey'at etmeği takdir ettiğinden" bahsediyordu.(2>Hz. Huseyin'in şehadetinden sonra Hz. İmam Hüseyin'in oğlu Hz. Zeyn'ul Abidin'i (aleyhimesselam) zincirlerle bağlı bir esir olarak kufe valisi fasık ibn-i Ziyad'ın meclisine getirdiklerinde o mel'un aynı tavırı ve Hz. İmam Zeyn'ul Abidin'e işaretle "Kimdir bu" diye sormuştur. Ona "Bu Hüseyin'in oğlu Ali (Zeyn'ul Abidin)dir" denince "Allah Huseyin'in oğlu Ali'yi öldürmedi mi?" demiştir. (Maksadı Kerbela'da Hz. Huseyin'le birlikte şehit olan Hz. Huseyin'in Ali isimli diğer bir oğludur.) Bu sözü duyan imam Zeyn'ulAbidin'in halası Zeynep o mel'una "Hayır, onu Allah'ın ve Resulü'nün düşmanları öldürdü" cevabını vermiştir. O zaman mel'un ibn-i Ziyad, Hz. Zeyneb'e hitaren "Allah'ın senin ailenin başana getirdiği belayı nasıl buldun'?" diye sormuş. Hz. Zeynep ise "Ben güzellikten başka bir şey görmedinm" Onlar Allah'ın kendilerine şehadeti takdir ettiği bir grup idiler, onlar da savaşıp şehit edildiler. Çok yakında Allah seninle onları bir yerde toplayacak ve o zaman muhakeme edileceksin. O gün bak gör, kim kurtulacaktır. Annen senin yasına otursun ey Mercane'nin oğlu, diye cevap vermiştir.
Mekatil'ut Talibiyyin - Maktel'ul Huseyin
EL İrnamet-u ve's Siyase, c.1, s.151, Muaviye'nin Yeıid'e biat toplama bölümü.

Mervanin yapdiklarinin dile getirmeye calissak koca bir kitap olurdu kardes...Bence tarihi kendin arasdir , bak neler olmus olmamis...





  
ehli sünnet itikadında sahabe efendilerimiz ancak kendi içlerinde derecelenebilir,bütün tabiin bir araya gelse bir sahabe efendimizin derecesine ulaşamaz.onlardan sonrada tabiin kendi aralarında derecelebilirler,bütün tebe-ü tabiin bir araya gelse bir tabiin'nin derecesine ulaşamazlar.

Böyle birsey uydurmadan baska hic birsey degildir, zira bunu ele alirsak Abdülkadir Geylani , Hallaci Mansur , Beyazid Bistami sahabenin en kücügü olandan dahada asagida olurduki bu asla dogru olamaz..Sahabelerin dereceleri oldugu, ve insanlarinda derece derece, makam makam ayrildiklarini Kuran bildirmisdir ama asla bu sundan yüksek yada bu bundan asagi diye birsey denmemisdir..Bir kac hadis vardir bu konuda ama Ehli sünnet alimleri bunlarin güvenilir olmadiklarini bir cok kez dile getirmislerdir..

 
  Sahabeyi kiramı diğer insanlardan üstün kılan vasıfları Alemlerin efendisi Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi vessellem) efendimizi görmeleri, onun dizinin dibinde yetişmişlerdir.Beşerlik özelliğine, kapasitelerine,karekterlerine göre vazifeler yapmışlar ve dinimizin bu günlere gelmesinde bizlere ulaşmasında Peygamber efendimize yoldaş olmuşlardır.


Bir hadisi serifde Hz Muhammed Mustafa :"Kardeslerim özledim !" deyince yanindaki sahabeler :" Ey Resülü ekrem kardeslerin biz degilmiyiz!" diye sormuslardir, o iki cihan güneside:" Hayir , benim kardeslerim benden sonra ALLAHIN kitabina uyan ve emirlerini yerine getirendir demisdir ve ilave ederek sahabesine:" Bilmiyorumki benden sonra ne bidatler cikarcaksiniz demisdir!"...Bu Hadisi serif bircok hadis kitablardina sahih olarak bulunmakdadir..Arayin kendiniz okuyun kendiniz görün...

   
Her kıymetli olan şeyin taklidi yapıldığı gibi sahabe gibi görünmeye çalışan (münafıklar) olmuştur.Bunlar Allah c.c. tarafından Peygamber efendimize bildirilmiş ancak bir hikmet gereği olsa gerek açıklanmamışlar ancak sadece peygamber efendimiz S.A.V. Hz. huzeyfe el-yaman'a sır olarak vermiştir.

Eyvallah bize düsende bu münafiklarin , edepsizlerin gercek yüzünü görüp yapdikalri bidadetlere aldanmamakdir...BU bizim boynumuzun borcudur...

  
Sahabe efendilerimizden beşer olmaları ve imtihan gerçeği ile gerek peygamber efendimiz zamanında gerekse sonradan günah işleyenler hataya düşenler olmuştur.Bu vakaların bazıları siyer kitaplarında gerekse güvenilir islam tarihi kitaplarında yazmaktadır.(günah işlemekten sadece peygamberler korunmuşlardır.bu korunma peygamber olmadan da sonrada olmuştur)islam şeriatında kişilerin hatalarını kişilerin yargılaması ve cezalandırması olayı yoktur.Bu ancak adil mahkemelerde şahitle ve isbatla gerçekleşip önce peygamber efendimiz sonra halifeler ve onların görevlendirdikleri kadılar aracılığı ile yapılması öngörülmüştür. ve tabii ki asıl mahkeme Huzuru adlide yapılacaktır.

Eyvallah ama madem seriatda böyle birsey yokdur o zaman söylermisin bana , namaz kilmayani nicin öldürene kadar dövmekdesiniz??
Mesela biri Tembellikden namazini kilmiyor diyelim , fikihda yani Ehli sünnet seriatinda ne yapilir haberin varmi senin??
Hanefi mezhebine göre Hapsedilir, kanatılana kadar dövülür, öldürülür
Maliki mezhebine göre;Tevbe etmezse öldürülür
Saafi mezhebine göre:üç güniçinde tevbe etmezse öldürülür
Hanebli mezhebine görede :üç güniçinde tevbe etmezse öldürülür


Bak nasil cezalandirmak varmis .....

   
    MÜMİN OLDUĞUNU İDDİA EDEN HİÇ BİR KİMSE PEYGAMBER EFENDİMİZ S.A.V.'İN HAYATINDA VE AKABİNDE HULEFA-YI RAŞİDİN ZAMANINDA BU ŞERİ MAHKEMELERDE KİMSENİN HAKSIZLIĞA UĞRADIĞINI,TARAF TUTULDUĞUNU SÖYLEYEMEZ.
    VE ASIRLAR SONRA KİTAPLARDAN OKUDUĞU OLAYLARA BAKARAK HADDİ AŞARAK HAKARETVARİ BİR ŞEKİLDE HİÇ BİR SAHABE EFNDİMİZE DİL UZATAMAZ.

Buhari ve diger Hadisciler söylüyorlar ama..Suc benim degil git onlara kiz o zaman..Ben sadece onlarin dediklerini akdarmakdayim...Hic bir dedigimde onlarin sözünden baska söz akdardimmi acaba bir daha bak sen...

  
Şimdiye kadar bu işi yapmaya kalkanlar olmuş ve o kişi ve guruplar sonunda layıkını bulmuştur. Hataya düşmek insana mahsustur.tövbe kapısı kapanmadan iş işten geçmeden geçmişi karıştırdığına pişmanlıkla samimi olarak tövbe edelim hep beraber.

Yüce Rabbim sahidimdirki ben kendi menfaatim icin calismadim , arasdirmadim söylemedim...HAKK ne ise onu dile getirmekdeyim ve ondan baska hic birseyi söylemiyorum...Kurani kerimde ne diyorsa ona uyamk cümlemizin boynunun borcudur...Simdiye kadar bu isi yapmak dediginle kimi kast ediyorsun acaba? Hallaci mansuru asdilar, Beyazid bistami icin mürted dediler, Muhyiddin ibn arabi icin :" o kafirdir!" dediler, Seyyid imameddin nesiminin dersini yüzdüler ,Mevlana celaleddin rumiye edepsizce ifitra attilar, Semsi tebrizi icin yalanci dediler...Bunlar oysa hep Hakk olani dile getirmedkden baska hic birsey yapmadilar...

Geçmişe sövmek eleştirmek hiç ama hiç kimseye bir şey kazandırmamış aksine ayrılıklara acılara sebep olmuştur. sen birinin sevdiğini kötülersen o da yanlışa düşüp senin sevdiğine birşeyler der sürüp gider bu umarsız tartışmalar.SEN SADECE BEN VAZİFEMİ YAPTIM DER DURURSUN. Hesap günü her şey gün gibi ortaya çıktığında pişman olacağımız ve çok da üzerimize düşmeyen işlerden sorumlu tutulmamak için son defa başta nefsim olmak üzere TÖVBE YA RABBİ ESTAĞFİRULLAH EL-AZİM...... Diyelim.

Günahlarimin tümüne tövbe ederim ve Rabbimiz , peygamberimi bu tür seylerden tenzih ederim...O öyle bir nurki 18bin aleme Rahmet olarak dogmusdur , dogmusdur ama onada binbir bahane buldular... :cry:

Furkan suresi 30ayetinde o resülü ekrem:" Ya Rabbi ümmetim kurani terk etti!" diye sikayet edecegini yazmisken , herkes icine bir girsinde baksin acaba kurana göremi yasamakda yoksa onun bunun bidatlerine göremi...Bunlari arasdirmak boynumuzun borcudur, cünki yarin hesap var hesap...!!!!

vesselam



-------------


Mesajı Yazan: cihan hakkı
Mesaj Tarihi: 06-Aralık-2007 Saat 10:52
 s a muhabbetci arkadaşım yazıların  sayfayı kücük yapıp öyle yapıştırsan  daha rahat okuyacam  okumak için bir saga bir sola cekiyorum  .
 
şimdi arkadaşım allahın aslanına itiraz ediyosun ve yarın hesap var hesap diyosun hesabı biliyosunda  neden itiraz ediyosun onu anlamadım  araştırma yapıyosun da  burada yazdıkların akıl almaz şeyler tecevüzler ölümler peki bunu rabbim  habibine bildirmedimi böyle bir insan oldugunu yeri gögü yaratan rabbim cok sevgidi habibine böyle bir şey olsa idi  sölerdi bence bu konuda sana katılmıyorum ve böyle bir şer olacagınada sanmıyorum .
 
muhabbetci sen müstezaf olmayasın .yada digilsen  ben müstezafa sesleniyom  nerdesein  araştırmacı gasteci  müstezaf neredesin hehehe.......
 rabbim hepimizi dogru yoldan ayırmasın 


-------------
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana? HADDİMİ BİLİRİM derim


Mesajı Yazan: Muhabbetci
Mesaj Tarihi: 11-Aralık-2007 Saat 10:23


Evvela hos gör güzel kardesim, bilmiyordum nasil yapilacagini ama sanirim simdi cakdim davayi

ALLAHIN arslani olan olaya gelince, ALLAHIN arslani lakabi evvel sadece Hz Ali icin verilmisdir ama her ne hikmetse Emeviler bu deyimi Halid bin velidede yakisdirmislardir..Neyse bu tarihin baska bir konusu...

Simdi sen diyorsunki ALLAHIN arslani olusunu nasil red edebiliyorsun, okumadinmi bunu arasdirirken...Bende sana diyorumki, Buhari bir yandan ALLAHIN arslani diye överken ayni buharinin hadislerinde Halid bin velidin Leyla adinda bir kadina tecavüz ettigi ve bundan dolayi Hz Ömer onu Recm etmek istedigini , Hz Ebubekr ise :" Halid ictihat etmisdir!" deyip kurtarmasi...Bunu yazan Buhari güzel kardesim, hadisleri sizlere sundum kendinizde okudunuz...Ya Buharinin Arslan deyiminide red edicez, yada hem Arslan oldugunu ama kadina tecavüz edip ictihat oldugunuda kabul edicez...

Tarihin isimize gelen yanini alipda öteki yanini nasil olurda yana atariz?? Olacakseymi bu??

Hesap var deyince , demek istedimki hemen ön yargi ile atmayin denilenleri, yani bakin acaba bu hadisler gercekden varmi,var ise ne kadar dogru Halid bin velidi halen Ashab olarak kabul eylemek...

Bunun yani süre demissinki Hz Muhammed Mustafa( sav) acaba bunlari bilmiyormuyduda karismadi vesaire...Bende sana bu konuda diyorunmki, Hz Muhammed Mustafa bir cok yerde (hadislerde mevcut) ashabina kizmis, onlari uyarmis, ve bazilarina lanet okumusdur..Mesela Muaviyeye lanet okudugu buharide gecer, sonra kirtas olayi, sonra Hanimi olan Aysenin evini gösterip Seytanin boynuzu bu evden cikacagini...DIkkatini cekerim bunu diyen ben deyilim haaa, Buharinin hadislerinde yazar...Yani sakin sakin bana kizmayin günahimi almayin..Sadece Hadislerde olanlari söylüyorum ben...

Simdi en son olarak sana bir soru sormak istiyorum....Bir Müslümana ilim aramak , bilgi toplamak farz oldugunu hepimiz biliyoruz., peki bir Müslüman , müslüman kardeslerine bildigi gercekleri teblig etmeside farz degilmidir?

Vesselam :)
  


Mesajı Yazan: cihan hakkı
Mesaj Tarihi: 11-Aralık-2007 Saat 10:51
 

S a sayın muhabbetci  arkadaşım ben asla kızmam güzel de digilim  belki yakışıklı olabilirim hehehe .  Ve sahihi buhari güvenli bir kaynak ama şu var  sonrasında bir degiştirme olamazmı  anlatmak istedigim  bu yani peygamberimiz bu olaylardan kesinlikle haberi olurdu ve buna karşı cıkardı diye  düşünüyorum muhabbetci abicigim bizler dünyada imtihan oluyoruz buhar inin adı altında birileri şeytana uyub  bilgileri oynamış  olamazmı olabilir neler neler oynanıyo İslamiyet  üzreinde  ………

 

 

Simdi en son olarak sana bir soru sormak istiyorum....Bir Müslümana ilim aramak , bilgi toplamak farz oldugunu hepimiz biliyoruz., peki bir Müslüman , müslüman kardeslerine bildigi gercekleri teblig etmeside farz degilmidir?    evet  bilgi paylaşmaktır  ama  gerçekleri  yukaRIDAKİ BU KONU MUALLAKTA KALIYO  SEN ÖYLE DİYOSUN BEN BÖYLE  VESSELAM EN İYİSİNİ RABBİM BİLİR 




-------------
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana? HADDİMİ BİLİRİM derim


Mesajı Yazan: ALİBEYT
Mesaj Tarihi: 11-Aralık-2007 Saat 11:20
        

-------------



Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat