Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat

*** BaŞÖrtÜsÜ ***

Nereden Yazdırıldığı: Http://www.nurbahcesi.org
Kategori: Nurbahcesi
Forum Adı: Kadın ve Aile
Forum Tanımlaması: Tabiki bizi ilgilendiren yönü İslamda Kadın-İslamda Aile...
URL: Http://www.nurbahcesi.org//forum_posts.asp?TID=142
Tarih: 31-Ekim-2014 Saat 23:54


Konu: *** BaŞÖrtÜsÜ ***
Mesajı Yazan: medahms
Konu: *** BaŞÖrtÜsÜ ***
Mesaj Tarihi: 23-Mayıs-2007 Saat 11:20

                                BaŞÖrtÜsÜ

 






Onca savaş kazandık sanma silah gÜcÜyle
O savaşları kazandık biz iman gÜcÜyle
BaşörtÜ dÜşmanlarına diyeceğim tek cÜmle
Ninenizde kapalı gidin onu açın önce

Bunu duymak ne acı nekadar kötÜ
Bu şerefsizlerin artık kurumalı kökÜ
KÜrdÜ,lazı,çerkezi,kıvırcığı,tÜrkÜ
çıkın bağırın yasak olmamalı başörtÜ

Biri topsakallı dÜnyayı hiç görmez
Biri mini etek kimse bir şey demez
Bunu mÜslÜman olan kabÜl edemez
Bacım başörtÜlÜ diye okula giremez

Bu gençlerim unuttu dini,imanı
Sorsam bilemez inan islamı
Haçlı sefer olmuş gÜler halimize
Söyleyin ulan bu tÜrke revamı

Biri askere silah çeker biryıl yatmaz
Biri başörtÜsÜ dese damdan kurtulmaz
Anamızın bacımızın başını açtıranlar
Biz bişey diyemesekde ALLAHIM unutmaz


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">



Cevaplar:
Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 23-Mayıs-2007 Saat 11:28
"Başörtüsü bez değil dinimizin özüdür.
Kelam-ı Kadimden bir mübarek ayettendir
Kimse simge demesin Allah'ın emrindendir."
 
http://www.hanifdostlar.com/forum_posts.asp?TID=2388&PN=1 - http://www.hanifdostlar.com/forum_posts.asp?TID=2388&PN=1
 
Bu konu ile ilgili ilginç bir tartışma var bu sitede arzu ederseniz bir göz atıverin.


-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: gul_bahcesi
Mesaj Tarihi: 23-Mayıs-2007 Saat 12:17
 ya füpersin biliyosun dimi  neyse sağolasın

-------------
    http://imageshack.us">
<<<< HUZUR >>>>


Mesajı Yazan: ALİBEYT
Mesaj Tarihi: 23-Mayıs-2007 Saat 12:21
 GÜZEL ÇALIŞMA


-------------


Mesajı Yazan: salih_s83
Mesaj Tarihi: 23-Mayıs-2007 Saat 12:23
 GÜZEL CALISMA ELİNE SAGLIK....

-------------
etikete gerek yok eskiler tanır bizi www.konyaforum.biz


Mesajı Yazan: fezleke
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2007 Saat 20:42

Müthiş bir tartışma.. İzleyin derim..

http://talebe.forumzen.com/HAYATA-DAYR-c4/BASIN-HABER-f17/Atilla-Yayla-dan-ozgurluk-dersi-t724.htm - http://talebe.forumzen.com/HAYATA-DAYR-c4/BASIN-HABER-f17/Atilla-Yayla-dan-ozgurluk-dersi-t724.htm
 


Mesajı Yazan: zeynep
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2007 Saat 22:41
 sevgili müstezaf,
o sitedeki tartışmaya göz attım merak edip.hiç de merak ettiğim gibi değilmiş meğer.yine her zamanki gibi başörtüsü rahatsızlığıyla saçma sapan bir gündem oluşturulmaya çalışılmış.bunu kabullenmek neden bu kadar zorlarına gidiyor anlamıyorum.bu kadar insan doğruyu bulamamış bu güne kadar da bir onlar mı akıllı?tesettür zindanıymış ifadeye bakar mısınız?zindan olsa bile biz yaşamaya razı olduktan sonra kime ne,bizi zindandan kurtarmaya bu kadar mı hevesliler.burada oturup birşeyleri ispat etmeye çalışacak değilim zaten benim ispat diye sunacaklarımı kabul etmeyeceklerdir.açıkçası umurumda da değil.biz inanıp kabullendikten ve onların tabiriyle bu zindanda mahkum olmaya razı olduktan sonra gerisi koca bir boşluk gözümde...


-------------
"Tutuşturanlar,lugat kitabını elime,Bilsinler:Allah'tan başka bilmiyorum kelime"


Mesajı Yazan: Lahza
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2007 Saat 22:56
 merhaba
son günlerde işlerimin yogunlugundan dolayı pek okuma ve yazma fırsatım olmadı...
 
ama konulara göz atarken, müstezaf'ın vermiş oldugu linki gördüm, tıkladım, tamamını olmasa da büyükj bir kısmını okudum...
 
şimdi Sayın Müstezaf, sen baş örtüsünün kendilerini tanıtmak üzere giyilen tabiri caizse bir tür üniforma oldugunu mu düsünüyorsun? senin böyle düsünüyor olmana inanmak güç, o yüzden teyit etmeni istiyorum


Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 08:58
 Sevgili zeynep ;
Tüm olay "zindan olsa bile biz yaşamaya razı olduktan sonra kime ne,bizi zindandan kurtarmaya bu kadar mı hevesliler..." burada kilitleniyor zaten.ÖZGÜRLÜK yani.
Bir insan başını örtmek istiyor ve izin verilmiyor ise bu özgürlüğe darbedir.
Ama birileride Ahzab 59 dan örtünmeyi o dönem için gerekli ama artık İslam'ın geldiği şu noktada istatistiki bilgiye göre %99 u Müslüman olan bir ülkede"Tanınmak ve incitilmemenin" geçerli olmadığı savı ile başını açıyorsa.Ona karışmakta özgürlüğe vurulan darbedir.
Eğer birileri çıkarda efendim konjüktür falan önemli değil hangi şartlara binaen gelmiş önemli değil derse o zaman mercedes'e ve uçağa binme deveye bin derler adama.
Ancak senin şu sözlerin çok güzel bence konuyu anlatmakta  :"açıkçası umurumda da değil.biz inanıp kabullendikten ve onların tabiriyle bu zindanda mahkum olmaya razı olduktan sonra gerisi koca bir boşluk gözümde..."
İşte budur ve bu bakış herkes için geçerlidir.Biri ötekine karışınca ortalık karışıyor.ÖZGÜRLÜKLER KISILMASIN.
 
Sevgili lahza;
Benim konuya bakışım ve anlayışım bu nedeni mi ?Aşağıda
Allah'ın emirleri konusunda anlayışlar;yazı ile bir rakam ile 1 olmuş olsa 5 Mezhep,binlerce tarikat olur muydu ?
Onun için 1 i 1000 e bölenlerin,bu konuda benim anlayışım doğrudur ve gerçektir muhabbetleri ayakları havada kalan bir bakış ve anlayış olur şahsım için.
"BAKARA 256. Dinde baskı-zorlama-tiksindirme yoktur. Doğru bilgiye dayalı eriş, bozuk bilgiye dayalı sapıştan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâguta sırt dönüp Allah'a inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir."
"ALİ İMRAN 103. Hep birlikte Allah'ın ipine yapışın, fırkalara bölünüp parçalanmayın; Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Birbirinizin düşmanı idiniz, Allah kalplerinizi uzlaştırıp kaynaştırdı da O'nun nimeti sayesinde kardeşler haline geldiniz. Ateşten bir çukurun kenarında idiniz; sizi oradan kurtardı. Allah size ayetlerini bu şekilde açıklıyor ki, doğruya ve güzele yol bulasınız."
"ALİ İMRAN 105. Kendilerine açık-seçik kanıtlar geldikten sonra, çekişmeye girip fırkalar halinde parçalananlar gibi olmayın. Böyle olanlar için çok büyük bir azap vardır. "
"ENAM 153. Bu benim dosdoğru yolumdur, onu izleyin, başka yolları izlemeyin! Yoksa bu hal sizi O'nun yolundan uzaklaştırıp parçalara böler. Sakınıp korunasınız diye O bunu önermiştir size."
"ENAM 159. Dinlerini parça parça edip fırkalara, hiziplere bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır. Allah onlara, yapıp ettiklerini haber verecektir."
"RAD 25. Allah'a verdikleri sözü, onu antlaşma haline getirdikten sonra bozanlar, Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi parçalayanlar ve yeryüzünde bozgun çıkaranlara gelince, böyleleri için lanet var. Yurdun en kötüsü de onların olacak."
"HİCR 91. Onlar ki Kur'an'ı parça parça/bölük bölük/falcılık aracı yaptılar. "
"RUM 32. Onlardan ki, dinlerini parçalayıp hizipler/fırkalar haline geldiler. Her hizip kendi elindekiyle sevinip övünür. "
 
Bu kadar yeterli mi sevgili lahza hissettiklerimi anlatmaya ? ? ?
 
 
 
 
 
 

-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 09:43

Sevgili lahza ;

Bizim anlayışlarımız bizi bağlar.Başkalarının anlayışı da başkalarını.

Ama "Akletmek ve düşünmek neticesinde ibret almak" herkesi bağlaması gereken bir durumdur.

Şimdi insan aklı ve duygusuna sesleneceğim burada.Hangi erkek (Normal olan,anormaller için bir şey diyemeyeceğim onlar her zaman varlardı ve hep var olacaklardır zaten)bir kadının yüzü üzerindeki dudakları ve gözleri ki bu gözlerden yayılan elektrik var iken kadın saçından tahrik olabilir acaba ?

Bir gün bir tıp profesörü öğrencilerine sex organlarının adını kağıda yazıp kendisine vermelerini söyler.Öğrenciler utanır,sıkılırlar ama öğretmen çok bastırınca yazar verirler.Öğretmen kağıtları okur ve

-Hepiniz yanlış yazmışınız der.

Öğrenciler şaşkın 

-Nasıl olur öğretmenim bildiğimiz kadarı ile yazdık derler.

-Siz dalak,böbrek vs gibi organlarınızın adını yazmışınız.Çünkü gerçek organ BEYİN dir der.

Aklak ve edep beyin ve kalpte başlayıp orada biten duygu ve düşüncelerin ürünüdür.Hiç bir örtünme

"ARAF 26.Ey ademoğulları! Size, çirkin yerlerinizi örtecek giysi ve süs kıyafeti indirdik. Ama takva giysisi en hayırlısıdır. İşte bu, Allah'ın ayetlerindendir. Düşünüp öğüt almaları umuluyor."

Takva giysisi-örtünmesi ile bir olabilir mi ?
"İlim Çin'de bile olsa gidip alınız" "İlim Müminin yitik malıdır nerede bulunursa alınmalıdır" neden ki ? 


-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 10:48

Sevgili lahza ;

Birde şu son zamanlarda çok dikkatimi çekmeye başladı.ıq başlığında tılsım arkadaşımızdan burada da senden " senin böyle düsünüyor olmana inanmak güç" vb  şeklinde bir anlayış gelişiyor.Ben herhangi sıvı bir şeymiyim ?İstenilen,konulan kabın formunu alacağım ?

Sizlerin nasıl kendi anlayışlarınız varsa,gördüğünüz gibi benimde var.Eğer anlayışım sizleri rahatsız ediyorsa lütfen daha doğru anlayışı "senin böyle düsünüyor olmana inanmak güç" gibi sözlerle değil,Rehber'e ve yaşama dayanan fikirlerinizle belirtebilirseniz sevineceğim.
Bırakın 100 çiçek açsın 1000 fikir yarışsın.
Ama biz bu bahçede tek renk çiçek istiyoruz diyorsanız siz bilirsiniz.Ben tek rengi sevmem Rahman'ın da sevmediği gibi.
 

-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 11:02
 

 

http://islamcokguzel.wordpress.com/2007/04/30/guzel-bir-hazine-basortusu/ - Güzel bir hazine (Başörtüsü)

 

Güzel bir hazine, güzide bir insana emanet edilmiş.
Güzide insandan güzel hazinenin saklanması istenmiş.
Güzel hazine güzide insanın en değerli varlığı olan başında taşıdığı her bir saçın tekbir tanesinin uçlarıymış…
Bu paha biçilmez, eşsiz hazinenin sahibi olan güzide insan ise ;
Şu an kendisine çocuk gözüyle bakılan, geleceğin anası,
Ama : İstanbul’u fetheden kumandanları bu dünyaya getiren ana !
Kendisinden ufak gördüğü bütün kardeşlerin ablası,
Ama : Nice sultan, nice padişahları yetiştiren abla !
Belki de yaşlı bir ninemiz ?
Ama sırtındaki hırkasını başörtüsüne el uzanmasın diye çektiği kağnıdaki mermilere saran Fatma ninemiz !
Ey güzide insan !
Sendeki kutlu emaneti , o güzel hazineyi ben sana bir iki kelime ile nasıl ifade ederim ?
O kutlu emanetin sahibi güzide insan sensin !
Sen gül peygamberimizi karnında taşıyan hz. Amine’sin !
Sen hz. İsa’yı dünyaya getiren hz. Meryem’sin !
Sen dünün ufağı, bugünün ablası, yarının anası,
Ama daha önemlisi gönül hazinelerinde saklı olan incilerin sahibi güzide insan sensin !
Bırak bez diye nitelendirdikleri başörtünle istihza etsinler,
Ama gönül hazinenle asla !
Bırak sendeki o güzel hazineyi açmak için zor kullansınlar,
Ama gönlünü onlara açma asla !
Bırak başörtüsü bahanesi ile diplomana mani olsunlar,
Ama unutma sana diplomanı Allah cc. verecektir !
Bırak sendeki hazinenin değerini bilmeyen insanlar bu dünyada saltanatını sürsünler,
Ama unutma senin saltanatın öbür dünyadadır !
Süreceğin saltanatın için savaş vermelisin ve asla mağlup olmamalısın …!

   ALLAHlM SEN AFFEDiCiSiN  AFFETMEYi SEVERSiN BiZLERi DE AFFET(AMiN)



-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 11:06

Sevgili medahms ;

Anlayışını paylaştığın güzel şiir için teşekkürler. 



-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: Lahza
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 11:59
Orjinalini yazan: müstezaf

Sevgili lahza ;

Birde şu son zamanlarda çok dikkatimi çekmeye başladı.ıq başlığında tılsım arkadaşımızdan burada da senden " senin böyle düsünüyor olmana inanmak güç" vb  şeklinde bir anlayış gelişiyor.Ben herhangi sıvı bir şeymiyim ?İstenilen,konulan kabın formunu alacağım ?

Sizlerin nasıl kendi anlayışlarınız varsa,gördüğünüz gibi benimde var.Eğer anlayışım sizleri rahatsız ediyorsa lütfen daha doğru anlayışı "senin böyle düsünüyor olmana inanmak güç" gibi sözlerle değil,Rehber'e ve yaşama dayanan fikirlerinizle belirtebilirseniz sevineceğim.
Bırakın 100 çiçek açsın 1000 fikir yarışsın.
Ama biz bu bahçede tek renk çiçek istiyoruz diyorsanız siz bilirsiniz.Ben tek rengi sevmem Rahman'ın da sevmediği gibi.
 
  
 
Merhabalar
 
Diğer mesajlarına cevap vermeden önce buna değinmek istedim.
 
Ben " senin böyle düsünüyor olmana inanmak güç" dedim çünkü kafamda seninle ilgili bir yapı vardı ve bu düşünce bu yapıya uymuyordu, son yorumundan sonra yanıldıgımı farkettim...
 
Ayrıca bu bahçede tek renk isteyen birini veya bir davranıs mı gördünüz ki böyle bir şey istediğimiz fikrine vardınız?
 
 


Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 12:05

Merhaba

Her insan yanılabilir bu doğaldır.
"şimdi Sayın Müstezaf, sen baş örtüsünün kendilerini tanıtmak üzere giyilen tabiri caizse bir tür üniforma oldugunu mu düsünüyorsun? senin böyle düsünüyor olmana inanmak güç, o yüzden teyit etmeni istiyorum"
Neden benim böyle düşünüyorum olmama inanmak güç ?
Nasıl düşünmeliyim ?
 

-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: Lahza
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 12:06
Orjinalini yazan: müstezaf

 Sevgili zeynep ;
Tüm olay "zindan olsa bile biz yaşamaya razı olduktan sonra kime ne,bizi zindandan kurtarmaya bu kadar mı hevesliler..." burada kilitleniyor zaten.ÖZGÜRLÜK yani.
Bir insan başını örtmek istiyor ve izin verilmiyor ise bu özgürlüğe darbedir.
Ama birileride Ahzab 59 dan örtünmeyi o dönem için gerekli ama artık İslam'ın geldiği şu noktada istatistiki bilgiye göre %99 u Müslüman olan bir ülkede"Tanınmak ve incitilmemenin" geçerli olmadığı savı ile başını açıyorsa.Ona karışmakta özgürlüğe vurulan darbedir.
Eğer birileri çıkarda efendim konjüktür falan önemli değil hangi şartlara binaen gelmiş önemli değil derse o zaman mercedes'e ve uçağa binme deveye bin derler adama.
Ancak senin şu sözlerin çok güzel bence konuyu anlatmakta  :"açıkçası umurumda da değil.biz inanıp kabullendikten ve onların tabiriyle bu zindanda mahkum olmaya razı olduktan sonra gerisi koca bir boşluk gözümde..."
İşte budur ve bu bakış herkes için geçerlidir.Biri ötekine karışınca ortalık karışıyor.ÖZGÜRLÜKLER KISILMASIN.
 
Sevgili lahza;
Benim konuya bakışım ve anlayışım bu nedeni mi ?Aşağıda
Allah'ın emirleri konusunda anlayışlar;yazı ile bir rakam ile 1 olmuş olsa 5 Mezhep,binlerce tarikat olur muydu ?
Onun için 1 i 1000 e bölenlerin,bu konuda benim anlayışım doğrudur ve gerçektir muhabbetleri ayakları havada kalan bir bakış ve anlayış olur şahsım için.
"BAKARA 256. Dinde baskı-zorlama-tiksindirme yoktur. Doğru bilgiye dayalı eriş, bozuk bilgiye dayalı sapıştan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâguta sırt dönüp Allah'a inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir."
"ALİ İMRAN 103. Hep birlikte Allah'ın ipine yapışın, fırkalara bölünüp parçalanmayın; Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Birbirinizin düşmanı idiniz, Allah kalplerinizi uzlaştırıp kaynaştırdı da O'nun nimeti sayesinde kardeşler haline geldiniz. Ateşten bir çukurun kenarında idiniz; sizi oradan kurtardı. Allah size ayetlerini bu şekilde açıklıyor ki, doğruya ve güzele yol bulasınız."
"ALİ İMRAN 105. Kendilerine açık-seçik kanıtlar geldikten sonra, çekişmeye girip fırkalar halinde parçalananlar gibi olmayın. Böyle olanlar için çok büyük bir azap vardır. "
"ENAM 153. Bu benim dosdoğru yolumdur, onu izleyin, başka yolları izlemeyin! Yoksa bu hal sizi O'nun yolundan uzaklaştırıp parçalara böler. Sakınıp korunasınız diye O bunu önermiştir size."
"ENAM 159. Dinlerini parça parça edip fırkalara, hiziplere bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır. Allah onlara, yapıp ettiklerini haber verecektir."
"RAD 25. Allah'a verdikleri sözü, onu antlaşma haline getirdikten sonra bozanlar, Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi parçalayanlar ve yeryüzünde bozgun çıkaranlara gelince, böyleleri için lanet var. Yurdun en kötüsü de onların olacak."
"HİCR 91. Onlar ki Kur'an'ı parça parça/bölük bölük/falcılık aracı yaptılar. "
"RUM 32. Onlardan ki, dinlerini parçalayıp hizipler/fırkalar haline geldiler. Her hizip kendi elindekiyle sevinip övünür. "
 
Bu kadar yeterli mi sevgili lahza hissettiklerimi anlatmaya ? ? ?
 
 
 
 
 
 
  
Günümüzdeki kapalı insanların derdi, açık giyinenleri kapatmak değil ki zaten, onlar bir şekilde kendi yollarını çizmiş gidiyorlar, sorun ise onların kapalı olanları da açmaya çalışması, yani özgürlüklere çift taraflı müdahale edilmiyor tek taraflı ediliyor... Bir insan kapanmak istiyorsa kapansın, bunun adının ne oldugu önemli değil ki, önemli olan o insanın bunu istiyor olmasıdır... Ha insanların bir kısmının kapalı olması bir kısmının açık olması fıkralara bölünmüş olması anlamına geliyorsa bırakınız bölünsünler o zaman yada bölünmek istenmiyorsa kapalılık merkezinde bütünleşsinler neden açmaya çalışıyorsunuz ki? Dinde zorlama olmaması ayrı bir tartışma konusu, bunu farklı bir başlıkta tartışırız... Örtünme ile ilgili Ayet-i Kerimelere bakacağım ve bir dahaki mesajımda yazacagım suan ayrılmak zorundayım


Mesajı Yazan: Lahza
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 12:09
konuyu kişisel tartısmaya dönüştürmeyi dogru bulmuyorum,
 
inanmak güç (tü) çünkü, örtünme ile ilgili ayetler gayet açık ve senin bunu vermiş oldugun linkteki gibi anlamış olacagına inanamadım. Sen ki benim gözümde araştıran sorgulayan ve olayı kaynagından almaya çalışan kişisin ama bu ayetlerde te'vile gitmişsin gibi...
 
Söylediğim gibi örtünme ile ilgili Ayet'i Kerime meallerini aktaracagım buraya ama suan degil... Şimdilik hoşçakal


Mesajı Yazan: Lahza
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 12:17
  http://www.nurbahcesi.org/forum/member_profile.asp?PF=365&FID=32 - medahms ;
 
Powerpoint sunumunu emailinden aktarmıssın sanırım, dolayısıyla kullanıcı adı ve şifre soruyor, başka bir yere upload edip aktarırsan görebiliriz ancak...


Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 12:35

Bunu defalarca yinelemiş olmaktan gına geldi.Ama en azından sana olan saygımdan bunu bir kez daha yapacağım.

"Günümüzdeki kapalı insanların derdi, açık giyinenleri kapatmak değil ki zaten.."
Emin misin ?
İran-Suudi ve Afganistan sence Zerdüşt-Budist-Brahman-Yahudi-Hıristiyan Cumhuriyetleri mi ?Yoksa İslam Cumhuriyetleri mi ?
Bu ülkelerde bırakın Müslüman kitleyi ülkelere giren diğer inançlardan kişiler dahi ÖRTÜNMEK ZORUNDA bırakılmakta değil mi HANİ ÖZGÜRLÜK ?
"Yaptıklarım yapacaklarımın teminatıdır" lafı eğer biraz akletmek ve düşünmek var ise birinde "AMELLER NİYETLERE GÖREDİR" in bir yansımasıdır.
Birde şahidliği doğru yapmak diye bir şey var.Oruç tutmadığı için dövülen,bıçaklanan,öldürülen insanlara rastlamak mümkün bu ülkede.Ama kamusal alanlar dışında başörtüsüne,diğer herhangi bir yerde Namaz'a,Oruca veya başörtüsüne yapılan bir tek saldırı gösterilebilir mi ?
Sen doğduğunda yani 1977 de ben meydanlarda insan hakkı için kan ve ter döküyordum.
Benim nenelerimin de BAŞÖRTÜ leri vardı.TÜRBAN nereden ve neden çıktı ?
Haaa bu memleketin bir yönetimi var.Yasalar T.B.M.M de yapılır.Bu yasaları yapanlar KURTULUŞ SAVAŞINDA kanlarını ve canlarını verenlerin arkadaşları yani benim,senin,onun,bizim,sizin ve onların dedeleri değil mi ?Biz gençler istemiyorsak bu yasaları T.B.M.M ne seçtiğimiz kişiler eğer 

………… maskesinin arkasına saklanıp o maskeyi kendi çıkarları adına utanmadan kullananlardan.”

değillerse buyursun değiştirsinler.
 

-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: sundem
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 12:53
güzel bir konu  arkadaş  tebrikederim 


Mesajı Yazan: Lahza
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 19:01

Merhabalar;

 
öncelikle bir konusmaya "bunu defalarca yinelemiş olmaktan gına geldi" gibi bıkkınlık ifadesiyle başlamış olmanı hoş bulmadım, sonucta biz bu konuyu ilk defa konusuyoruz...
 
Konunun çıkış noktası, iran Suudi ve Afganistan'dak, baş örtülü olmayanları örtünmeye zorlamak degil, Türkiye'de baş örtüsü takmak isteyenleri zorla açmaya çalışmak... Gün gelirde Türkiye'de o bahsettiğin zorlamalar olursa o zaman onu da konusuruz.
 
Ayrıca dinde zorlama yoktur sözcüğü'ni anlamak istediğiniz gibi anlıyorsunuz müstezaf, Peygamber efendimiz zamanında da Sahabe zamanında da pekala gayri müslimler İslam Devletinin kurallarına uymak zorunda bırakılmışlardır...
 
birde kamusal alan söylemi var, kamu kim? kamuda yasayanların inançları ne? dahası baş örtüsü karşıtları hangi meşru sebeple kendilerini tabiri caizse insanları açılmaya zorluyorlar? Özgürlük bunun neresinde ve kişinin kendi özgür tercihiyle yaptıgını  hangi özgürlük anlayışıyla değiştirmeye çalışıyorlar?
 
bu memleketi kurtuluş savaşında kanlarıyla kurtaranlar hepimizden çok takva sahibi müslümanlardı ama çağdaşlık adı altında dinsizlik empoze edilerek günümüze kadar geldik maalesef...
 
Ama inanıyoruz ki Allah dinini tamamlayacak, daha önce söylediğim gibi bu sürecte kim nerdeyse bunun hesabını verecek... Allah bizleri razı olacağı insanlardan eylesin insaallah...
 


Mesajı Yazan: Lahza
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 19:08
 birde türban meselesi var,
 
diyelim ki türban gerçekten sizin söylediğiniz gibi simge, (neyin simgesi oldugunu sen söyle) o zaman o simgeyi takmak istemek te özgür iradenin bir sonucudur, neden bu insanların tercihlerini engellemeye çalışıyorsunuz?
 
Türkiye'de solcuların kendine has tabiri caizse simgeleştirdikleri bir bıyık şekli var, ülkücülerin de... Dahası bunlarla yetinmeyip bir çok insan yaalarında rozet de taşıyor... Diyelim ki başörtüsü de belli bir grubun simgesi bunu takmaları sizi neden rahatsız etsin ki? özgürlük anlayışınız sizin gibi düşünenlere mi var yoksa?
 
Ki türban veya başörtüsü diye bir ayrım yok, asıl rahatsızlık veren şey inanan insanların bilinçlerini artırıp toplumun bürokratik yapısında yer almaya çalışmış olmalarıdır. Asıl hazmedilemeyen şey bu...
 
Rabb'im razı olduğu kullarını, razı olduğu şekilde, razı olduğu yerlere getirsin inşaallah...


Mesajı Yazan: Lahza
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 19:20
  başka bir bölümde Fezleke'nin vermiş olduğu bir link vardı, konuyla bire bir örtüştüğü için buraya aktarıyorum. Müstezaf, lütfen objektif bir şekilde dinle...
 
http://talebe.forumzen.com/HAYATA-DAYR-c4/BASIN-HABER-f17/Atilla-Yayla-dan-ozgurluk-dersi-t724.htm - http://talebe.forumzen.com/HAYATA-DAYR-c4/BASIN-HABER-f17/Atilla-Yayla-dan-ozgurluk-dersi-t724.htm http://www.youtube.com/watch?v=M9uO8YAF_lg&eurl= -


Mesajı Yazan: Lahza
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 19:46
 Ayrıca
"Siz dalak,böbrek vs gibi organlarınızın adını yazmışınız.Çünkü gerçek organ BEYİN dir der." demişsin ya, sen hiç IQ'su yüksek bir bilim kadınının dünyanın en güzel veya en seksi bayanı seçildiğine şahit oldun mu?
 
Elbette ahlak kalpte ve beyinde başlar ve biter ama ahlaksızlıklar diğer organlarla olur...
 
Nasıl bakarsan öyle görürsün diyor...


Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 19:51

Merhaba

Lahza hangi memlekette yaşıyoruz.Devletin yapısı ne ?Yasa nedir ?Yasalar çiğnenmek için midir ?
Kamusal alanın ne olduğunu T.B.M.M yaptığı YASA ile belirlemiş.T.B.M.M gökten zembille mi iniyor yoksa bizler mi seçiyoruz.Hani kamu kim diye soruyorsun ya işte o kamu seçiyor.İnançlarını kamuya sen sor ben çıkan sonuca bakınca az çok anlayabiliyorum.
Kamuda yaşayanların inançlarına son derece yakın bir parti geçtiğimiz 5 yıl için TEKBAŞINA iktidar olmadı mı ?Yasa değişimini ellerinden mi aldılar ?
 
Konumuzun çıkış noktası İran-Suudi ve Afganistan değildi ama başörtüsünün sorun olmadığını zamanlardan bir anda TÜRBAN moduna geçerek siyasi boyut kazandıranların nereye gittiklerinin işareti vardı.
 
Şu sözlerin ise üzerinde senin bir kez daha düşünmeni gerektirecek sözler.
"bu memleketi kurtuluş savaşında kanlarıyla kurtaranlar hepimizden çok takva sahibi müslümanlardı ama çağdaşlık adı altında dinsizlik empoze edilerek günümüze kadar geldik maalesef... "
Yani Osmanlı döneminin bitmesine kadar bir çok savaşta yenilenler TAKVASIZ Müslümanlar mıydı ?da Sevr lere geldik,ordularımız dağıtıldı,1915 de Çanakkalede ki 253 bin şehide karşı 1918 de düşmanlar Osmanlının kalbine(Başşehir İstanbul'a) ellerini kollarını sallayarak gelip Anadoluyuda İŞGAL ettiklerinde TAKVA seyahate mi çıkmıştı ?
Yoksa TAKVAYI Padişah ve Halife efendimizden Mustafa Kemal ve silah arkadaşları ile bu millet çalmışmıydı ?
 
 
 
 

-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 19:54
Sharon Stone diye yaz ve IQ sunu incele bir  :-)

-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 19:57
 "Elbette ahlak kalpte ve beyinde başlar ve biter ama ahlaksızlıklar diğer organlarla olur... "
Eh ne diyeyim ki şimdi sana


-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: Lahza
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 20:01

Hangi memlekette yaşadığımız malum, % 99 müslüman olan ve % 70'e yakınının başörtüsüne özgürlük istedigi bir memlekette yaşıyoruz. Yasa nedir? Yasa Laiklik arkasına sığınıp milleti başörtüsü vb konularla mesgul ederek minareye kılıf uydurmaya çalışanların koyduğu kurallardır...

Akp hükümeti değiştirememişti çünkü yakın tarihden cumhurbaşkanlığı seçiminde, demokrat geçinenlerin istekleri olmuyor diye kopardıkları fırtınayı, askerden bile yardım dilendiklerini pekala gördük...
 
Ha bütün bunların temelinde toplumun haketmesi gerekiyor, Allah bizlere hakettiğimiz gibi yöneticiler gönderecek sonuçta, demekki henüz istediğimiz gibi bir yöneticiyi haketmiyoruz...
 
Kurtuluş savaşı verenlerin müslüman olması ve sevr'e imza atanların müslüman olması ile ilgili, Atatürk'çülerin hep söylediği gibi bu memleketi kurtaranlar günümüzün Atatürk'çüleri gibi din düşmanları degil tam tersine cephede bile ibadetlerini yerine getiren mücahitlerdi... Konuyu başka yerlere çekerek sadece konuyu dağıtmış olursun...
 
Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarına gelince, perdenin arkasını görmeye çalışmadan görünenle amel edersen birilerine haksızlık etmiş olursun Allah'ta bu haksızlığın hesabını sorar...


Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 20:06

Lahza

Allah zaten haksızlara gereken cevabı verip duruyor.Görmesini bilene tabi ki.

 Şu söylediğine kendin de inanıyormusun gerçekten ?
"Hangi memlekette yaşadığımız malum, % 99 müslüman olan ve % 70'e yakınının başörtüsüne özgürlük istedigi bir memlekette yaşıyoruz. Yasa nedir? Yasa Laiklik arkasına sığınıp milleti başörtüsü vb konularla mesgul ederek minareye kılıf uydurmaya çalışanların koyduğu kurallardır... "
T.B.M.M sine TEKBAŞına İKTİDAR olan bir parti bu kadar isteme rağmen nasıl olurda değişimi başaramaz ?
Yasa kamu dediğin ve oranını "% 99 müslüman olan ve % 70'e yakınının başörtüsüne özgürlük istedigi" dediğin MİLLETİN seçtiği T.B.M.M tarafından ortak yaşam paydalarını düzenlemek amacı ile yapılan kanunlardır.
 


-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: Lahza
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 20:08

evet haklısın, Allah; kim zerre miktarınca hayr işlerse karşılığını verir, ve yine kim zerre miktarınca şer işlerse karşılığını verir...



Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 20:10
:-) işte budur  

-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 20:14
 Lahza
Umarım bana çok kırılmamışındır.Çünkü sana naçizane bir önerim olacak Kur'anı aç ve orada Enfal 53.Ayeti oku ve bunun üzerine geçmiş ümmetlerin neler yaptığı ve karşılığında Allah'ında onlara neler yaptığını kendi gözlerinle gör ve üzerinde derin derin bir tefekkür et.


-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: Lahza
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 20:16

yoo kırılmadım müstezaf, bizler görüş ayrılıgımız olsa bile birlikte yaşamayı ögrenmesi gereken insanlarız...

bu arada Kur'an-ı Kerim bölümüne gül bahçesi arkadaşımız, örtünme ile ilgili Ayet-i Kerimeleri yazmış, bende buıraya aktarıyorum...
 
KUR'ANI KERİMDE BAŞÖRTÜSÜ YOKTUR DİYENLERE VE BAŞÖRTÜSÜ GELENEKTİR DİYEN GERİLERE İTHAF OLUNUR !
 
 Kur'anda Örtü Kelimesinin Geçtiği Ayetler
 
Mü'min kadınlara da söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi hocalarından ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da
kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler.
   Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki felah bulursunuz." (NUR SURESİ<31)


   Dediler ki: "Bizim kalplerimiz örtülüdür." Hayır; Allah, inkârlarından dolayı onları lanetlemiştir. Bundan dolayı pek azı iman eder. (BAKARA SURESİ

   Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırd edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara ayetlerini
böylece açıklar; umulur ki sakınırlar. (BAKARA SURESİ< 187)

   Ey Kitap Ehli, neden hakkı batıl ile örtüyor ve bildiğiniz halde hakkı gizliyorsunuz? (AL-İ İMRAN SURESİ<71)

   Onların kendi sözlerini bozmaları, Allah'ın ayetlerine karşı inkâra sapmaları, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve: "Kalplerimiz örtülüdür" demeleri nedeniyle (onları lanetledik.) Hayır; Allah, inkârları dolayısıyla ona (kalplerine) damga vurmuştur. Onların azı dışında, inanmazlar. (NİSA SURESİ < / 155)

  Onlardan seni dinleyenler vardır; oysa biz, onu kavrayıp anlamalarına (bir engel olarak) kalpleri üzerine kat kat örtüler ve kulaklarında bir ağırlık kıldık. Onlar, hangi 'apaçık-belgeyi' görseler, yine ona inanmazlar. Öyle ki, o inkâr etmekte olanlar, sana geldiklerinde, seninle tartışmaya girerek: "Bu, öncekilerin uydurma masallarından başka bir şey değildir" derler. (EN'AM
SURESİ < / 25)

  Gece, üstünü örtüp bürüyünce bir yıldız görmüş ve demişti ki: "Bu benim rabbimdir." Fakat (yıldız) kayboluverince: "Ben kaybolup-gidenleri sevmem" demişti. (EN'AM SURESİ< 76)

  Şeytan, kendilerinden 'örtülüp gizlenen çirkin yerlerini' açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir." (A'RAF SURESİ< 20)

  Onlar için cehennemden yataklar ve üstlerine örtüler vardır. Biz zulme sapanları işte böyle cezalandırırız. (A'RAF
SURES41)

  O, sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup-yatışması için ondan eşini var etti. Onu (eşini) örtüp-bürüyünce, o da bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca, ikisi Rableri olan Allah'a dua ettiler: "Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen, andolsun şükredenlerden
olacağız." (A'RAF SURESİ 189)

   Onlara Nuh'un haberini oku. Hani kavmine demişti ki: "Ey kavmim, benim makamım ve Allah'ın ayetleriyle hatırlatmalarım eğer size ağır geliyorsa ben, şüphesiz Allah'a tevekkül etmişim. Artık siz ortaklarınızla toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size örtülü kalmasın (veya tasa konusu olmasın), sonra hakkımdaki hükmünüzü -bana süre tanımaksızın- verin.
(YUNUS SURESİ > / 71)

  Haberiniz olsun; gerçekten onlar, ondan gizlenmek için göğüslerini büker (Hak'tan kaçınıp yan çizer)ler. (Yine)  aberiniz olsun; onlar, örtülerine büründükleri zaman, O, gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bilir. Çünkü O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (HUD SURESİ< 5)

  Mü'min kadınlara da söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da
kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler.
Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki felah bulursunuz." (NUR SURESİ31)

   Biz önlerinde bir sed, arkalarında bir sed çektik. Böylelikle onları örtüverdik, artık görmezler. (YASİN SURESİ< 9)

  Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp-örtüyor. Güneşe ve aya boyun eğdirdi. Her biri adı konulmuş bir ecele (süreye) kadar akıp gitmektedir. Haberin olsun; üstün ve güçlü olan, bağışlayan O'dur. (ZÜMER SURESİ< 5)

  Dediler ki: "Bizi kendisine çağırdığın şeye karşı kalblerimiz bir örtü içindedir, kulaklarımızda bir ağırlık, bizimle senin aranda bir perde vardır. Artık sen, (yapabileceğini) yap, biz de gerçekten yapıyoruz." (FUSSİLET SURESİ < / 5)

  İman edip salih amellerde bulunan ve Muhammed'e indirilen (Kur'an)a -ki o Rablerinden bir haktır- İman edenlerin (Allah), kötülüklerini örtüp-bağışlamış, durumlarını düzeltip-ıslah etmiştir. (MUHAMMED SURESİ< 2)

  (Bütün bunlar,) Mü'min erkekleri ve mü'min kadınları, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere, altından ırmaklar akan cennetlere sokması ve kötülüklerini örtüp-bağışlaması içindir. İşte bu, Allah katında 'büyük kurtuluş ve mutluluk'tur. (FETİH SURESİ<5)

  "Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir." (KAF SURESİ<22)

  Ayağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, Artık güç yetiremezler. (KALEM SURESİ< 42)

   "Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler.' (NUH SURESİ< 7)

  Ey örtüsüne bürünen, (MÜZZEMMİL SURESİ<1)

  Ey bürünüp örtünen, (MÜDDESSİR  SURESİ<1)

   Yıldızlar 'örtülüp (ışıkları) silindiği' zaman, (MÜRSELAT SURESİ< 8)

   Geceyi bir örtü yaptık. (NEBE' SURESİ< 10)

   Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır. (ŞEMS SURESİ< 10)


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 20:34

http://islamcokguzel.wordpress.com/2007/04/30/guzel-bir-hazine-basortusu/ - Güzel bir hazine (Başörtüsü)

Güzel bir hazine, güzide bir insana emanet edilmiş.
Güzide insandan güzel hazinenin saklanması istenmiş.
Güzel hazine güzide insanın en değerli varlığı olan başında taşıdığı her bir saçın tekbir tanesinin uçlarıymış…
Bu paha biçilmez, eşsiz hazinenin sahibi olan güzide insan ise ;
Şu an kendisine çocuk gözüyle bakılan, geleceğin anası,
Ama : İstanbul’u fetheden kumandanları bu dünyaya getiren ana !
Kendisinden ufak gördüğü bütün kardeşlerin ablası,
Ama : Nice sultan, nice padişahları yetiştiren abla !
Belki de yaşlı bir ninemiz ?
Ama sırtındaki hırkasını başörtüsüne el uzanmasın diye çektiği kağnıdaki mermilere saran Fatma ninemiz !
Ey güzide insan !
Sendeki kutlu emaneti , o güzel hazineyi ben sana bir iki kelime ile nasıl ifade ederim ?
O kutlu emanetin sahibi güzide insan sensin !
Sen gül peygamberimizi karnında taşıyan hz. Amine’sin !
Sen hz. İsa’yı dünyaya getiren hz. Meryem’sin !
Sen dünün ufağı, bugünün ablası, yarının anası,
Ama daha önemlisi gönül hazinelerinde saklı olan incilerin sahibi güzide insan sensin !
Bırak bez diye nitelendirdikleri başörtünle istihza etsinler,
Ama gönül hazinenle asla !
Bırak sendeki o güzel hazineyi açmak için zor kullansınlar,
Ama gönlünü onlara açma asla !
Bırak başörtüsü bahanesi ile diplomana mani olsunlar,
Ama unutma sana diplomanı Allah cc. verecektir !
Bırak sendeki hazinenin değerini bilmeyen insanlar bu dünyada saltanatını sürsünler,
Ama unutma senin saltanatın öbür dünyadadır !
Süreceğin saltanatın için savaş vermelisin ve asla mağlup olmamalısın …!




ALLAHlM SEN AFFEDiCiSiN AFFETMEYi SEVERSiN BiZLERi DE AFFET(AMiN)




-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 20:36

:-)

Kızma ama işte bundan gına geldi.

Kur'an

"İSRA 88. De ki: "Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler şu Kur'an'ın bir benzerini getirmek üzere bir araya toplansalar, birbirlerine de destek olsalar, onun bir benzerini yine de ortaya getiremezler."  
Denilerek fesahat ve belagatta üstüne olmadığı vurgulanmış bir kitap değil midir ?
Yani Allah Nur Suresi 31 ayetteki örtünmede "Humur ür res" diyememiş mi ?
Biz insancıklar Allah'ın ne demek istediğini Ondan daha iyi mi biliyoruz yani ?


-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 20:38

Değerli arkadaşım medahms;

Gözümüze gözümüze sokma anladık.ANLAYIŞIN bu ANLADIK.

Hayırlı uğurlu olsun Allah bozmasın :-) 



-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: Admin
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 20:39
 yukarıda ;
Mü'min kadınlara da söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da
kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler.
   Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki felah bulursunuz." (NUR SURESİ<31)

diyor, bunda anlaşılmayacak ne var yada siz nasıl anlıyorsunuz?
 
"Humur ür res" demiş olsaydı ne anlama gelecekti? (Arapça bilgim yok maalesef)
 


Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 20:41
 Hey güzel Allah'ım bu Amerika da,İsrail de,laikçiler de senden büyük değil niye böyle oluyor anlayamıyorum.
 
Senki gücü herşeye yetensin neden böyle oluyor Ya Rabbim.


-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 20:44
 31. Mümin kadınlara da söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Cinsel organlarını/ırzlarını korusunlar. Süslerini/zînetlerini, görünen kısımlar müstesna, açmasınlar. Örtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar. Süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları yahut babaları yahut kocalarının babaları yahut oğulları yahut kocalarının oğulları yahut kardeşleri yahut kardeşlerinin oğulları yahut kendi kadınları yahut ellerinin altında bulunanlar yahut ihtiyaç içinde olmayan erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar yahut kadınların kaygı duyulacak yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar. Süslerinden, gizlemiş olduklarının bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, Allah'a topluca tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz!  

-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: Lahza
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 20:45

böyle olan ne? ortada gariplik mi var sence?

Amerika'da İsrail de laikçiler de O'ndan büyük olamazlar zira O Allah onların da Allah'ı... kabul etseler de etmeseler de...
 
 


Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 20:47

Lahza

Seninle şu konuyu anlaşamıyoruz. Yeryüzünde tek bir yaprak bile O'nun bilgisi ve izni olmadan KI MIL DA YA MAZ.



-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 20:48
Ama kımıldıyorsa şaşkın şaşkın bakınacağımıza neden diye sormamız ve nedenlerine bakmamız gerekiyor.Böyle olan o işte. 

-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: Lahza
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 20:54

kaynak ne müstezaf? iki tane Kur'an olmayacağına göre...

Diyanet İşleri Başkanlığının yayınlamış olduğu Kur'an- Kerim mealinde
 
Mü'min kadınlara söyle, gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar, süslerini kendiliğinden görünen kısmı müstesna açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar, süslerini kocaları veya babaları veya kayın pederleri veya oğulları veya kocalarının oğulları veya kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları veya müslüman kadınları veya cariyeleri veya erkekliği kalmamış hizmetçiler yada kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler... Gizledikleri süslerin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey inananlar saadete ermeniz için hepiniz tevbe ederek Allah'ın hükmüne dönün...
 
diyor... Peygamber efendimiz bir hadisi şerifinde (Allah-u Alem) "kim benden olmayan bir şeyi bana ithaf ederse cehennemdeki yerine hazırlansın" diyor, Allah'ın kitabında olmayan bir şeyi ithaf etmenin hükmü nedir acaba?
 
Şimdi kalkıp diyanetin Kur'an-ı yanlış bizimki doğru dersen o 1'i 1000'e bölüp de 1 biziz diyenlerden olursun... az önce hangi memlekette yaşıyoruz diyordun ya, bizim yaşadığımız memleketin en büyük dini makamı olan diyanetin yayınlamış olduğu Kur'an böyle diyor...


Mesajı Yazan: Lahza
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 20:58

Allah isteseydi insan diye bir varlığı yaratmayabilirdi, sadece melekleri yaratır ve sürekli günahsız bir şekilde kendisine ibadet etmelerini pekala sağlayabilirdi ama insan'ı yaratmış ve kendisine bir irade vermiş... Sonra elçiler ve kitaplar göndererek doğru yolu göstermiş, yanlış yola saptığında cehennemi, doğru yoldan gittiğinde de cenneti vaad etmiş...

insanların gittiği her yol O'nun izni dahilinde sonucta, ama bizler tercihlerimizle imtihan oluyoruz... sonucunu ise en geç mahşerde hep birlikte görmüş olacagız... Umarım her şey için çok geç olmadan görebiliriz...  
 
bugünlük bu kadar diyorum çünkü çıkmak zorundayım... hoşçakalın şimdilik...


Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 20:59
Biz tek bir kişiden Allah'ın Resulünden birleşemez denilen vahşi,barbar arap kabilelerinin birleşmesi ile Emeviler-Abbasiler-Memluklular-Selçuklular-Osmanlılar gibi devletler.
Endülüs Emevilerine kadar tüm dünyanın bugün sahip olduğu teknoloji ve diğer bilgilerin temeline kaynaklık yapan İslam alimleri ve onlara ait eserler çıkarmış bir ümmetiz.
Ne oldu,ne zaman oldu,ne için oldu,neden oldu,nerede oldu ve KİM yaptıda böyle zelil olduk diyemeyince olanlar oluyor işte.


-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 21:00
İnsan İMTİHAN için değil.Ruhunda Allah'tan emanet olan Allah'ın isim ve sıfatlarını özgür iradesi ile GELİŞTİRMEK üzere,GELİŞMEK için dünyaya gelmiş bir varlıktır. 

-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 21:03
 Vallahi Yaşar Nuri Öztürk'e kaynak demiyorsan onu da ben bilemem. :-)

-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: Lahza
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 21:04
Ne oldu,ne zaman oldu,ne için oldu,neden oldu,nerede oldu ve KİM yaptıda böyle zelil olduk diyemeyince olanlar oluyor işte.
 
derken, dinimiz konjonktöre uymuyor biz bunun bazı yerlerini değiştirelim çağa ayak uyduralım deyince (Allah muhafaza) sapıklığa düşenlerden oluruz...
 
Dünyada teknoloji ve bilimin bugün bizim elimizde olmamasının sebebi ise, bizim baş örtüsü takıyor olmamız değil, bizi baş örtüsü mücadelesi vermek zorunda bırakan ve başörtüsünü bahane edip önümüzü tıkayarak başka gelişmeleri bizim elimizle olmasını engelleyenlerdir... Şekilcilik ile ilgili güzel bir yazı vardı, bulabilirsem aktaracagım


Mesajı Yazan: Lahza
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2007 Saat 21:06

Kaynak Yaşar Nuri Öztürk olunca, yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır" gereği söyleyecek fazla söz kalmıyor... sonucta her sey ayan beyan zaten ortada...

 
ben gercekten çıkmak zorundayım, hoşçakalın tekrardan...


Mesajı Yazan: zeynep
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 00:03

 sevgili müstezaf,

anlayamadığım nokta şu.kim kimin başını zorla örtmeye çalışıyor bu ülkede,kim başı açık diye birilerine karışıyor?bunun tam tersi yaşanıyor görmemek imkansız.radikal diye nitelendirilen çevrelerde bile yok böyle bir şey.aksine müdahale edilen,hor görülen hep o insanların hayatı oluyor.özgürlükten bahsediyorsunuz ama bahsettiğiniz özgürlük içerisinde biz yer almıyoruz sanırım.eğer yer almış olsaydık eleştirmeye bile gerek duymazdınız bunu.özgürlük ama...haklısınız ama...der gibi



-------------
"Tutuşturanlar,lugat kitabını elime,Bilsinler:Allah'tan başka bilmiyorum kelime"


Mesajı Yazan: tılsım
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 00:27
 sevgili müstezaf
    İnsanların farklı fikirlere sahip olmasında elbette sakınca yok. hatta güzelliktirde. Zira peygamberimiz (S.A.V.) de bir hadisi şeriflerinde ümmetimin ihtifaında rahmet vardır diyerek bunu en güzel bir şekilde ifade etmiştir.
    Lakin, Bizzat yaradan tarafından konulmuş kesin hükümler için bu böyle değildir. Evet dinde zorlama ve tiksindir me yoktur. Kimse de zaten böyle bişey iddia etmiyor. yalnız bunu iyi anlamak lazım. Ben İslama inanmıyorum diyen bir insana sen zorla inanacaksın diye bir baskının olması tiksindirir. Lakin bir insan da ben inanıyorum diyerek İslamı kabullendiğini fakat bazı konuları kabul etmediğini bunun geçmiş zamanlarda kaldığını zamanın geçtiği gibi düşüncelere saplanmasıda yanlıştır. Herşeyi yaradanın Allah olduğuna inanıyorsanız eğer, O Allahın ezeli ve ebedi bileceğine de inanıyorsanız; Allah ilim sıfatıyla bu günleri görememiş mi diyorsunuz o zaman. yok öyle demiyorsanız, o zaman Allah baş örtüsü 2000 li yıllardan sonra zaman ve şartlar değiştiği için gerekli değildir demezmiydi. Böyle bi şey olmadığına göre Ya inandığımız Allahın ilmine de inancağız. Yada Allah a da inanmayacağız.
   Mezhepler olayına gelince mezheplerin ayrıldığı noktalar yada ihtilaflar sadece amelle ilgili konulardır. yani itikadi meselerde fikir ayrılığına düşmek diye bir şey yoktur. Zaten akaid ilmide itikadi konularda ihtilafa düşmüş mezhepleri sapık mezhepler başlığında toplamışlardır. Hak mezheplerin hiç birisin de de itikadi ve imani konularda fikir ayrılığı yoktur.


Mesajı Yazan: tılsım
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 00:43

 aklıma gelen bir fıkrayı sizlerle paylaşacağım

bir gün üniversitede gene başörtüsünün problem olduğu zamanlardan biri (hiç bitmedi yaa) başörtülü bir hanımefendi sınıfa girince öretim görevlisi kıyameti koparır. İşte sizin yüzünüden geri kaldık, bak amerika aya çıktı, bak avrupa şunu yaptı..... vs vs
bizde sizin yüzünüzden geri kaldık diye avazı çıktığı kadar bağırır. Kız gayet sakin bir şekilde hocam! der
 siz uzaya uydu gönderdinizde bizim başörtüsüne mi takıldı?
 
Başı kapalı olanların açıklara karıştığına dair ne bir gazetede ne de bir tv de haberi çıkmadı. En azında ben görmedim. Biz bırakalım herkes dilediği gibi, inandığı gibi yaşasın bunlarla uğraşmayalım da önce birey olarak daha sonrada toplum olarak kendimizi yetiştirmeye hem kendimize hem de toplumuza faydalı olmaya bakalım.
 biz hele bir uyduyu gönderelimde bakalım nereye takılacak


Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 11:04

 Değerli tılsım ;

Kaç yaşlarındasınız bilmiyorum ama daha pek genç olduğunuz belli.Neden mi ?

"bir gün üniversitede gene başörtüsünün problem olduğu zamanlardan biri (hiç bitmedi yaa)"

12 Eylül darbesi öncesi(12 Eylülden sonrada Özal dönemine kadar) hiç bir şehirde ve bu şehirlerdeki üniversitelerde BAŞÖRTÜSÜNE tek bir kelime yoktu ve kızlarımız başörtüleri ile okullara çok rahat gidebiliyorlardı.Bu fani göz onları çok gördü.Şahid olmak başkadır.Birilerinden duymak ise çok başka.

Evet sonra ne oldu nasıl oldu ise ki başörtüsü bir anda TÜRBAN'a dönüverdi,bunu değerli lahza aynen şöyle dile getiriyor "Ki türban veya başörtüsü diye bir ayrım yok, asıl rahatsızlık veren şey inanan insanların bilinçlerini artırıp toplumun bürokratik yapısında yer almaya çalışmış olmalarıdır. Asıl hazmedilemeyen şey bu... "

İşte bu formatta LAİK bir yapıyı kendisine benimsemiş bir kamu çoğunluğunun (Lahza %99 ve %70 gibi bir rakam versede) "Konunun çıkış noktası, iran Suudi ve Afganistan'daki baş örtülü olmayanları örtünmeye zorlamak degil, Türkiye'de baş örtüsü takmak isteyenleri zorla açmaya çalışmak... Gün gelirde Türkiye'de o bahsettiğin zorlamalar olursa o zaman onu da konusuruz."

olursa da ki sa eki gelmeden LAİK liği koruma çabalarıdır.Çünkü "Ayrıca dinde zorlama yoktur sözcüğü'ni anlamak istediğiniz gibi anlıyorsunuz müstezaf, Peygamber efendimiz zamanında da Sahabe zamanında da pekala gayri müslimler İslam Devletinin kurallarına uymak zorunda bırakılmışlardır... "gidiş bu gidiştir.

Sorun DEMOKRATİK hak talep edenlerin İran-Suudi ve Afganistan örneklerinde olduğu gibi kendi DEMOKRASİSİ dışında kimseye DEMOKRATİK hak vermemesi sorunudur.

"uymak zorunda bırakılmışlardır... " da bunun biliniyor ama açıkça söylenemiyor olması sorunudur.

 

Lahza yine konu değişiyor diyecek ama şu ana kadar gördüklerim tüme varımda detaylarda boğulduğumuzu gösteriyor.Tümden gelelim o halde.

Veda haccı esnasında Kur'anın tamamlandığı son ayet olan Maide 3 iner. 

Lahza arkadaşımız için diyanet’in mealinden alalım :-)

“MAİDE 3. Leş, kan, domuz eti, Allah'tan baskası adına boğazlanan, boğulmus, (taş, ağaç vb. ile) vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş (hayvanlar ile) canavarların yediği hayvanlar -ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna- dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyle kismet aramanız size haram kılındı. Bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, sizin dininizden (onu yok etmekten) ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak Islâm'i beğendim. Kim, gönülden günaha yönelmiş olmamak üzere açlık halinde dara düşerse (haram etlerden yiyebilir). Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”

Anahtar kelimeler ve cümlelerden biri artık onlardan değil BENDEN KORKUN dur.

Peki Allah’tan korkmak nedir ? Neden kul hakkı denildiğinde hesapta (sözde) !! korkarız :-)

Mesela Abd-u Hu Resul-u Hu Kelimesi ile temsil edilen Resulu Ekrem,Abd yani kullardan biri midir ?Eğer O da Resulluk makamına haiz olmakla birlikte Allah’ın kullarından biri ise Veda Haccı esnasında EMANET bırakmış mıdır ?Bu bırakılan EMANETE sahip çıkılmış mıdır ?Çıkılmadı ise bu kul hakkı kimin veya kimlerin üzerindedir ?

“NİSA 58. Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür.”

 

NİSA 59. Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan ulülemre (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah'a ve Resûl'e götürün (onların talimatina göre halledin); bu hem hayırli, hem de netice bakımından daha güzeldir.”

“ALİ İMRAN 32. De ki: Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.”

“ALİ İMRAN 132. Allah'a ve Resûl'üne itaat edin ki Rahmet’e kavusturulasınız.”

Resul’de olsa bir kul,insan olma durumundan Hz.Resulallah Hakkın rahmetine kavuşmuştur.

İnsanlığın yol göstericisi olan Hz.Resulallah’ın o anında

Fasil:ÖLÜM BÖLÜMÜ
Konu:Resulullah (sav)`ın Vefatı
Ravi:İbnu Abbas

Resulullah (sav) muhtazar (ölmeye yakın) iken evde bir kısım erkekler vardı. Bunlardan biri de Ömer İbnu`l-Hattab (ra) idi. Resulullah (sav): "Gelin, size bir şey (vasiyet) yazayım da bundan sonra dalalete düşmeyin!" buyurdular. Hz. Ömer: "Resulullah (sav)`a ızdırap galebe çalmış olmalı. Yanımızda Kur`an var, Allah`ın kitabı sizlere yeterlidir" dedi. Oradakiler aralarında ihtilafa düştü. Kimisi: "Yaklaşın, Resulullah (sav) size vasiyet yazsın!" diyor, kimi de Hz. Ömer (ra)`in sözünü tekrar ediyordu. Gürültü ve ihtilaf artınca, (aleyhissalatu vesselam): "Yanımdan kalkın, yanımda münakaşa caiz değildir!" buyurdu. Bunun üzerine İbnu Abbas (ra): "En büyük musibet, Resulullah (sav)`la onun vasiyeti arasına girip engel olmaktır!" diyerek çıktı.

HadisNo:5406
 

Fasil: VASİYET BÖLÜMÜ
Konu:Vasiyet Hakkında
Ravi:Talha İbnu Musarrıf

İbnu Ebi Evfa (ra)`ya: "Resulullah vasiyette bulundu mu?" diye sordum. "Hayır" dedi. Ben tekrar: "Öyleyse, kendi vasiyette bulunmaksızın halka nasıl vasiyeti farz kı­lar veya emreder?" dedim. "Kitabullah`ı vasiyet etti!" diye cevap verdi.

HadisNo:5799

http://hadis.ihya.org/ksitte.php?t2=hadis&sn=120&kn=780 - Ölüm anında Allah’ın Resulüne İTAAT edilmiş midir ? Allah’tan korkulmuş mudur ?

Ehlibeyt olgusu bir yana Hz.Resulullah’ın damadı ve torunları EMANET sayılabilir mi ?

“MÜMTEHİNE 8. Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara âdil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah, adaletli olanları sever.”

Kur’anın açık hükmü iken “Onlarla din uğrunda savaşmayan ve onları yurtlarından çıkarmayan” Atalarımız Türklere karşı 670-740 yılları arasında Maveraünnehir’de yaşananları hangi ADALET ölçütlerinde hangi babayiğit savunabilir ?

Osmanlının fetihçi padişahı Fatih Sultan Mehmed yine Kur’anın açık hükümleri önünde ve bilgisinde iken (NİSA 92-93)hangi adalet,merhamet ve insaf ölçüleri dahilinde hem Babadan hemde dinden KARDEŞLERİ olanları öldürebilmiştir ?

 

Şimdi gelelim sözün özüne MÜSLÜMAN,İSLAM OLANDIR yani ALLAH’A TESLİM OLAN.

“BAKARA 177. İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah'ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır!”

Altı çizgili olan yerler başlangıcımız olan kul hakkı sıralamasıdır.Dikkat buyuracak olursanız Allah sıralamada ilk olarak kul hakkı’nı işlemiş “, namaz kılar, zekât verir” gibi kendi hakkı olanları sonraya almıştır.

Ama sizlerinde gördüğü ve bildiği gibi kul hakkını yiyip bu hale gelmiş bir toplum Allah’ın sıralamasını değiştirince HASİB olan Allah’ın hesabından kaçabileceğini mi sandı ?

Daha başlangıcından itibaren Allah’a teslim olmamış birilerinin arkasından giden bir toplumu Allah iyiye ve güzele kavuşturur mu ?

Allah’a daha Veda Haccındaki emanetler ile başlayan Allah’ın Resulünün damadı ve torunlarının öldürülmesi ile devam eden,Emeviler ve Abbasilerin Allah’ın değil,kendi istek ve iradelerinin topluma kabul ettirebilmesi adına MEVZU HADİSLER’in fink attığı bir ortamı yaratıp karşı gelenlerin; “Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah'a ve Resûl'e götürün” emri son derece açıkken Allah'ın sözlerinin bulunduğu Kur'an apaçık önümüzde dururken,Hadislerden yola çıkarak hayatı düzenleyenlerin oluşturduğu başörtüsü çıkmazını bugün tartışmak şahsıma abesle iştigal etmekten başka bir şey gelmiyor maalesef.

Ama şu konuda :

“ TEVBE 32. Allah'ın nûrunu ağızlarıyla (üfleyip) söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler hoşlanmasalar da Allah nûrunu tamamlamaktan asla vazgeçmez

 Şahsım mütereddit değilim sizlerde olmayın :-)

 

 

 

 

 

   

-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 11:38

                       YERYÜZÜNDE başörtüsü


YERYÜZÜNDE
BAŞÖRTÜSÜ
ZULMÜ'nün
SONA
ERMESİ
DİLEĞİ
İLE...
Ve Sizler...
O gün ayetler, sizin omuzlarınızdan söz ediyordu..
Başörtüsünü bir sancak gibi yapan Eliftiniz.
İnce Ceylan derisinde, sülûs yazılarla, süslü ''Nur'' ayetlerinin şavkıydı dalgalanan..
Üç küçük ağaç dallarını size dönüp çiçeğe döndü O gün.
Rüzgar bazen pervaz ediyor, ince beyaz çiçeklerin arasından süzülüp, sizin başörtünüzde duruluyordu...
Ve derken..
Gökte, güneş gelip başınızın üstünde durdu..
Hüznün şerefelerinde mavi ezan çiçekleri açıldı...
Siz.. bir zulmün üzerine yürür gibi yürüdünüz..
Siz.. ayetlerde omuzlarından söz edilenlersiniz
Siz.. yeryüzünün bütün meydanlarında başörtüsünü birer sancak gibi taşıyanlarsınız..
Siz.. iffet ve namus timsalleri...
yeryüzünün zümrüt parıltılarısınız...
Siz.. yeryüzüne sığmayan, iman çağlayanlarısınız..
Ve Sizler BACILARIM..
Başörtüsü için çile çeken, gözyaşı döken bacılarım...
Allah yolunda her türlü tehdide, işkenceye, zulme göğüs geren, dövülen, horlanan..
Sözlerinde, özlerinde gönüllerinde imanın nurunu dalgalandıran..
Allah için, seherlerde kanlı gözyaşları arş-ı alaya dayanmış sizler...!
BACILARIM... SİZLERE SELAM OLSUN!
Ve sizler, öyle kimselersiniz ki;
Allah ve Rasulünü dünyadan ve dünyadakilerden üstün tutanlarsınız...
- Sizler Allah'tan ümit kesmeyenlersiniz..
- Sizler Dertlerini sessiz-beyaz dilekçelerle Allah'a sunanlarsınız..
- Sizler istediklerini yalnız ve yalnız Allah'tan isteyenlersiniz..
Ve sizler..
-Allah'ın mahşerdeki hesabını unutup, size alaylı gözlerle her türlü acımasızlığı yapanların yüzüne;
Şanlı direnişinizi tokat gibi çarpan sümeyyelersiniz..
SİZLERE SELAM OLSUN..
Bakın! duyuyormusunuz..
İşte ecdadın sitemkar sesleri
Şanlı ecdadın mezarlarında kemikleri sızlıyor..
Vatan için, millet için, bayrak için, Kur'an için, başörtüsü için, namus için can vermiş.. Şehit olmuş şanlı ecdad..
Bizler, ümmetin erkekleri boynumuz eğik.. Ama onlar.. onlar medar-ı iftiharlarınız..
Mezarlarında rahat uyumayan yüzbinlerce şehid'in al kanları..
BACIM
İnan ki, senin başörtünde gül bahçesine dönüşmüş..
Onların kanları boşa akmamış..
Onlar gül bahçelerini sulayan; Eyyub El-Ensariler, Ulubatlı Hasanlar, Sütçü imamlar, Akifler..
Ey Sütçü imam.. İki bacımızın yaşmağını aldılar diye maraşı kana buladın..
HEYHAT..!
Gel görki, şimdi senin şuuruna ne kadarda da muhtacız..
Hakkını helal et!
Senin emanetine sahip çıkamadık..
Senin huzurunda duracak yüzümüz yok..
Bacılarımızın, kızlarımızın derdine derman olamadık..
Onlar okumak istiyorlar..
Ama gel görki senin torunlarını başörtülü diye sokmuyorlar okullarına..
O gün fransız, ingiliz yunan dölleri; Bayrağa, başörtüsüne, namusa el uzatıyordu..
Bugün adı müslüman olan, Mehmetler, Ayşeler maalesef birer başörtüsü celladı kesilmişler..
Başörtüsünü düşman bellemişler..
BACIMIN İFFETİ BATMAKTA REZİLİN GÖZÜNE..
ACIRIM TÜKRÜĞE BİLLAHİ ! TÜKÜRSEM YÜZÜNE
diyor merhum Akif
Reziller görevlerini yapıyorlar..
Peki ya bizler? Adı müslüman olan bizler..
Lafı gelince mangalda kül bırakmayan bizler, üzerimize sanki ölü toprağı serpilmiş..
Evlerimizdeki rahat koltuklarımızdan onların gözyaşlarını izliyoruz.
utanmadan.. utanmadan..
Ve SEN okula alınmayan, gözyaşları arş-ı alayı titreten BACIM.. BAKAMIYORUM YÜZÜNE.. UTANIYORUM..
Sana karşı vazifemi yapamadım.. Beni affet..
Biliyorum.. O her şeyin hesabının hakkıyla sorulduğu yerde, yakama yapışacaksın..
sana diyecek sözüm yok.. Tükür.. Tükür yüzüme.. bacım..
Tükür.. Tükür..
Benim şahsımda adı erkek diye geçinenlerin hepsinin yüzüne tükür..!
AH BACIM..
Senin gözyaşlarını görecek gözlerimizin önünde, şimdi neler var neler..
Paralar.. altınlar.. evler.. dünyalıklar..
Senin yaşadıklarını hissedecek yüreğimizde öyle bir pas varki, kapkara..
Kalplerimiz ise taş kesilmiş.. kaskatı olmuş..
Ah BACIM ah..
Sen yinede üzülme..
Hergün beraber olduğun insanlar, hemde adı müslüman olan bunca insan,
annen, baban, kardeşlerin, bizler, kısacası hepimiz..
Bu kayıtsız hali, lakayıt hali, seni düşündürmesin.. ağlatmasın..
Bizler vazifemizi yapamasakta sen yine de üzülme..!
Ümitvar ol..
BACIM..
Unutma! tez geçer zulmün ezası. Sabretmeyi bileceksin tamam mı?
* * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Çevirmez ahını Allah öksüzün Pek basittir, devrilmesi köksüzün Her kim olsa haksızlığı haksızın Suratına çalacaksın tamam mı?
* * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Yolunuz her zaman Allah yoludur! Bu öyle bir çileki, kökü şehid kanıdır! Hak haklının en mukaddes malıdır. Vermezlerse alacaksın tamam mı?
* * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Yalana hayır, bu gerçeğe evet Mücadeleden yılma, kalsanda tek fert Birde ötesi var, buranın elbet, Nasıl olsa güleceksin... güleceksin... Güleceksin tamam mı? * * * * * * * * * * * * * * * * * * * ALLAHIM, Bizlere yüzümüz ağırtan böyle nesiller verdiğin için sana şükürler olsun..
ALLAHIM, Ayakları senin davanda sabit olan bu güzide evlatları, bütün ümmeti muhammede ibret eyle, rehber eyle..
ALLAHIM, Bütün bu yapılanlar, ümmetin dağınıklığından.. En kısa zamanda bütün müslümanlara, birbirini sevmeyi, birbirleriyle kardeş olmayı ve birleşme şuurunu nasip eyle..
ALLAHIM sen Mevlamızsın.. Bizleri bağışla.. bizleri şuurlandır.. gözlerimizi aç.. kalplerimizi yumuşat.. ayaklarımızı kaydırma.. davamızda zafer nasip eyle..
AMİN... AMİN... AMİN
 
   

-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 11:43
  http://cennetedavett.blogcu.com/ - http://cennetedavett.blogcu.com/

-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 11:43
 
*****Pembeleşen Başörtüm *****
 

Ben babamın nazlı çiçeğiydim
Bebeğine mama yapan
Onu sallayıp,evcilik oynayan
Annemin yavrucağı değil miydim
Büyüdüğünde doktor olmak isteyen
Ben bir küçük kız çocuğuydum
Siyah önlüklü, etamin yakalı
Öğretmeninin övgüsünü alan
Kara tahtalı,tebeşirli
Sınıfında okuyan öğrencisi değil miydim
Azimle çalışıp notlarını yükselten
Devlet okuluna girmek için
Heyecan duyan, uyumayan
Bir simit bile almazken
Okumaya çalışan
Delik çizmesi ile, ayakları buruşan
Babamın okul kapısında beklediği
Yavrucağı değil miydim
Takdir, teşekkür almak için
Arkadaşlarıyla yarışan
Devamsızlık etmeyip, hastayken
Okula koşan
Sene sonunda öğretmenlerinden
Yakasına imza alan
Ben hala doktor olmak istiyorum
Bir örtü aldım kendime
Allah için bir başörtüsü
Okul hala okulum benim
Öğretmenlerim benim öğretmenim
Ne görmek istediniz
Ve ne gördünüz bilemiyorum
Benim nurlu örtümden
Anlayamadım, anlayamam da
Neden kolaylıkla girdiğim okulumda,
Kapılar kapanıyor bana.
Benim adım hala aynı
Ben yine aynı benim.
Ben hala doktor olmak istiyorum.
Ne istiyorsunuz benden
Notlarım yine çok iyi
Arkadaşlarım aynı
Yine seviyorlar beni.
Ben hala aynı benim
Öğretmenimin
Pamuk prensesi okuyarak
Kırmızı kurdele alan öğrencisiyim.
Hatırlatayım mı bilmem
Ben babamın nazlı çiçeğiyim
Oyuncak bebeğimin annesiyim
Siz örtümü istemiyorsunuz
Bir metre etmez, elli gram gelmez
Siz geleceğimi istiyorsunuz
Siz o takdirnamemi
Matematik, Fizik dersi için
Çalıştığım gecelerimi istiyorsunuz.
Siz elime bile almadan
Stetoskopumu, beyaz önlüğümü
İstiyorsunuz
Siz altı yaşından beri düşlediğim
Geleceğimi istiyorsunuz
Üç yanlış bir doğruyu götüremedi
Ama bir yanlış bütün doğruları bitirdi.
“Yasak kardeşim yasak” dendi.
Okutmadılar hocalarım bunu
Hiçbir kitapta bana.
Kimi zaman kapitalistlerin
Sermayesi oldu pembeleşti örtüm
Allandı, pullandı
Podyumları dolaştı.
Ben ve arkadaşlarım
Beyaz güvercinlerden,
Sökülüp atıldı.
Kapı önüne kondu
Masum mücahideler.
Örtüleri alınamadı
Hürriyetleri alındı
Ben doktor olamadım.
Örtümleyim ve evimdeyim
Oyuncak bebeğimin değil artık
Çocuklarımın annesiyim.


Ümmü Sümeyra


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 11:51
http://www.youtube.com/watch?v=l0qbWGriwh4 -
http://www.youtube.com/watch?v=l0qbWGriwh4 - tıkla http://www.youtube.com/watch?v=l0qbWGriwh4 -
 
http://www.youtube.com/watch?v=l0qbWGriwh4


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 11:54
 s.a
 
 
Eyy..Başörtülüler!!..

Ve Sizler...

O gün ayetler, sizin omuzlarınızdan söz ediyordu..

Başörtüsünü bir sancak gibi yapan Eliftiniz.

İnce Ceylan derisinde, sülûs yazılarla, süslü ''Nur'' ayetlerinin şavkıydı dalgalanan..

Üç küçük ağaç dallarını size dönüp çiçeğe döndü O gün.

Rüzgar bazen pervaz ediyor, ince beyaz çiçeklerin arasından süzülüp, sizin
başörtünüzdae duruluyordu...

Ve derken..

Gökte, güneş gelip başınızın üstünde durdu..

Hüznün şerefelerinde mavi ezan çiçekleri açıldı...

Siz.. bir zulmün üzerine yürür gibi yürüdünüz..

Siz.. ayetlerde omuzlarından söz edilenlersiniz

Siz.. yeryüzünün bütün meydanlarında başörtüsünü birer sancak gibi
taşıyanlarsınız..

Siz.. iffet ve namus timsalleri...

yeryüzünün zümrüt parıltılarısınız...

Siz.. yeryüzüne sığmayan, iman çağlayanlarısınız..

Ve Sizler kardeşlerim..

Başörtüsü için çile çeken, gözyaşı döken bacılarım...

yolunda her türlü tehdide, işkenceye, zulme göğüs geren, dövülen,
horlanan..

Sözlerinde, özlerinde gönüllerinde imanın nurunu dalgalandıran..

için, seherlerde kanlı gözyaşları arş-ı alaya dayanmış sizler...!

KARDEŞLERİM... SİZLERE SELAM OLSUN!

Ve sizler, öyle kimselersiniz ki;

ve Rasulünü dünyadan ve dünyadakilerden üstün tutanlarsınız...

- Sizler 'tan ümit kesmeyenlersiniz..

- Sizler Dertlerini sessiz-beyaz dilekçelerle 'a sunanlarsınız..

- Sizler istediklerini yalnız ve yalnız 'tan isteyenlersiniz..


Ve sizler..

-'ın mahşerdeki hesabını unutup, size alaylı gözlerle her türlü

acımasızlığı yapanların yüzüne;

Şanlı direnişinizi tokat gibi çarpan sümeyyelersiniz..

SİZLERE SELAM OLSUN..

BACIM

İnan ki, senin başörtünde gül bahçesine dönüşmüş..

Onların kanları boşa akmamış..

Onlar gül bahçelerini sulayan; Eyyub El-Ensariler, Ulubatlı Hasanlar, Sütçü

imamlar, Akifler..

Ey Sütçü imam.. İki bacımızın yaşmağını aldılar diye maraşı kana buladın..

HEYHAT..!

Gel görki, şimdi senin şuuruna ne kadarda da muhtacız..

Hakkını helal et!

Senin emanetine sahip çıkamadık..

Senin huzurunda duracak yüzümüz yok..

Bacılarımızın, kızlarımızın derdine derman olamadık..

Onlar okumak istiyorlar..

Ama gel görki senin torunlarını başörtülü diye sokmuyorlar okullarına..

O gün fransız, ingiliz yunan dölleri; Bayrağa, başörtüsüne, namusa el

uzatıyordu..

Bugün adı müslüman olan, Mehmetler, Ayşeler maalesef birer başörtüsü

celladı kesilmişler..

Başörtüsünü düşman bellemişler.

-- Başörtüsünü düşman bellemişler..

BACIMIN İFFETİ BATMAKTA REZİLİN GÖZÜNE..

ACIRIM TÜKRÜĞE BİLLAHİ ! TÜKÜRSEM YÜZÜNE

diyor merhum Akif

Reziller görevlerini yapıyorlar..

Peki ya bizler? Adı müslüman olan bizler..

Lafı gelince mangalda kül bırakmayan bizler, üzerimize sanki ölü toprağı

serpilmiş..

Bizler vazifemizi yapamasakta sen yine de üzülme..!

Ümitvar ol..


BACIM..

Unutma! tez geçer zulmün ezası. Sabretmeyi bileceksin tamam mı?



Çevirmez ahını öksüzün Pek basittir, devrilmesi köksüzün Her kim

olsa haksızlığı haksızın Suratına çalacaksın tamam mı?



Yolunuz her zaman yoludur! Bu öyle bir çileki, kökü şehid kanıdır!

Hak haklının en mukaddes malıdır. Vermezlerse alacaksın tamam mı?



Yalana hayır, bu gerçeğe evet Mücadeleden yılma, kalsanda tek fert

Birde ötesi var, buranın elbet, Nasıl olsa güleceksin... güleceksin...

Güleceksin tamam mı?



ALLAHIM, Bizlere yüzümüz ağırtan böyle nesiller verdiğin için sana

şükürler olsun..

ALLAHIM, Ayakları senin davanda sabit olan bu güzide evlatları, bütün

ümmeti muhammede ibret eyle, rehber eyle..

ALLAHIM, Bütün bu yapılanlar, ümmetin dağınıklığından.. En kısa

zamanda bütün müslümanlara, birbirini sevmeyi, birbirleriyle kardeş olmayı

ve birleşme şuurunu nasip eyle..

ALLAHIM sen Mevlamızsın.. Bizleri bağışla.. bizleri şuurlandır.. gözlerimizi

aç.. kalplerimizi yumuşat.. ayaklarımızı kaydırma.. davamızda zafer nasip

eyle..

AMİN... AMİN... AMİN


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 11:58
 Başörtülü Kızın Rüyası
Genç kızın son senesiydi okulun bitmesine bir sene kala basörtüsü yasagının polis nezaretinde uygulanmaya baslamıstı .yasaga karsı direnis zincirleride yavas yavas aile we bazı cemaatlerden gelen basınızı açın emeğinizi zay etmeyin ,büyük hayirlar için küçük şerleri kabul edin,yasaga direnmeyin,islama hizmet için baska çare yok,zaten basörtüsü fer-i bir mesele oldugunu islamın tek otoriter efendi hazretleri beyan etmeleriyle,çözülmeye başlamıstı ,direnis zincirleri. Genc kız bu fetvalar we aile baskısı karşısında başını açıp taviz veren kervanına katılan kızların gitmesiyle artik iyice yalnız kalmıstı ,kendisi gibi direnen bir kaç kız kalmıstı yanıbaşında. onun vicdanı bu fetvayı kabul etmiyordu bir türlü .Başörtüsü farzdı nasil farzı terk edebilirdi.ikna odalarina girmeden cemaat ağabeylerinin başınızı acın iknalarına maruz kalmıştı,nefsi aç diyordu,ama vicdanı rahatsız ediyordu onu açma diyordu.Bazı cemaatler ise haramdir başını açmak diyordu bazıları zaruret haramları helal eder diyordu.Genç kız bu fikir we fetva karmaşsı karşısında bocalamaktan bıkmıştı artık sadece medet umacağı we güveneceği ALLAH kalmıştı.Ondan yardım istedi.Rabbim işin hakikatını göster yardım et rabbim diye yaşlı gözlerle yalvarmıştı .O gece rüyasında iki hakikat sineması görmüştü .O hakikat sinemasında mason vali Nevzat Tandoğan Bediüzzaman hazretlerine:Hocam şu sarığı çıkarıp şapkayı başına geçireceksin.Kanunlarımıza rıayet edeceksin diyordu.Bediüzzaman hiddetlenmişti bana bak Nevzat bu sarık bu baş ile çıkar saçlarım adedince başım olsa hakikatı kuraniyeye hepsini feda ederim diyordu .ikinci hakikat sinemasında şöyle nida ediyordu:Bediüzzaman :Ekmeksiz yaşarım ama hürrüyetsiz asla,we o başörtüsü teferuat gören fatva sahibini minberden aşağı atıyordu .şöyle diyordu:sizin hayır bildiklerinizde şer,şer bildiklerinizde hayır wardır diye haykırıyordu.Genç kız kan ter içinde rüyadan uynamıstı,Rabbine şükür etti kendisine hakikatı gösterdiği için .Kendisine kimin kötülük edip başlarını din namına İslam adına açtıranların gerçek yüzlerini anlamıştı artık. Bediüzzaman sünnet olan sarığı için başını verirken .ben farz olan örtüm için hayatımı versem azdır diyordu...

CİHAD: Fert, cemaat ve toplum bazında iyiliklerin yaşanır hale gelmesi, kötülüklerin kaldırılması için bütün gücümüzle hep beraber ve teşkilatlı bir şekilde çalışma mecburiyetini üzerimize yükleyen FARZDIR...

Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir (En’am.32)


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 12:01
[QUOTE=medahms] http://www.youtube.com/watch?v=l0qbWGriwh4 -
http://www.youtube.com/watch?v=l0qbWGriwh4 - tıkla http://www.youtube.com/watch?v=l0qbWGriwh4 -
 
http://www.youtube.com/watch?v=l0qbWGriwh4
[/QUOTE]  
 
 
Başörtüsü (Zehranet'den)



http://zehranet.com/multimedia/basortusu.wmv - TıkLa

http://zehranet.com/multimedia/BAS.wmv - TıkLa
 


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 12:05
 Örtülü Ve Özgür
Uzun beyaz elbisemle ve iki-üç santim uzunluğundaki siyah saçlarımla bir öğle sonrası sokakta yürüyordum ve kamyon şoforleri ıslık ve bağırmalarıyla beni rahatsız etmişlerdi. Kendimi yenilmiş hissettim. Kuaför salonundan daha şimdi çıkmıştım. Saçlarımı bir erkek gibi kestirmiştim. Kuaför kestiği her tutamdan sonra kendimi nasıl hissettiğimi soruyordu. Korkmamıştım, ama bir organımın kesiliyor olduğu hissine kapılmıştım.

Hayır; bu, herhangi bir saç kesimi değildi. Saç kestirmekten çok daha fazla şey ifade ediyordu. Saçımı kestirerek, erkeksi bir şekilde görülmeye çalışmıştım. Dişiliğimi imha etmek istemiştim. Yine de, bu, bazı erkeklerin bana bir cinsel meta olarak davranmasını engellememişti. Yanılmıştım. Problem, benim dişiliğim değildi. Problem, cinselliğim, daha doğrusu, bazı erkeklerin genetiğimden yola çıkarak bana yakıştırdıkları bir cinsellikti. Bana karşı, benim gerçekten kim olduğuma göre davranmıyor; kendilerinin beni gördükleri üzere davranıyorlardı.

Peki, ben kim olduğumu bildikten sonra, onların beni nasıl gördüklerinin önemi var mıydı? Evet, vardı. Kadınları sadece cinsel meta olarak gören erkeklerin genellikle onlara karşı saldırgan bir tavır sergilediğine, meselâ tecavüze yeltendiklerine veya dövdüklerine inanıyordum. Cinsel taciz ve saldırı, sadece korkum da değildi; aynı zamanda başıma gelmiş şeylerdi bunlar. Bir keresinde tecavüze uğramıştım. Bana saldıran erkekler yüzünden yaşadıklarım, bende öfke ve hayal kırıklığına sebep olmuştu. Bana yönelik bu şiddeti nasıl durdurabilirdim? Erkeklerin beni bir kadın olarak değil de, bir cinsel meta olarak görmelerini nasıl engelleyebilirdim? Bu ikisini eşit görmelerini nasıl durdurabilirdim? Başıma gelenlerden sonra hayata nasıl devam edebilirdim?

Yaşadıklarım, beni kimliğimle ilgili sorularla başbaşa bırakmıştı. Sadece Çin kökenli Amerikalı kadınlardan bir başkası mıydım ben? Önceleri kimliğim konusunda bir karara varmam gerektiğini düşünürdüm. Şimdi ise, kimliğimin sürekli değiştiğini farkediyordum.


ÖRTÜNME TECRÜBEM

Bu noktada özellikle eğitici olan bir tecrübem, bir gazete projesinin bir parçası olarak Crenshaw Bulvarında üç Müslüman erkekle birlikle bir Müslüman kadın olarak ‘giyinerek’ dolaştığım zaman gerçekleşti. Beyaz, uzun kollu pamuklu bir gömlek, kot, spor ayakkabısı ve Müslüman bir bayandan ödünç aldığım çiçekli ipek bir başörtüsü giyinmiştim. Kendimi sadece Müslüman kadın görünümünde görmüyor, öyle de hissediyordum. Tabiî ki, gerçekte hep mesture olmanın neler hissettirdiğini bilemezdim, çünkü İslâmî bir eğitim almamıştım.

Yine de, insanlar beni Müslüman kadın olarak algıladılar ve bir cinsel obje olarak görüp bana karşı sarkıntılıkta bulunmaya yeltenmediler. Erkeklerin bakışlarını, daha önceden olduğu gibi, üzerimde hissetmedim. Tamamen örtünmüş vaziyetteydim; yalnızca yüzüm görünüyordu. İçeride kibar bir zenci Müslüman bana ‘kardeş’ diye hitap etti ve nereden geldiğimi sordu. Ona aslen Çinli olduğumu söyledim. Hangi milletten olduğumun onlar için pek önemli olmadığını farkettim. Aramızda bir tür yakınlık vardı, çünkü beni bir Müslüman olarak görmüştü. Ona gerçeği nasıl söyleyeceğimi bilemedim, çünkü gerçekte öyle olup olmadığımdan emin değildim.

Aynı kıyafetle Afrika mücevherleri ve mobilyaları satan bir mağazaya girdim. Orada bir başka beyefendi bana Müslüman olup olmadığımı sordu. Nasıl cevap vereceğimi bilemediğimden, sadece bakıp gülümsedim. Karşılık vermemeyi tercih ettim.


ÖRTÜLÜ OLMAM BAŞKALARININ BANA KARŞI TUTUMUNU DEĞİŞTİRDİ

Mağazanın dışında, birlikte olduğumuz Müslümanlardan birine, “Ben Müslüman mıyım?” diye sordum. Bana, aslında nefes alan ve teslim olan herşeyin öyle olduğunu izah etti. Müslüman olmuş olabileceğime, ama bunu bilmediğime hükmettim. Kendimi o şekilde isimlendirmemiştim henüz. İslâm hakkında, Müslüman olduğumu söyleyecek kadar bilgim yoktu. Günde beş vakit namaz kılıyor değildim, camiye gidiyor, oruç tutuyor değildim, sürekli başımı örtüyor değildim. Yine de, bütün bunlar, Müslüman olmadığım anlamına gelmezdi. Bunlar, içeride olanın dışarıya doğal yansımaları idiler.

Gördüm ki, kendi içimde nasıl olduğum, örtülü veya örtüsüz olmamla değişmiyor. Ama, örtülü olmam, başkalarının benim hakkımdaki algılamalarını değiştiriyor. Diğerleriyle olan ilişkilerinizde kendi imajınızın oluşmasını sağlıyor.


UYDURMA VE KASITLI BİR BAKIŞ AÇISI

Ben, erkeklerden saygı aradığım için, örtünmeyi bilinçli olarak seçtim. Önceleri, Kadın Araştırmaları bölümünde okuyan ve de düşünen bir kadın olarak, örtünmenin bir zulüm olduğunu savunan Batılı görüş açısını benimsemiştim. Yaşadığım bu tesettür tecrübesinden ve tesettür üzerinde daha da düşündükten sonra, bu görüşün uydurma, kasıtlı, ard niyetli bir bakış olduğu sonucuna vardım. Kadın kendisi ikna olarak ve anlayışla tesettüre yöneltildikten sonra, tesettür hiç de zulüm filan değildi.

O gün kendi tercihimle örtünmüştüm; ve, hayatımda kendimi en ziyade özgür hissettiğim tecrübe oydu. Şimdi, kadın olmanın alternatiflerini görüyorum. Giyim tarzımın, başkalarının bana karşı tavırlarını belirlediğini keşfettim. Realitenin bu olması beni üzüyor. Bu, kabul ettiğim bir realite; fethedilmektense, fethetmeyi tercih ettim. Gördüm ki, tesettür ile örttüğüm kadınlığım değil, cinselliğim idi. Cinselliğimin örtülmesi, diğerinin özgürlüğüne imkân tanıyordu.


(Bu yazı, Los Angeles’taki Kaliforniya Üniversitesi’nin (UCLA) Müslüman Öğrenciler Derneğinin haber dergisi Al-Talib’de Ekim 1994’te yayınlandı. O tarihte Kathy Chin, üniversitenin Psikobiyoloji ve Kadın Araştırmaları bölümünün son sınıf öğrencisiydi.)




-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 12:09
 
Örtünmek İsteyen Saklı duygular
 
 
Başımı açabilir miyim?
- Hayır yavrum, olmaz. Örtmen lazım,
- Ama annee! Niye?
- Kızım dinimiz öyle istiyor. Allah’ımız böyle emrediyor. Hem bak senin baban hacı. Sen hacı kızısın, hem sonra el, âlem ne der?
- Sonra örtsem, mesela ihtiyarlayınca, hem teyzem anlattı, sen de gençken açık gezmişsin ve sonra örtünmüşsün.
- Bak hele yaramaza! Oraları karıştırma!

***

- Evet örtünmek güzel şey, ben de istiyorum ama, bu konuda kendimi yeterince hazır hissetmiyorum. Hem çevrem de buna hazır değil. Örtündüğüm zaman arkadaşlarım ne der acaba? Beni dışlarlar mı? Hem sonra geleceğim, okulu bitirsem bile bu halimle iş bulabilir miyim? Arkadaşlarımın halini görüyorum, okul kapılarında sürünüyorlar, bir çoğu imtihana alınmadıkları gibi, bir çok haktan da mahrum bırakılıyorlar.
- Evet yavrum doğru düşünüyorsun. Baban da ben de bunları çok düşündük, Bizce okulu bıraksan, hem okulu bitirsen neye yarayacak ki, o zaman da evlenip çoluk çocuğa karışacaksın. Okuduğun boşa gidecek.

***

- Bu örtü de nereden çıktı? Senin yüzünden el alemin yüzüne bakamıyoruz. İtibarımızı beş paralık ettin! Para istiyorsan para, mal istiyorsan mal, her gün bir başka giyin, niye yaşlı kadınlar gibi kapanıyorsun, gençsin, güzelsin derhal çıkaracaksın başından bu bez parçasını!
- Hayır anne o bir bez parçası değil! Dinimizin emri.
- Bak sen başımıza hoca kesildi. Bana bak kızım! bunların zamanı geçti, hem kaçıncı asırda yaşıyoruz? Bak hanım! Bunlar hep senin başının altından çıktı. Ben demedim mi sana o sıkma başlı arkadaşları ile gezmesin diye. Ben böyle olacağını biliyordum. Körle yatan şaşı kalkar. O ...cuların yanına giden ...cu olur işte. Bak kızım ben onu bunu anlamam, biz aydın ve çağdaş aileyiz. Ailemizin şerefini beş paralık etmeye hakkın yok. Yarından tezi yok atacaksın başındakini.
Ama anne! Baba! Sizler müslüman değil misiniz?

***

- Lütfen hareketlerine biraz dikkat et Ayla!
- Ne o! Kıskandın mı? Siz erkekler hep böylesiniz zaten.
- Ama sana başka erkeklerin bakmasını istemiyorum.
- Bende senin başka kadınlarla ilgilenmeni istemiyor.
- Ama onlar benim iş arkadaşlarım.
- Öyle mi?...

***

- Kız Hasibe Faik’in kızı da satılmış. Sizin kız bu sene de evde kalacak. Bak bacım, de! Şu kızına açılsın saçılsın. Gendini göstersin. Buunku gençler modernden hoşlanıyor.
- Ben de diyom, amma dinletemiyom. Zaten gendi güzel değil, bir de örtünüyor. Bilmiyorum ne olacak. Bu gidişle bizim kıza kimse dünür gelmeyecek.
- Bak Hasibe arasıra çarşıya çıksın, guma kuşu gibi evde oturup durmasın. Bak Kerime’yi görmedinni. Çirkin kızını nasıl sattı. Alladı, pulladı, yağlayıp cilaladı gızı sattı.
Bilmem ki kız Döndü. Hem babası ne der?

***********************************************
Başörtüsü takan takmayan hemen hemen bir çok genç kızın, kadının ve kocanın başına gelen veya genç kızı olan her ailede konuşulan olaylardan bir demet sunduk. Başörtüsü taksada takmasa da, bu ve benzeriolayları çok yaşayan vardır içimizde. Bu olaylar kişinin dışa akseden davranışları. Bir de bunların gerisinde, davranışlara yön veren, davranışların gerisinde olan, ama davranışların ruhu diyebileceğimiz kadar davranışların ayrılmaz parçası olan “saklı duygular” var.
Onlar doğrudan görülmüyor. Ama hayattan bir parça olan, olayların arkasında kişinin kimliği diyeceğimiz karakterine, şekil veren güdüler de onlar. Biz bu çalışmada karakter tahlilleri yapacak, kişinin davranışlarından yola çıkıp iç dünyasının haritasını çizmeye çalışacağız. “saklı duyguları” daha belirgin yapacağız. “saklı duygular” belirdikçe, üzerlerindeki sis perdesi gittikçe, ortaya “fıtrat” çıkacak. Fıtrat yani doğal olan.
Örtü fıtratın neticesidir. Saklı duyguların kanalize edilip ilahi motiflere göre bezendiği desenin adıdır.
Bu ilahi motifleri üzerinde bir elbise gibi giyip, hayatına bu yönde gitmekle şekil verenler vardır. Belki onlarda çoğunluktadır.
Belki bir çok insan daha vardır bu çoğunluk içinde azımsanamayacak kadar çok olan. En az takanlar kadar takmayı arzulayanlar. Ama engellere takılanlar.
Neden’i Niçin’i aşamayanlar.
Fitratın veya saklı duyguların “narin baş tacı, başörtüsünün” izahını yapamayanlar.
Elinizdeki bu çalışma engellerin aşılması adına ele alındı.
Evet başörtüsünü Allah emrettiği için takacaktık ama,
Bunun hikmetleri yok muydu? Yani teşvik edici, tercih ettirici faktörler.
Başörtüsü takılacaktı, ve nasıl olacağı da kolayca izah ediliyordu.
Ama neden takılacaktı?
Niçin takılacaktı?
Bunlar yeterince izah edilemediğinden ve başörtüsü ile onu takacak arasındaki akıl, mantık köprüsü iyi kurulamadığından, içinde iman olan gönüller başörtüsü takmayı sonraya bırakıyorlardı.
Ve halen de böyledir.
İmanın güzellikleri tarafından feth edilen bir çok gönülde, o fethin sancağı olan başörtüsünün dalgalandığını göremiyoruz.
Bir başka şeyi de göremiyorduk.
Başörtüsü konusunda müstakil olarak yazılmış aklı mantığı doyuran “saklı duyguları” ortaya çıkarıp sorgulayan eserler.
Yazılan klasik eserlerde konu daha çok kadın etrafında yoğunlaşıyordu. Kadının avreti, mahremleri, lohusa ve aybaşı halleri gibi, her fıkıh kitabında bulunabilecek bilgiler kadın konusunda yazılan kitapların mevzusu oluyordu. Bu kitaplarda Başörtüsü konusu vardı ama “nasıl”ı ile vardı. Neden ve niçin’ine çok inilmiyordu.
Bir çok tefsire ve bu konuda yazılmış bir çok kitaba baktık, konular daha çok inanan insan
yönünden ele alınıyor. İnanmayan veya zayıf imanlı kimseler daha net bir ifade ile başörtüsü takmayan insanlar kitabın birinci derece muhatabı olmuyorlardı.
Onları direk veya dolaylı olarak muhatap alan eserlerde de, muhatap alınsalar bile bu sefer de utanmayan ve çıplak gezen, sanki bütün başörtü kullanmayan insanlar kötüymüş gibi bir yaklaşımla ele alınıyordu.
Daha öte gitmeyen bazıları aklî ve mantıkî izahla desteklenmeyen slogan ifadeleri öne çıkarıp;
“ Bacım bak! Müslümansan örtünmelisin”
“Bacım! Irzını namusunu başkalarına sunmak hoşuna mı gidiyor?”
“Bacım! Derhal müslüman kimliğine bürün, ecdadıyın, Sütçü İmam’ın kemiklerini sızlatma!” gibi ifadeleri öne çıkarıyorlardı.
Tabii Başörtüsü takamayan kişi açısından, bu ifadelerinin kimi itici oluyor, kimi de slogandan öte gitmiyor, doyurucu olmuyordu.
İyiler de yok değildi. Ama çok da değildi.
Bu çalışma böyle bir ihtiyacı kapatma adına karınca ölçülerinde bir adımdır. Çok az olan benzerlerinin süslediği bahçede bir gül olmadan öte, güllere saksılık yapan toprakta zerre olmaya taliptir.
Kendilerinde ve dolaysıyla yazdıkları eser ve yaptıkları vaazlarında Cenab-ı Hakkın “Hakim” ismi diğer isimlerine göre daha çok öne çıkan Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin ve Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin uslupları, tarzları “mefhum” olarak bu çalışmanın rehberi olmuştur.
Biz bu çalışmada konuyu, hemen hemen hiç dışına çıkmadan, hep başörtüsü etrafında geliştirdik. Bu kitapçığa ilmi ve felsefi bir ağırlık vermemeye özenle dikkat ettik. Alışılmışın ve gelenekselin dışında basit pisikolojik tahlil ve analizlere yeri geldikçe biraz girdik. Konuyu hep konuşma dilinin tatlı sohbet ortamın da ele almaya çalıştık.
Bazen sizinle karşılıklı konuştuk. Bazen de, konuşurken karşımızdakinin hoş görüsüne sığınıp onun iç dünyasının koridorlarında gezdik. Bazen onun söylemeye cesaret edemediği “saklı duyguları” onun yüzüne de söyledik. Ama tatlı dille, kırmadan söylemeye özen gösterdik.
Ve “saklı duyguları” kurcaladık, kimseye açılmayan, kimseyle paylaşılmayan, bazen sahibi tarafından bile hatırlanmak istemeyen “saklı duygulara” el attık.
Ama hep edep sınırlarında kaldık.
Çirkinliğin çirkin yüzünü sıyırıp, arkasına baktık -ama hepsine değil-. Başkasına, kendini beğendirmenin arkasında yatan zaaflara el attık. İnsani duygularının negatifleri arasında gidip gelerek ilginç pozlar almaya çalıştık. Edepsizliği “saklı duyguları” kurcalarken karşımıza çıkacak bir “mayın” saydık. Çok dikkat ettik. Batılı çirkin gösterelim derken, özendirmekten çok kaçındık.
Bir şeye daha çok dikkat ettik.
Başını açan müslüman kardeşimize tatlı bir dille, sevgi dolu bir dilekle hitap etmeye çalıştık,
O’na şöyle dedik; “Siz başınızı açsanız da, siz kendiniz istemedikçe, sizi kendi dışına koymayan İslam’ın öğretileriyle size hitap ediyoruz...”
Kısaca bizim bu çalışmadan amacımız; hikmetleri ve faydaları öne çıkararak, imanı zayıf kişileri veya imani meselelere dışarıdan bakıp anlamayan kimseleri “neden başörtüsü”, “niçin başörtüsü” gibi sorularda takılıp kalan veya “neden” ve “niçin”e cevap bulamadığı için başörtüsü takmayan kimselerle başörtüsü arasında bir mantık ve hikmet köprüsü kurmak istiyoruz. Bununla amacımız. Şuurla takanın şurunu arttırmak, şuursuz takana şuur kazandırmak, ona uzaktan bakanın da, daha saygılı ve insaflı bakmasını sağlamaktır.
Umarız kusurumuza bakmazsın...


Kaynak: Yeni Ufuk
Bir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi miras bırakamaz (Hadis-i Şerif)


(Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.) NAHL/90

 

-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 12:13
 
Başörtüsü dinin diğer emirleri ile bir anlam kazanır
 
 
 
Biz bu konuyu girerken olayı sadece başörtüsü olarak ele almayacağız. Başörtüsünün tek başına ele alınıp öyle anlatılması ve anlaşılması, onun mantığını kabullenmeyi zorlaştıran en önemli sebeplerden biridir. Başörtüsü dinin emirlerinden bir emirdir. Bir çok dini vazifenin yapılması ile takılması bir anlam kazanır. Dinin emirlerini yerine getirmeyen bir insanının başında o bir bez parçasıdır. Allah, Kuran, Peygamber hakkında bilgi azlığı veya onlar hakkında bir şüphe varsa onu takan “kafa” takmasının mantığını iyi izah edemeyecek, ona karşı olan “kafa” da takılmasının mantığını kavrayamayacaktır.
Bu nedenle yapacağımız izahta tâkip edilmesi gereken yolun fıtrıliğini bir iki misalle izah edelim.
Bir ev düşünün onun üzerinde bulunduğu arazinin toprağı gevşekse, yağan yağmur esen rüzgar onun toprağını ondan alıp götürüyorsa, bu durum ev içinde oturanlara güven vermeyecektir. İşte aynen bunun gibi iman da sağlam bir zemindir. Ameller ise bu zemin üzerinde yükselen binadır, başörtüsü ise bu binanın çatısı, örtü ise onun dış cephesidir. Temeldeki çürüklük binanın her yerine yansıyacaktır.
Bir başka misali yine evden verelim.
İçinde hiç bir eşya olmayan ev için ilk önce ne lazımdır?
Biri çıksa dese ki,
“vazo lazımdır”
Bir başkası kül tablası lazımdır dese,
Biz bunlara lazım olması yönü ile katılırız ama ilk olarak bunların lazım olmadığını da söyleriz.
“Yani bunlar bir evde olmazsa o ev yine olur deriz.”
Ev için, bir ev için olmazsa olmaz şeyler ilk olarak lazımdır. Mesela ocak, buzdolabı, halı, koltuk, yatak ilk olarak lazım olan şeylerdir. Bunlar olmadan diğer ufak tefek şeyler olsa da bir anlamı olmayacaktır.
Evet aynen bunun gibi başörtüsü de lazım olan şeyler arasında kendisini anlamlı kılacak ve olmazsa olmaz olan bir takım iman esaslarından sonra olursa bir anlamı olur. İnsanın vücudunu bir ev olarak kabul edersek ona ilk lazım olan şey, herkesin kabul edeceği gibi sağlam bir imandır. Sağlam bir iman olmadan, başta duran başörtüsü ne kadar sıkı bağlanırsa bağlansın, temsil ettiği değerler, nefis, şeytan veya onların dıştaki temsilcilerinden gelen en ufak bir rüzgarda uçup gidecektir.
İçinde olması gereken iman esaslarını taşıyanlar için başörtüsü başı gitmeden başından gitmeyecek kadar değer ifade ederken, içinde olması gereken imanî değerleri olmayan veya zayıf olanlar için ise, o bir bez parçasıdır. Olmasa da olur. Belki olmasa daha iyi olur. Tabii onlara göre...
Buraya kadar yaptığımız bir tespittir.

Bir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi miras bırakamaz (Hadis-i Şerif)


(Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.) NAHL/90


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 12:14
 
Benim üzerimde kim hakim ben mi? Başkası mı?
 
 
Bizim, bir insan olarak her şeyden önce bir “kul” olduğumuz, yani birinin kayıtsız şartsız emrinde olduğumuz şuurunu kendimizde geliştirmemiz gerekiyor.
Bir kere ben başıboş değilim yani tamamen bağımsız veya özgür değilim.
Vücudum benim değildir.
bir başkası tarafından bana verilmiştir.
Ben onda muakkaten duran bir kiracıyım diye düşünmeli.
Hayatım üzerinde biri hakim ben de mahkumum,
hayata gelme kararını ben vermediğim gibi gitme kararını da ben veremiyorum,
boyum, rengim, anne-babam ve daha bir çok şeyler benim dışımda bir güç tarafından bana sorulmadan belirleniyor.
Dünya ya baktığımızda, Olan hiç bir şeyin tek sebebi ben değilim belki sebepler zincirinde son sebep benim.
Güneşin sıcaklığına,
gece gündüzün uzunluğuna,
havadaki gazlarının oranına,
canlıların ömrüne ben müdahale edemiyorum.
Etrafımda ve üzerimde hissettiğim öyle bir güç var ki, nefes alış verişimi bile o ayarlıyor. Nefesimi alırken, geri vermeye, verirken de geri almaya bir garantim yok. Her an verdiğim nefes son veya aldığım nefes son olabilir.
Hele vücudumun içinde olan hadiseler tamamen benim dışımda gelişiyor. Vücudum benim zannederken, onda olan hiç bir şeyin benim yönlendirmemle olmadığını görüyorum.
Kalbimin çalışmasını ben ayarlamadığım gibi kanımın içinde milyonlarca bulunan kan hücrelerine de vazifelerini ben öğretmiş değilim.
Kısaca içte ve dışta nereye bakarsam bakayım bana hakim olan ben değil, benim dışımda bir güç.
Bu gücü bana Kuran ve onun mübelliği Hz. Muhammed (sas) “Allah” olarak tanıtıyor.
Allah içte ve dışta bana hakimiyetini gösterirken, yine aynı noktalarda müthiş bir rahmaniyet ve şefkat de gösteriyor.
Benim hiç hakkım olmadığı halde, kendisine bir şey vermediğim halde bana sonsuz lütuflarda bulunuyor.
Bir kilo domates için bir bedel ödemem gerekirken iki gözüm için bir kalbim ve beynim için hiç bir şey ödemiş değilim. Tamamen lutfî olarak bana verilmiş. Böyle bir ikram karşısında, onu yapana karşı duyarsız kalmak saygısızlık olur diye düşünmeli insan.
Ve yine düşünmeli insan eğer insansa;
sevdiklerimin bana verdiklerini severken ve onlardan dolayı sevinirken, sevdiklerimi bana vereni sevmemem ve onu saymamam ve onun isteklerine karşı kayıtsız kalmam düşünülebilir mi?
Vücuduma ait hangi organ olursa olsun o bana onun tarafından bir hediyedir. Hem de öyle değerlidir ki, hiç bir hakkım yokken bana verilmiş.
Mesela gözüme bir değer biçeyim, acaba milyarlar verseler onu verir miyim? Hayır vermem, ve ona bir değer biçemem, işte bu kadar değerli şeyler bana tamamen bir ikram olarak verilmiştir.
Onlardan daha değersizini elde etmek için aylarca günlerce çalışırken, onların bana bir ikram olarak verilmesi karşısında ikram sahibine karşı kayıtsız kalamam. Bu saygısızlık olur diye düşünmeli insan.
Bu kadar lütuftan sonra...
Evet benim üzerimde hakimiyeti ve rahimiyeti bu denli açık olan zata karşı yapmam gereken vazife onun emir ve yasaklarına uymak olmalı.
Zira o beni benden iyi tanıyor. Bana neyin faydalı neyin zararlı olacağını benden iyi biliyor.
Benim için her yaptığı şeyde bana yönelik faydaları o işlerin arkasına takan zat, baş örtüsünde de benim bilemediğim ve göremediğim faydaları onun arkasına takmıştır demeli ve itaat etmeli.

Bir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi miras bırakamaz (Hadis-i Şerif)


(Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.) NAHL/90


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 12:16
 
Başörtüsünün bi’setin 17. yılında farz olmasının hikmeti
Başörtüsünün farz oluşundaki sıralamaya baktığımızda tespitimizi haklı çıkaracak bir durum karşımıza çıkıyor.
Efendimiz’in (sas) 23 yıllık Peygamberlik hayatındaki misyonunu, kendi devrinde ve kendinden sonra gelecek ümmeti için İslam evinin dekarasyonunu tamamlamak olarak görürsek, başörtüsü bi’setin 17. senesinde farz olmuştur. Bu sıralama bizlere, insanlara dinimizi anlatmada takip edeceğimiz sıralamayı da gösterirken, takmayan insanlarda da nelerin eksik olduğunu ve bizim onlara karşı anlatmaya nereden başlamamız gerektiğini de gösterir.
Biz bu tespitten sonra, konumuzun başörtüsü olduğunu dikkate alarak, başörtüsünden önce anlatılması gereken iman esaslarını genişçe inceleyen eserlere havale ederek doğrudan başörtüsü meselesine geçmek istiyoruz.
Örtü itaatin simgesidir
Örtü emre itaatin simgesidir. Allah karşısındaki içteki teslimiyetin dıştaki göstergesidir. Onu takmanın hiç bir hikmeti olmasa bile biz yine onu Allah emrettiği için takarız. İtaatte hikmetten ziyade emr-i ilahiye bakarız. Bu sadece başörtüsünde değildir. Diğer iman esasları içinde geçerlidir. Bizim dine ait her şeyi yapmamızda asıl olan Allah’ın emretmesidir. Onun fayda ve hikmetlerini anlatmamızdaki gaye kişiyi teşvik ederek tercih etmesini kolaylaştırma amacına matuftur.
Biz burada, hikmetleri ve faydaları öne çıkararak imanı zayıf kişileri veya imani meselelere dışarıdan bakıp anlamayan kimseleri “neden başörtüsü”, “niçin başörtüsü” gibi sorularda takılıp kalan veya “neden” ve “niçin”e cevap bulamadığı için başörtüsü takmayan kimselerle başörtüsü arasında bir mantık ve hikmet köprüsü kurmak istiyoruz. Bununla amacımız. Şuurla takanın şurunu arttırmak, şuursuz takana şuur kazandırmak, ona uzaktan bakanın da daha saygılı ve insaflı bakmasını sağlamaktır.

Bir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi miras bırakamaz (Hadis-i Şerif)


(Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.) NAHL/90


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 12:18
 
Başını örtmek ağır bir iş mi, acaba?
 
Eğer insan baş örtüsünün hikmetlerini göremeyip, ondan uzak duruyor, onu yapılması ağır bir iş gibi görüyorsa şöyle düşünmeli.
Dünya da çok ufak değerler elde etme karşılığında, çeşitli meşakkatlere katlanıyor insan. Bir yerde saatlerce durma, bir şeyleri taşıma, birinin dediklerini yapma, bir yerleri süpürme, yani kısaca alınacak bir ücret karşılığında, ücreti verene günün 24 saatinin bir kısmını, verilen ücret miktarınca ücreti verene verme. Bu dünya da bir bedel karşılığında herkesin yaptığı bir şeydir. Ve herkesçe de makul ve mantıklı görülen bir durumdur.
Düşünmeye devam ediyoruz.
Ücreti veren, ücret karşılığı aldığı zaman dilimi içersinde yapmam gereken işleri bana bırakmıyor. Neler yapmam nasıl yapmam gerektiği konusunda beni yönlendirip işin durumuna göre emir bile verebiliyor. Hatta işin türünü göre giyeceğim elbise, başıma bağlayacağım kask, ayağıma giyeceğim ayakkabı bile işin şartlarına göre belirleniyor.
Bunlar insani sınırlar içinde kaldığı müddetçe ve bir de işe uygun ücret verildiği müddetçe hiç bir problem olmadan işçi ve işverenin rızası ile gerçekleşen ve dünyada yaşamanın bir sonucu olarak herkesin benimsediği bir hadisedir.
Kimse çıkıp ta birinin ücret karşılığı günümüzün, ayımızın, yılımızın bir parçasını alıp o zaman diliminde ne yapmamız gerektiğini belirlemesi olayına mantıksız diyemez, demiyor da . Bu olaya mantıksız diyen dünyadaki bütün mantık kurallarını ve uygulamada olan fili durumları karşısına almış olur.
Evet, bir de bu açıdan bakalım
Cenab-ı Hakkın üzerimizdeki rahimiyet ve hakimiyetine bu açıdan bakacak olursak şunları diyebiliriz. Bize verdiği ücret dünyada ücret veren herkesin verdiğinden daha fazladır. Bize, bizi verdiği gibi dünyadaki her şeyi de bizim istifademize sunmuştur.
Bunun yanında hayatın bittiği nokta da bitmeyen bir hayata giden yolu, bizlere Peygamberleri ile göstermiştir. Ölümün kesintiye uğrattığı hayatı kesintisiz ve daha güzel bir şekilde vereceğini vaad etmiştir.
Şimdi bizlere bu kadar lutuflarda bulunan Rabbimiz bu lutuflarına karşılık bizden çok şeyler istemiyor.
Bu noktada insan şöyle düşünmeli; Ben bana ayda bir kaç bin gulden (hollanda para birimi) verene günümden şu kadarını şartlarını onun belirlediği işleri yapmak için veriyorum, hatta aldığım ücret yüksekse bunu seve seve yapıyorum.
Rabbim bana yığın yığın nimetler veriyor. Bir gözümü milyarlar güldene değişmiyorum, hayatıma değerler biçemiyorum.
Bana bu kadar nimetleri hiç liyakatim olmadığı halde veren zata karşı günümün değil ömrümün bütün zaman dilimlerini, şartlarını onun belirlediği kulluk için seve seve veririm. Bana 3000 gülden maaş veren işverenimin bana emretme, benimde emredileni yapma vazifem varsa ve ben bunu aldığım ücretin doğal bir sonucu olarak yapıyorsam ve işimi yapmaz veya aksatırsam bütün sonuçlarına katlanıyorsam bir şeyi iyi bilmem lazım. Allah’da bana emrediyor. Hem de bana her şeyi veriyor. 3000 guldeni veren hayatımın bir bölümünü şekillendirme hakkına sahipse, Allah cc. verdiği şeylerle Hayatımın tamamını istediği biçimde şekillendirme hakkına öncelikle sahiptir.
Buraya kadar yaptığımız açıklamalarda başörtüsü takmanın müslüman olmanın bir sonucu olduğunu anlatmaya çalıştık. Bu izahları direkt başörtüsü üzerinde yoğunlaştırarak konumuza devam edeceğiz.
Bir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi miras bırakamaz (Hadis-i Şerif)


(Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.) NAHL/90


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 12:19
 
Başörtüsü takmak Kuran’da yok diyenler bile var!
 
 
İlk önce bu konuda ki ayetlere bakmak istiyoruz. Bu ayetlere geçmeden önce, maalesef din adamı denen bazı kimselerin bile, Kuran’da başörtüsü yoktur dediğini dikkate alarak ayetlere bakılması gerektiği kanatindeyiz. Cenab-ı Hak Ahzah süresinin 59.ayeti ve Nur süresinin 31. Ayetinde başörtüsünü tersini anlamaya imkan vermeyecek bir açıklıkta anlatıyor. Bu ayetlerin metinlerine bakıp sonra başörtü ile alakalı kısımlarının tefsirlerine geçelim. Ayetlerin detayı ile ilgili açıklamaları yeri geldikçe ele alacağız.
Örtü konusunda başörtüsünü çok açık bir şekilde ele alan Nur süresinin 31. ayetinin tahlili ile konumuza devam edelim.
Nur 31. Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler...”
“Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler.”Bu bölümde ayetin bu kısmı üzerinde durmak istiyoruz.
“Ziynet nedir?
Örfte yani halk arasında ziynet denince akla gelen; taç, küpe, gerdanlık, kolye, sürme, kına ve elbise süsleri gibi bazı şeylerdir. Ziynet daha da güzelleşmek için takılır. Kuran ziynetlerinizi göstermeyin derken, onların takıldığı yer olan vücudu öncelikle göstermeyin diyor. Zaten bunu başka türlü de anlamak mümkün değil.
Mesela bir baba çocuğuna şöyle dese; “Bak bu 100 guldendir. Bunu kaybetme” artık bu babanın 1000 gulden verdiğinde “bunu kaybedebilirsin demesi” mümkün değildir. Aynen bunun gibi Kuran, insanları cezb etmede, cazibe yönüyle kadının bazı noktalarına göre daha az cazip olan şeyleri göstermeyin derse, daha cazip noktalar için ne diyeceği malumdur. Yani vücudu açmak şöyle dursun üzerlerindeki süsleri bile açmayın. Vücut başlı başına bir ziynettir.
El ve yüz ziynet mi?
Kuranın “Görünen kısımları müstesna olmak üzere,” üzere ifadesinden anlıyoruz ki, aslında görünen kısımlarda ziynet Kuran bu açıklaması ile “elin ve yüzün gösterilmesi caizdir” diyen müfessirlere zayıf bir delil verdiği gibi, gösterilmemesi gerekir diyenlere de bir delil veriyor. Bu ayete farklı yaklaşımlar ayetin ruhundaki esneklikten ve Kuran’ı tefsir eden müfessirlerin yaşadıkları çağın etkisinde kalmalarından kaynaklanıyor.
Ayetin ruhundaki esnekliğin mezheplerin görüşlerine de yansıdığını görüyoruz. Hanbeli ve Şafi mezheplerine göre el ve yüz avrettir, örtülmesi gerekir. Hanefi ve Maliki mezheplerine de ise el, yüz avret değildir, açılabilir. Bu arada mezhepler kendi görüşlerine deliler getirmişler. Bu delilleri inceleyen İslam alimlerinin çoğunluğunun kanaatini elin ve yüzün avret olduğu noktasında birleşiyor. Biz çalışmamızın çerçevesi dışına taşacağından delilerin ne olduğuna kimin neyi, ne ile çürüttüğüne bakmadan sonucu söylemekle yetiniyoruz. Bu konuya ilgi duyanlar, tefsir kitaplarında ve fıkıh kitaplarında geniş bilgileri bulabilirler.
Ayetin ruhundaki esneklik
İlk önce ayetin ruhundaki esneklik üzerinde duralım: Kadın hayatın değişik pozisyonlarından geçiyor. Her durumda tesettürünü aynı şekilde koruması mümkün değil. Bu noktada hayatın esnekliği tesettüre de yansıyor. O noktalar şunlar olabilir. Kadın mahkemede tanık veya sanık olduğunda, namaz esnasında, nikah masasında ve nikah öncesi eşi olacak kimse ile üçüncü bir şahıs yanında görüşmesinde, hac esnasında, tarlada, bağda, bahçede çalışırken işini rahat yapmak için kolların bilekle dirsek arası sıvanması ve bunların benzeri yer ve durumlarda. kadın ellerini ve yüzünü bu durumlarının gerektirdiği kadar açmalıdır. Bu ona verilen bir ruhsatdır. Ve bu olması gereken tabii bir durumdur.
Çağın etkisinde kalmak
Müfessirlerin bulundukları çağın etkisinde kalması noktasına gelince; Ehli sünnet çizgisinde günümüze kadar gelen müfessirlerin tefsirlerinde bir çoğunda örtünme tepeden tırnağa eli de yüzü de içine alan şekliyle anlaşılıp öyle anlatılmış ve yine asrımıza yakın asırlara kadar uygulama bu şekilde yapılmıştır.
Ayetin ruhundaki esneklik hayatın yukarıda belirttiğimiz istisnaî noktalarında kendini göstere gelmiştir.
Ama bu noktada günümüze yakın, veya günümüzde yazılmış tefsirlere bakıldığında örtünme konusun geri adım atıldığını görüyoruz.
Müslümanların son üç asırda dünya genelinde ekonomik, siyasi ve kültürel yönden hakim durumdan mahkum duruma geçmesi ve bunun sonucunda dünyayı kuşatan uydulardan medya bombardımanına tutulmaları, bunun sonucunda kültür emperyalizmiyle kafa ve kalp olarak yabancı moda ve düşünce akımlarının işgaline uğramaları müslüman aydınların fikir ve düşünce dünyaları üzerinde olumsuz etkiler meydana getirmiştir. Ve bu etkilerde yazılan eserlerde kendini göstermiştir.
Soruyoruz
Asrımıza yakın devirlere kadar yazılan tefsirlerde ve uygulamalarda neden görünen kısımların bile gösterilmemesi gerektiği şeklinde bir anlayış hakim olmuş? Bu anlayış yine ayetin ruhundan kaynaklanıyor. Zira ayet “Görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinlerdiyor. Biz görünen kısımlarında, ziynet olduğunu bu ayetten anlıyoruz. Yani ayetin manası şu oluyor: “(ziynetlerinizin) görünen kısımları müstesna”
Kuran ziynetlerinizi göstermeyin diyor. Görünen kısımlarda ziynet olunca, takva bir mü’min anlayışı ile onunda gösterilmemesi gerektiği kanatine varıyoruz.
Ama fetva sınırları içerisinde de şöyle anlayabiliriz. Yani konuşmaya yarayan dudaklarınız, bakmaya yarayan gözleriniz, koklamaya yarayan burnunuz, yani kısaca yüzünüz ve tuttuğunuz eliniz Bunlar her ne kadar ziynet olsa da, “(ziynetlerinizin) görünen kısımları müstesna” ayetince istisna edilen ziynetler kısmından olduğu anlaşılıp, bunların dışında kalan“ziynetlerini teşhir etmesinler ” denebilir.
Bizim kanâtimiz
Ama bizim bu noktada kanâtimiz, çoğunluk müfessirlerin kanâti, yani örtünün eli ve yüzü de içine alacak şekilde olması yönündeki kanaat. Böyle bir kanâte varmamızda en büyük neden, elin ve yüzün, görünmeyen ziynetler kadar, karşı taraf üzerinde ilgi uyandırdığı içindir. Gözler, yanaklar, dudaklar ve parmaklar görünmeyen ziynetler kadar karşı taraf üzerinde çekici bir etki meydana getiriyorsa. Görünmeyen ziynetlerin hükmüne tabi olurlar.
Görünen ziynetler görünmeyen ziynetler kadar karşı tarafı tahrik ettiği için onların da görünmemesi gerektiği sonucu azıcık mantığı olan herkes tarafından çıkarılacak bir sonuçtur.
Böyle bir sonucun çıkmasında gözün, kaşın, yanağın, dudakların birer ziynet olduğu noktasının kabulü önemli bir rol oynuyor.
Evet göz, kaş, yanak ve dudak birer ziynettir. Bu ziynetler daha büyük gönül ilişkilerine giden yolda küçük gönül ilişkilerinin başlangıç noktasıdır.
Bir bakış bir göz kırpma çok gönüllerin fitilini ateşlemiş, çok içleri hoplatıp zıplatmıştır.
Bir tebessüm bir çok beklentiye “evet” sayılmıştır.
Parmakların bir tutması bir dokunması çok içleri yakmıştır.
Yanaklar ve dudaklar çoklarının ağızlarının suyunu akıtmıştır.
Edebimiz bu konunun daha fazla tafsiline izin vermiyor. Ama buraya kadar ki açıklamalardan herkes ne demek istediğimizi anlamıştır.
Müspet veya menfi başlamış ve devam eden bütün gönül ilişkilerinde bakışların, dudakların, kaşların ve yanakların, gönül ilişkilerinin ilerlemesinde tercih ve tahrik ettirici yönü mutlaka vardır.
Bu kimsenin inkar edemeyeceği bir gerçektir. Bunun inkar eden kendi içindeki bir takım duyguları da inkar etmesi gerekir.

Bir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi miras bırakamaz (Hadis-i Şerif)


(Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.) NAHL/90
  http://www.gencislam.com/forum/showthread.php?do=post_thanks_add&p=62916 -


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 12:21
 
Siz hiç şarkı ve türkülere dikkat ettiniz mi?
 
 
Şarkı, türkü ve şiirlere kulak verenler gözün, yanağın ve dudağın insanları ne kadar tahrik ettiğini oradan anlayabilir. Mesela bazıları “gözlerin bir, içim su, içim yandı doğrusu” “bir bakış baktı, içimi yaktı” “ o pembe yanakların, o güzelim dudakların” “Kirpiklerin ok ok oldu” gibi daha bir çok yanaklı, dudaklı, baldırlı, bacaklı şarkılar dinleyenlerin içlerinde hangi duyguları kamçılıyor, hayallerinde hangi şekilleri meydana getiriyor, hangi güdüleri okşuyor. İnsan olan insan her halde anlar. -Bu konuda hem bilmediğimizden hem de edebimizden daha fazla örnek veremeyeceğiz. Bildiklerimizi de şehirleri arası otobüs ve şehir içi dolmuş seyahatlerinde mecburen dinlediğimiz şeylerden aklımızda kalanlar- Bu kadar tahrik unsuru olan azaların ziynet sayılmaması mümkün değildir.
Bunlar takılan süs eşyalarından daha çok karşı tarafa çekici gelebiliyor. Bizatihi ziynet olan bilezik, küpe, yüzük, kolye ve benzerleri çok az türkü ve şarkının konusu olurken, ziynetlerle daha da güzelleşen, ziynet yerleri bir çok şarkı ve türkünün konusu olabiliyor. Sonuç olarak yukarıdaki çıkardığımız sonucu bir kez daha tekrar ediyoruz. “Görünen ziynetler (göz, dudak, yanak vs.) görünmeyen ziynetler kadar karşı tarafı tahrik ettiği için onların da görünmemesi gerektiği sonucu azıcık mantığı olan herkes tarafından çıkarılacak bir sonuçtur.
Nur süresindeki başörtü ayetinden sonra aynı konuyla alakalı olarak Ahzap suresinin 59. Ayetinin yorumu ile devam edelim.
“Ahzap 59. Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.”
“Ayetin “dış örtülerini üstlerine almalarını söyle” kısmındaki kelimeleri lügat yönünden ele alalım.
Kullanılan fiil “idna” fiili: Bu fiilen manasını merhum Elmalı Hamdi Yazır “Hak dili Kuran dili” adlı tefsirinde şöyle açıklıyor.
İdna:Ala harfi ceri ile kullanıldığında, bütün vücudu kapsamak suretiyle sarkıtmak manasını ifade ettiği gibi, sıkıca örtünmek manasına da gelir.
Cilbab: Tepeden tırnağa örten giysidir. Baştan aşağı örten çarşaf. Başka manalarda verilmiştir ama bütün verilen manalar ilk iki mananın etrafında gelişmektedir.
Min harfi ceri ile manası “Cilbabtan bir parçayla” örtmek tabirinde, iki şekil vardır. Birisi cilbabla bütün bedeni örtmek diğeri de, cilbabla başından yüzüne doğru örtmek. Başını tek gözü veya ikiside açıkta kalacak şekilde örtmek şeklinde anlaşılır.
Tesettürde tercih edilmesi gereken belli bir renk var mı?
Bilindiği gibi Kuran-ı Kerim’de erkek elbisesi konusunda detaylı açıklama bulunmadığı halde, kadın giysisi konusunda detaylı sayılacak açıklama vardır. Bu detay içinde şekil belirlenirken renkten bahsedilmemiştir. Rengin nasıl olacağı ve bugün giyilen pardösülerin çarşaf yerini tutup tutmayacağı konusunda bir kaç noktanın üzerinde durmak istiyoruz.
Evet, Kuran renkten bahsetmemiştir. Ama yine örtünün renginin Kuran’ın örtü konusundaki yaklaşımından çıkarabiliriz. Kuran’ın anlatımında sadeliğin ve karşı tarafın ilgisini en az çekecek örtü şeklinin tavsiye edildiğini görüyoruz. Bir pembe rengin bir koyu kırmızının böyle bir anlatıma uymayacağı kesindir. Böyle bir anlatıma uyan sade ve tonları koyu olan renklerdir. Renk seçiminde bu ölçüler dikkate alınırsa kişi beğendiği değişik renkleri seçebilir. Mutlaka siyah olması gerekmez. Siyahın dışında renklerde olabilir.
Pardösüye gelince, Çarşafın yerini tutar mı?
Pardösüye gelince Çarşaftan yani baştan aşağıya sarkıtılan ve vücudun hemen hemen tamamını kaplayan giysinin yerini tutabiliyor ve karşı cinsi tahrik etmeyecek bir biçimde vücut hatlarını belli etmeden örtebiliyorsa neden caiz olmasın? Vücudu örten bolca bir pardösü ve baştan aşağıya bele kadar sarkıtılan uzunca bir başörtüsü çarşafın fonksiyonunu yerine getirebilir. Bu fonksiyon yerine geldikten sonra illa çarşafta ısrar etmek anlamsız olur. Hatta başörtüsünü ve pardösüyü giyim şekli olarak çarşafa karşı alternatif olarak sunma, çarşafa karşı önyargılı bakanları az da olsa yumuşatacağı gibi, örtünmek isteyenleri de teşvik edip özendirecektir.
Buraya kadar ki değerlendirmeler, Kuran’da örtünmenin varlığını bize gösterdi. Şimdi de diğer semavi dinlerde örtünmeye kısaca bakalım.
Diğer dinlerde örtünme
Bu konuda Kitab-ı mukaddeste şöyle denilmektedir. “ Başı örtüsüz olarak dua eden başını küçük düşürür. Eğer kadın örtünmüyorsa saçı da kesilsin; fakat kadına saç kesmek, yahut tıraş olmak ayıp ise örtünsün.” Tekvin 24. Bab.
İncil’de de örtü önemlidir.
Bir kadının kiliseye başörtüsüz gelmesi, insanlar içine başı tıraş edilmiş gibi çıkmasına benzetilir. Katolik mezhebinin tatbikatını araştırdığımızda bu mezhepte örtünme esastır. İster kilise içinde ister toplum içinde olsun kadının örtünmesi esastır. Avrupa da bir çok katolik köyde kadınlar hala örtülüdür. Bu yazının kaleme alındığı ülke olan Hollanda’nın Zeeland bölgesinde bir çok köyde kadınların, başları örtülü ve dinsel geleneklerini hayata hakim kılarak yaşadıklarını görüyoruz. Sakat doğan bir çocuğu tedavi ettirmeme, aşı vurulmama, Pazar günleri hiç bir iş yapmama ve yapana hoş bakmama, televizyonu evde bulundurmama ilk göze çarpan dinsel geleneklerdir.
Bu açıklamaları şu ifadelerimize güç kazandırsın diye yaptık. “Kitab-ı Mukadesteki bu durum, bize örtünmenin fitri olduğunu, zamana mekana göre değişmediğini ve dinlerin menşeinin bir olduğu gösterir.”

Bir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi miras bırakamaz (Hadis-i Şerif)


(Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.) NAHL/90


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 12:22
 
Haramın huyu
 
 
Bu noktada namahreme bakmanın haram olduğu noktasından hareketle, “haram”.konusunda az durmak ve bunun mantığını izah etmek isyiyoruz.
İslam harama bakılmasını, duyulmasını, tadılmasını, tutulmasını ve tabii ki yapılmasını yasaklamıştır.
İslam’a göre “azı haram olanın çoğu da haramdır.” Bunun sebebi haramın doğasındaki çekicilikten ileri gelir. Bu çekicilik, azıcık tadılan şeylerin verdiği tadın insanı çokça tatmaya çekmesindendir.
Ve nefis ruhun ramına şunu der; “azı tatlı olan şeyin, çoğu daha çok tatlıdır.”
Haram insanda tiryakilik meydana getirebilir.
Haramın doğasındaki insan ruhunu tahrip edici özellikten dolayı İslam, “onun çoğuna getirdiği her tenkiti azı için de getirir.” Tâ ki azdan çoğa gidilmesin, haramın manyetik sahasına girilmesin.
Her haram bir değildir.
Haramların değişik özellikleri vardır. Bazı haramlar vardır ki; Ona dokunmakta, bakmakta haramdır. Kadının vücudu gibi. Ama bazılar da vardır ki, ona bakmak haram değildir ama tatmak haramdır. İçki gibi. Burada kadın bizzat haram değildir. O fıkıh ifadesi ile haramın “ligayrihi” gurubuna girer. Yani zatında haram değildir. Nikahlı bir kadına kocasının bakması, tutması dokunması bir iki nokta (aybaşı, lahusa gibi haller ve ma’kattan temas) hariç her tarafı içine alacak şekilde helaldir. Bir erkek karısı ile yaptığını bir başkası ile aynı şekilde aynı zevki alarak yapsa nikahlı eşi ile yaptığı her şey helal oluyor, ama nikahsız biriyle yaptığında haram, yani zina oluyor.
Bu haramın huyu diğer haramlardan farklı
Mesela içki, kumar, faiz, hırsızlık ve daha bir çok haram her yönüyle ve her şekliyle haramken, kadının haramlığı ufak bir değişiklik gösteriyor.
arada nikah olmazsa haramdır.
Lezzetinin peşin olması, resimlerini ve hayaldeki sahnelerini elde etmedeki kolaylığı yönüyle, diğer haramlardan ayrılır. Diğer haramlara bakma hatta dokunma hatta düşünme insana bir zarar vermez ve bir yerlerini tahrik etmezken, bu haram, bırakın dokunmayı ve fiili yapmayı, düşünme ve bakma ile bile insanı günaha sokar. İnsan bu haramı bizzat yapmasa bile dokunma ve düşünme bizzat yapmaya yakın lezzet verdiği gibi tahribat yönüyle bizzat yapmadan daha çokta zarar verebilir. Bu zararın boyutlarını ilerde açıklayacağız.
Bu açıklamaları şunları demek için yaptık.
Haramın hepsi haramdır. Ama namahreme (yabancı kadına) bakma, huyu değişik bir haramdır.
Diğer bazı haramların yanında durma, onlara bakma hatta onları düşünme, yabancı kadına bakmanın, onun yanın da olmanın, onu tutmanın ve düşünmenin verdiği zararı vermeyecektir.
İşte türlerinden böyle bir ayrıcalığı olan yabancı kadana bakma, onunla ilişki kurma şeklinde karşımıza çıkan haram türüne, Kuran diğer haram türlerine getirdiği yasaktan daha kapsamlı, daha teferruatlı ve daha caydırıcı yasaklar getiriyor.
Biz bu noktada erkeğin yabancı bir kadına bakması veya kadının yabancı bir erkeğe bakması hususunu ele alarak konumuzu bu yönde detaylandıracağız. Çünkü örtünmenin bakışlara perde olmayla yakından alakası var.
Bakışlar zehirli oklar gibidir.
Genelde erkekler bakma ile kadınlarda dokunma ile tahrik olur.
Bunun izahını “neden kadınlara örtü farzda, erkeklere aynı şekilde farz değil” diye sorulan bir soruya cevapta ele alacağız. Örtünün karşı cinsin bakıp bakmamasında, ve bakan kişinin iç duruluğu ile çok yakından alakası vardır.
İslam iç duruluğuna çok önem verir.
İç duruluğunun ölçüsü her şeyin layık olduğu yerde durması. ve layık olduğu kadar ilgi alaka görmesi. Bu ifadeler iç duruluğundaki dekora baktığımızda daha net anlaşılacak.
Bu dekorda en hakim unsur Allah’a iman ve onun her şeyden çok sevilip sayılmasıdır.
Bu dekoru tamamlayan unsurlar bundan sonra gelir. Peygamberin (sas) Allah’tan sonra sevileceklerin başında yer alması ve model insan olması da bu dekorda öne çıkar. Bir dekorda öne çıkan bir diğer iman esası ise Ahirete imandır. Allah için her yapılan işte teşvik ve tergib edici yönüyle kendini hissettirir.
İnsanın içerisinde imanın aksiyoner yani yaptırım gücü olan bir iman haline gelmesinde, bu dekordaki motiflerin, bütün canlılığı ile kendilerini belli etmeleri önemlidir. Aksi halde kişinin içindeki iman, yaptırım gücü olmayan sembolik bir iman şeklinde tezahür eder.
İmanın içte sembolleşip zayıf bir hale gelmesinde büyük sebep günah unsurudur. Bir başka ifade ile fıtrat sınırlarının aşılmasıdır. Fıtrat sınırları aşıldığında çıkan ve çıkacak sonuçların tahlilini sonra gelecek sayfalara havale ederken, bu noktada fitrat sınırlarını aşmada ilk adım olan “bakışlar” üzerinde konumuzu yoğunlaştıralım.
Yabancı kadın veye erkeğe bakma veya ateşle, barut
“Nur 30. (Resûlüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.” . Hemen bu ayetin arkasından gelen ayette de aynı emir erkekler yerine kadınlar denerek tekrar ediliyor. “Nur 31. Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler...”
Gözler hayal odasının duvarlarını süsleyen resimleri çeken fotoğraf makinesidir.
Hayalde tasarlanan iyi veya kötü şeyler hep bu yolla hafızaya kaydedilir.
Sonrada içteki bazı güdülerin dıştan veya içten tahrikler sonucunda harekete geçmesiyle hayal odasında çoğunlukla iradi, bazen de gayr-ı iradî seyredilir.
Bu bakışlarla alınan pozlar, o pozu iradi veya gayr-ı iradi olarak verenin kontrolü dışında o pozları alan kişi tarafından pozu verene hiç bir telif ücreti ödenmeden istenen sahnede, istenilen her pozisyonda oda sahibince istenildiği kadar kullanılır.
Bakışların insana bir de “nazar”a benzer tesiri olabilir. Şu sözlere bakalım. “ Bakışları aklımı başımdan aldı” “Bakışları kalbime bir ok gibi saplandı” ve bakışların anlamına ait şu sözler. “nefret dolu bakışlar” “sevgi dolu bakışlar” “ içi yakan bakışlar” vs. gibi.
Bir çok sonu iyi veya kötü biten gönül ilişkisi gözlerin konuşması ile başlar. Onlar aynı frekanstan bakan insanlara dilin anlattığından çok şey anlatır.
İşte insanda böylesine derin izler bırakan bakma basit bir olay değildir.
Uykusuz ibadet ü taatla geçen bir gecenin sabahında, gözün bir harama bakması, sonra bir kez daha bakması o kişiden, o gecenin bütün varidatını götürür.
Yabancı kadına bakma, bir söz dinlememedir. Yukarıda izah ettiğimiz gibi her şeye sahip, her şeye hakim ve her şeyi her an yönlendiren bir otoritenin emri dışına çıkarak itaatsizlik yapmış olur kişi bu hareketiyle . Böyle bir itaatsizlik her şeyi kendine veren zata karşı bir saygısızlıktır. İnsanın böyle bir saygısızlığa düşmemesi için günahın giriş yollarından en önemlisi olan gözlere hakim olunması bizzat Kuran’da bize buyruluyor.
İnsanın gözlerine hakim olamadığı an, içindeki imanın ona hakim olamadığı ana rastlar. İkisi yan yana olmaz. Yani iman hakimken bayağı duygular mahkum, bayağı duygular hakimken iman mahkum olur. Hakim, mahkuma yön verir.
Bazen duygular ve karşı tarafın cazibesi, baskın gelir. İnsan bir takım şeylerin sonuçlarını kötü netice itibarı ile bilse bile, o anda duygularına yenik düşebilir. Bu mağlubiyet her zaman oluyor ve Başta acı sonra sonra alışkanlık ve lezzet vermeye başlıyorsa, imanın zayıfladığına ve fonksiyonlarını yerine getiremediğine işarettir. Bu işaretler geri dönüşü zor olan bir turnikeye girişte sarıdan kırmızıya giden sinyallerdir.
Yanlış ve hatalı bakışlar, verdikleri manevi zararla insanı, ibadetten haz almaz hale getirir.
Yani bir bakış deyip geçmemeli.
Çünkü arkasından sürekli bakışları ve sürekli batışları getirebilir.
Harama bakılmama konusundaki hassasiyete İncil’de de rastlıyoruz.“ Zina etmeyeceksin.. Bir kadına şehvetle bakan gönlünde onunla zina etmiştir. ...” Matta 5. Bab.

Bir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi miras bırakamaz (Hadis-i Şerif)


(Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.) NAHL/90


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 12:23
 
Çalışmamızın bu bölümünde Başörtüsü hakkında sorulan sorular ve onu takmamanın pisikoljik tahlili üzerinde duracağız.
Genelde şöyle diyorlar ; Ben özgürüm, kendimi bir örtü ile kafes içine koyamam, kendi güzelliğimi kime nasıl ne şekilde göstereceğime kim karışa bilir ki, açık olmakla kendimi başkalarına beğendirme arzusu taşımıyorum. Hem göstermem de ne mahzur var. Mal benim değil mi? Başkası bana bakıp, başka şeyler düşünüyorsa o, onu ilgilendirir. Ben, başkaları, başka düşünecek diye, özgürlüğümü sınırlayamam.
Görünüşte haklılık payı var gibi olsa bile, temelinde büyük yanlışlıklar var. Bir kere insan özgür mü? En çok özgürüm diyene sormalı;
saçlarıyın rengini, boyunu, yüz şeklini, dünyaya ne zaman gelip ne zaman gideceğini ve senin dışında gelişen daha birçok şeyi sen mi belirliyorsun yoksa, üzerinde ve kainatta sana otoritesini hissettiren Zat mı?
Sen şu vücut evine ne zaman geldiğin belli, ama ne zaman, ne şekilde gideceği meçhul bir mahkum değil misin?
Eğer değilsen neden çok sevdiğin çocukluğu dönüp bir kez daha yaşamıyorsun. Beğendiğin sevdiğin, dahası saatlerce ayna karşısında seyredip keyiflendiğin gençliğinin ihtiyarlığa gitmesini neden engelleyemiyorsun?
Eğer ihtiyarsan neden gençliğe, özlemiyle yanıp tutuştuğun her aklına geldiğinde aaah çektiğin gençliğe neden dönemiyorsun.
Hele bütün güzellikleri solduran, bütün lezzetlere bir nokta koyan ölüme neden karşı çıkamıyorsun?
Hani sen özgürdün?
Hani sen kendini kafese koyamazdın?
Sen dünya kafesine konmuş bir insan, sen vücut kafesine konmuş bir “can” sın.
Oraya konurken de sana sorulmadı, alırken de sana sorulmayacak.
Sen özgür değilsin.
Sen % 99 kontrolü başka birinin elinde olan şu vücut ülkende nasıl özgür olabilirsin hemen her şey senin dışında ve kontrolün haricinde gelişiyor. Senin eline % 1 verilmiş, onu verende % 99 sahibi. Sana düşen eline verilen kumandayı zaten % 99 hakimiyeti altında bulunduğun zatın istekleri doğrultusunda kullanmak olmalı.
Ama yine de buna mecbur değilsin.
Yine de sen bilirsin.
Ama şunları da sorup seni düşündürmek isteriz.
Neden Hayatının tamamına yakını belirleyen zatın isteklerine uymuyorsun ki?
Onun yarattığı hakimiyeti sahasında ki evrene bir bak, bir bak bakalım bir noksanlık veya eksiklik var mı?
Bir bak güneşin sımsıcak seni saran güzelliğine, göğün mavliğine ve yerin yeşilliğine, bak ne kadar güzel!
Bir bak gökler ötesine, yıldızlara, galaksilere, nebulozlara, ne harika!
Sonra indir başını kendine bak gözüne, kaşına, saçına, daha içerilerde kalbine, ciğerlerine, daha minik noktalarda hücrelerine, alyuvarlara akyuvarlara bir bak!
Ne müthiş!
En ufağından en büyüğüne kadar insanı ve onun mekanı olan kainatı güzellikleri ile süsleyen zatın, zaten hakimiyeti altındasın.
Neden hayatını ve evreni güzellikleri ile süsleyen zatın emri altına girmiyorsun?
% 99 kendi içinde ve dışında takdir ettiğin güzelliklerin ve hikmetlerin sahibi zatın isteklerini % 1’lik sahanda seyretmek istemiyorsun?
Güzelliğe karşı çıkmak güzel mi? Senin mantığın bunu alıyor mu?
Seni anlamıyorum.
Hayır hayır anlıyorum.
Sen duygularına mağlup oluyorsun.
Neden aklın duygularına yön vermiyor ki, neden aklınla duyguların üzerinde hakimiyet kurmuyorsun?
% 99’u başkasının elinde olan bir ülkenin özgür olamayacağı gibi sen de özgür değilsin.
Evet Mal senin değil, sana ait zannettiğin % 99’un da, başkasının hakimiyeti altında olduğu gibi, senin malınmış gibi görünen % 1’i verende, o başkası olunca, yani Allah olunca, mal onun olduğu gibi mal üzerinde söz sahibi de O oluyor.
Hepsi O’nun oluyor.
Sana “kimin malını kime satıyorsun demezler mi?”
Belki asıl özgürlük böyle hakim bir otoriteyi tanıdıktan sonra başlıyor. Böyle bir gerçek karşısında insan özgür olayım derken isyankar olabilir.
Bu gurubun ifadeleri içinde şunlar da var.
Ben kendimi başkasına beğendirmek için açılmıyorum.
Bu ifade üzerinde de biraz duralım. İnsan yaratılış itibarı ile kendi güzelliğini hem görmek, hem de göstermek ister. Bir elbise giyer aynaya bakar, belki saatlerce, kendini seyreder.
Bir de yakınındakilere sorar “nasıl yakıştı mı?” diye.
Yani kendi güzelliğini hem kendi görmek ister, hem de başkalarına göstermek ister ve başkalarının kendini nasıl gördüğünü öğrenmek ister.
Acaba insan dünya da tek başına olsaydı nasıl giyinirdi?
Yani giyiminde başkalarına kendini beğendirme noktası olmasaydı?
Güzel-çirkin, çok hoş veya nahoş diyen birileri bulunmasa idi.
Nasıl olurdu?
Her halde hızla değişen bir moda olmaz, farklı farklı takılar hiç olmaz. Oje’ye ruj’a, saçı her gün bir başka biçimde yaptırmaya hiç gerek kalmadığı gibi ihtiyaçta duyulmazdı,
eğer insan dünya da yalnız yaşasaydı.
Demek insanlarla yaşama, yani birilerinin beğenip beğenmemesi, güzel deyip dememesinin bizim üzerimizde biz kabul etmesekte etkileri var.
“Ben kendimi başkasına beğendirmek için açılmıyorum.” Diyenler bir daha düşünsün!
Utanacak ne var canım!
İnsan dışındaki diğer canlılara, özellikle cinsiyetleri belli olan (hayvanlara) canlılara baktığımız da onlarda utanma ve sıkılma duygusu olmadığını görüyoruz. Ama bunun yerine doğuştan bulundukları ortama göre vücutlarına doğal elbiselerinin giydirildiğini de görüyoruz.
Öyle bir elbise ki, canlı vücudunun tamamını örtüyor. Canlının normal duruş pozisyonunda cinsel organları genellikle doğal örtünün altında kalıyor. Normal duruş pozisyonunun dışındaki hallerde de, hayvanda utanma ve sıkılma duygusu olmadığından yine hayvan için farkeden bir şey olmuyor.
İnsanın da doğuştan kendisine giydirilmiş bir giysisi var.
Derisi.
Bu giysinin özelliği üzerine başka giysi giyilmesini gerektiriyor olması; o da elbise.
Bugün dünya geneline baktığımızda, bütün dillerde, utanma kelimesinin karşılığı olan bir kelime bulabiliriz.
Hem de şuan ki yaşayan dilin içinde.
Utanacak hiç bir şey yok diyen insanın bile mutlaka utandığı yerler vardır.
Bir de yine bütün milletlerde utanan insanlar utanmazlardan her zaman fazladır.
Bu aslında fıtratın galibiyetidir.
Din doğal olanı teklif eder
Utanma nihayetinde bir duygudur. İnsanı örtmez ama insanı örtünmeye iter.
İşte İslam’ın öngördüğü örtünme şeklinde İslam doğal olanı, doğal sınırları içinde, insana teklif eder.
Doğal olanın teklif edilmesini yanlış anlamamalı.
İslam’ın doğal olanı teklif etmesi, İklim değişiklerinden korunmak için yapılan örtünme teklifinden daha çok, kadının eziyet görmemesi, cinsi tacize uğramaması, ahlaki değerlerin pratikte hakim olduğu bir toplum meydana getirme gibi hedefleri amaçlar.
Doğal olanı tavsiye etmekle İslam’ın nasıl bir toplum hedeflediğini ve toplumu ne gibi tehlikelerden korumak istediğini Merhum Seyit Kutup’un ifadelerinde takip edelim.
“İslam şehevi duyguların tahrik olmadığı bir toplum ister. Çünkü sürekli baştan çıkarmanın ve tahribin olduğu toplumlarda giderilemeyen ve hiç bir şekilde tatmin edilemeyen şehevi doyumsuzluklar ortaya çıkar.
Davetkar bakışlar, baştan çıkarıcı hareketler, gösterişli takılar ve çıplak bir beden, Bütün bunlar çılgın hayvani doyumsuzluğu azdıran ve bunun sonucunda his ve irade dizginin elden çıkmasına neden olan hareketlerdir. Bundan sonrası ya hiç bir şekilde tatmin edilmeyen cinsel anarşizm, ya da tahrik edilmesine rağmen bir türlü tatmin olmayan veya olamayanların karşılarına çıkan engellerden dolayı ortaya çıkan sinirsel hastalıklar ve psikolojik hastalıklar. Bu ise hiç kuşkusuz işkence kadar acı verir insana.
Her türlü pislikten arınmış temiz bir toplum kurmayı hedefleyen İslam, bu fitri arzuyu tahrik ortamından ve baştan çıkarıcı davranışlardan uzak tutup, iki cins arasında yapay kışkırtmalara sebep olmadan güvenilir ve temiz bir ortamda tatminini ister.”
Örtü soğuktan koruduğu kadar, cinsi tacizden de korur.
Kuran Ahzap süresinde “(bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle.” diye buyururken, bunun hikmeti makamında aynı ayetin devamında şöyle buyuruyor: “Tanınması ve incitilmemesi için en elverişli yoldur.”
Ayet, burada “iklim değişmelerinden etkilenmemeleri için en elverişli budur” demiyor. Örtünme de asıl olan hikmeti öne çıkarıyor.
Bunun üzerinde biraz duralım.
Örtülü kadın örtüsüyle kendini tanıtıyor. Örtüsünü kendine bakan gözlerin kendisini tanımaları için kartvizit olarak kullanıyor.
Bu “tanınma” kartvizitinin ön tarafında kısaca şunlar yazıyor:
Bu örtünün arkasındaki insan, yani ben örtünmekle kendini yaratan Allah’a itaatimi ilan ediyorum. Ben bir kulum, üzerimde her şeyi ile her şeyimle bana hakim olan bir otorite var. Onun emirlerinde benim bildiğim ve bilemediğim bir çok hikmetleri var. Bildiğim hikmetlerin güzellikleri bilemediklerime karşı merakımı arttırıyor.
Hem bana bu güzelliği veren O değil mi?
Ben, nasıl benim olmayan bir şeyi dilediğim gibi kullanabilirim?
Güzelliği veren O olunca, o güzelliği kime ne kadar ve nasıl göstermem gerektiğini belirleyenin O yani Allah olması kadar doğal ne olabilir ki?
Şu Kuran ayeti o kartvizitin çerçevesini belirler; “ (Resûlüm!) De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın... Gerçekten sen her şeye kadirsin. (Ali-İmran 26)”

Bir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi miras bırakamaz (Hadis-i Şerif)


(Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.) NAHL/90


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 12:24
 
Mülkün yeğane sahibi sensin, mülk sahibi, mülkünde istediği gibi tasarruf etmesi sırrınca, benim üzerimdeki tasarruf hakkı sadece senindir.
Bu kartviziti okuyanda şöyle düşünür
Örtülü bayan demek ki, örtü arkasındaki ziynetlerini başkası ile paylaşmak istemiyor.
Başkalarının kendinden gözle dahi olsa cinsi yönden faydalanmasına hoş bakmıyor.
Onları sadece hayat arkadaşı ile paylaşmak istiyor.
Medeni bir insan olarak bu durumu saygıyla karşılıyorum. Zaten bundan doğal da bir şey olamaz.
İnsanın kendini ait malı istediği gibi kullanma yetkisi varken kendisini istediği gibi kullanma yetkisi haydi haydi vardır. Bu en ilkel demokrasilerin bile, kendi halkına vermede cimrilik göstermediği bir haktır. Böyle bir hakka saygı ile bakmalı.
Ayetteki incitilmenin tanınma ile ilgisi üzerinde duralım.
“...dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur...”
Tanındıkları zaman incitilmeyecekler. Ama tanınmazlarsa incitilebilirler.
Tanınma ile incitilme arasındaki alaka nedir acaba?
Ona bir bakalım.
Dünya istatistiklerine bir bakmak bu konuda örtünün kadına yapılacak sözlü veya fiili saldırılarda ne kadar caydırıcı olduğunu gösterecek.
Örtü kullanan kadınlara, yani birilerinde bir takım arzuları tahrik etmeyen kadınlar sözlü ve fiili saldırılardan kendilerini, açık bayanlardan daha fazla koruyabiliyor.
Açıklık nedeni ile açıkta kalan kısımlar, birilerinin içinde bir takım arzuları tahrik ediyor.
Bu arada biri çıkıp dese “hayır ben kimseyi tahrik etmiyorum” biz ondan şu sorulara cevap vermesini isteyeceğiz.
Neden reklamlar da kadın, kadın tüketim malzemesiyle hiç alakası olmayan malların tanıtımında kullanılıyor?
Ve neden erkek daha çok kullanılmıyor?
Neden örtülü kadınlar kullanılmıyor?
Bunun nedeni açık, açık bir bayan karşı tarafın ilgisini daha fazla üzerinde toplayabilir. Böyle bir ilgi daha fazla ilgilenme yönünde karşı tarafı tahrik edebilir ve ediyor da.
Tahrikin eziyet boyutu
Böyle bir tahrik eziyete dönüşebiliyor. Bu noktada Alman Quick dergisinin 8 Mart 1990 tarihli bir haberini vermek istiyoruz.
Derginin baş sayfasında şu haber yer alıyor. “Batıda çocuk anneler” Yani çocuk yaşta çocuk sahibi olanlar.
Derginin iç sayfalarında şu çarpıcı haberi görüyoruz. Her yıl 250 bini kız olmak üzere 300 bin çocuk yakınları tarafından tecavüze uğruyor. Yine bir yıl içerisinde 30 000 bin kadar çocuk yaştaki anneler kürtaj yaptırıyor.
Bu haber ve daha benzeri bir çok haberler cinsi tahrikler karşısında yaydan çıkan okların ne büyük yaralar açtığını gösteriyor.
Yine bu konuda Birleşmiş milletler tarafından yapılan bir araştırma sonucu karşımıza ilginç sonuçlar çıkarıyor.
Dünya da cinsi suçların en fazla işlendiği ülkelerin başında Almanya geliyor. İkinci Danimarka, üçüncü Hollanda, dördüncü de İsveç’tir. Neden bu ülkelerde kadınlara karşı cinsi tecavüz fazladır? Ve neden ahlaki değerlere önem veren ülkeler bu araştırmanın son sıralarında yer alıyor?
Bu durum Kuran ifadesi ile bir eziyet değil midir?
Evet bu sağ duyu sahibi her insanın kabul edeceği gibi örtünmemenin ve bunun sonucunda karşı tarafı tahrik etmekle gelen bir eziyettir.
Evet cinsi tecavüz bir eziyettir.
Hem yapılırken eziyet, hem de hayat boyu kalan derin izleriyle devam eden bir eziyettir.
Acaba bu ülkelerdeki bayanlar İlahi yasalara uysalar ve örtünselerdi bu kadar tacize uğrarlar mıydı?
Böyle bir tacize uğramayacaklarının en büyük delili bütün eksikliklerine rağmen İslam ahlakının yaşandığı ülkelerdir. Bu ülkelerde cinsel taciz batı ortalamalarının çok altındadır.
Demek ki, Örtü bir kalkan oluyor. Karşı tarafı tahrik edecek unsurları perdeliyor. Karşı tarafa karşı caydırıcı bir özellik taşıyor. Ve örtülü bir kadın böylece çok yönlü bir eziyetten de kurtuluyor. Bu eziyetin boyutlarını yazının ilerleyen kısımlarında ele alacağız.
Örtüsüzlükle gelen ruhsal karakter bozuklukları
Örtünün cinsel güdüleri tahrik etmeden onu kendi sınırları içinde tatmin edecek sağlıklı bir ortam meydana getirmede çok önemli bir işlevi var.
Örtünün olmadığı yerde bazı ahlaki duygularında olmadığını görüyoruz. Hem erkeğin hem de kadının ruhi durumu ve karakteri üzerinde olumsuz etkiler meydana getiriyor.
Bunu konuyu biraz inceleyelim. Bir üçken kuralım bir tarafa açık kadını diğer tarafa açık kadının kocasını ve diğer tarafa da açık kadına bakan kişiyi koyalım.
Kadının evli olmadığını, yani bir kız olduğunu düşündüğümüzde çok değişiklik olmamakla birlikte bazı değişiklikler kendini gösterecektir. O zaman üçgenin bir tarafındaki kocanın yerine babayı koymamamız gerekecek. Ama ikiside erkek, birisi koca olma diğeri de baba olma yönüyle, kadını veya kızı sevdikleri için pek değişen bir şey olmayacak. Ve yapacağımız tahlilin muhatabı her ikisi de olacaktır.
Kadına öncelik verelim
Önce kadından başlayalım, kadının durumunu anlatırken kısmen yetişkin kızın durumunu da anlatmış olacağız.
Önce İslamî örtü kullanmayan genç ve güzel bir kadının durumun ele alıp, sonra da onun gençliğin ve güzelliğinin gittiği haline bir bakalım
Örtü kullanmayan genç ve güzel kadın kendine ait güzellikleri bir başkasına gösteriyor. Bunu ister isteyerek, ister istemeyerek yapsın, bakan açısından sonuç değişmiyor. O gözüken yerleri rahatça görebiliyor. O gözleri ile görüp hafızasına kaydettiği görüntüleri “reji” odasına benzetebileceğimiz hayal dünyasında istediği gibi kullanabiliyor. Bu durum kadın istemese bile açılmanın kendine ait güzellikleri göstermenin doğal sonucudur.
Evet kadın kendisi istemese bile, ona bakanlar onu seyretmekten keyif alabiliyorlar.
Başkalarının eğlence ve zevk aracı olmak bakıp ta lezzet veren bir duruma gelmek her halde bir kadın ve onun kocası veya babası için hoş olmasa gerekir.
Birde kadın güzel değilse, o zaman ne olacak?
Yani bakılmayan veya kendinden güzellerle kıyaslandığında soluk düşen bir güzelse ne olacak?
Kendinden güzellere bakılırken, kendine bakılmayışının acısını nasıl yaşayacak, birilerine güzelliğinden dolayı bir başkalarının ilgi göstermesi, onu kıskançlıktan çatlayacak hale getirecek.
Bu halde yapılacak iki şey var.
Tabii yaparsa bir üçünce şey de var.
1) Eğer yüzü güzel değilse ve bu yönüyle başkaları yanında solgun gözüküyorsa, vücudunun başka hatlarına belirginlik kazandırarak, bu eksikliği kapatmaya çalışacak, eğer bu yönüyle de eksiği kapatamıyorsa, gösterişli giyinmek isteyecek, tabii sonra bir giydiğini bir daha giymemeyi de bu durum beraberinde getirecek.
Yapılacak ikinci şey makyaj yapmak veya estetik ameliyat yoluna gitmek.
Haddi bunları yaptın ve güzel göründün; acaba şimdi gerçekten güzel misin?
Hayır gerçekten güzel değilsin, yüzünü yıkadığında giden bir güzellik senin olabilir mi?
Ama sen bu gerçeği görmeye fırsat bulamıyorsun.
Başkalarının seni gördüğü yerde veya onların olmayıp ta senin kendini aynada gördüğün yerlerde, kendini güzel görebilirsin ama bu ne kadar sürecek, her gün kendini boyamak ve gerçek yüzünü gizlemek nereye kadar devam edecek.
Ve daha önemli bir durum var.
Burada makyajla ekstra güzellik kazanan acaba bu güzelliği kime borçlu?
Ona bakıp ta siz çok güzelsiniz diyen, öyle demese de şöyle dese, kullandığınız makyaj malzemeleri çok kaliteli, iye ve güzelmiş dese acaba yanlış bir şey söylemiş olur mu?
Kadın da gerçekçi olup şöyle düşünse, bana bakanlar acaba gerçekten beni mi beğeniyorlar yoksa, onlarla benim aramda, benim kendimi arkasına gizlediğim ve onları sürünmekle güzelleştiğim makyaj malzemelerini mi?
Ama böyle düşünemez çünkü onun makyaj malzemesi kullanmasının altında yatan gerçekte bu zaten.
Yani böyle düşünmekten korkuyor, kendini böylesi düşünceye itecek etkenleri makyaj altında gizliyor.
Görmediği için yok zannediyor veya öyle istiyor.
Evet kendi yeterince güzel değil. Veya çirkin ve bunu gizlemek için de bir örtü kullanıyor.
Tabii o örtü, tabii olan tessettür değil, kimyasal bileşimini makyaj malzemelerinin oluşturuduğu yağlı bir “peçe”dir.
Onu yüzüne geçiriyor.
Bizce böyle bir kadın acı çekiyordur.
Sevenin kendisini sevmediğini, bakanın kendisine bakmadığını, ilgi duyanlarının kendisine ilgi duymadıkları bir kadın elbette acı çeker.
Eğer bir kadın başkası tarafından sevilmeyi, bakılmayı, ilgiyi makyaj malzemelerine borçluysa bundan sadece acı duyar.
Çünkü orada sevilen yani, ahlakı ile karakterleri ve huyu ile kendisi değil.
Bir başkası yani makyaj malzemeleri.
Aslında ona “seni seviyorum” diyenin böyle demesi yalan gelecek.
Hep “acaba kendimi güzelleştirmek için kullandığımı ekstralar olmasaydı bu bana bu sözü der miydi” diye düşünecek.
Şunu da düşünelim;
bir bayan çıkıp dese ben makyaj malzemesi kullanmasam da güzelim.
Bizim buna da diyeceğimiz yukarıdakinden farklı olmayacaktır.
Yine burada güzel olan “sen” değilsin.
Burada “güzellikle” “sen”i özellikle ayırıyoruz.
Burada kastettiğimiz “sen” güzellikler elinden gidence elinde kalan “sen” yani, huyun yani karakterin, kısaca “ruh”un.
Makyaj malzemesi kullanmasan da devamlı güzel değilsin, makyaj malzemesinin verdiği güzellik akşam yüzünü yıkayınca gidiyor, diğer güzellik 35-40 yaşından sonra gidiyor.
Yani anlayacağın ikisi de gidiyor. Aradaki fark “süre”de, biri akşam vaktinde diğeri de “ömrün akşam vaktine” doğru gidiyor.
Gel sen dünyadan senin gitmenle gidecek güzelliğe yönel.
Yani hayatıyın sonuna kadar seninle kalacak huy ve ahlak güzelliğine yönel.
Eğer sen birine kendini fiziki güzelliğinle sevdirmişsen, sevende böyle sevmişse, fiziki güzelliğin gittiği andaki yani 35-40 yaşındaki durumun ne olacak?
Dün sana, sadece güzel diye bakan, o güzellik gidince neye, kime bakacak.
Güzelliğin için sana gönül bağlayanın gönlünü, güzelliğin gidince ne ile kendine bağlayacaksın.
Böylesi bir kadının durumunu tahlilde tespitlerimizi haklı çıkaracak bir çok vaka vardır.
Biz o vakaları misallendirerek duygular üzerinde de örtünme yönünde bir etki yapabilirdik ama bu çalışmada olabildiği kadar akıl ve mantığı öne çıkarmak istedik. Akıl ve mantık tahlili ile gelen ve kazanılan değerlerin gidişleri de zor oluyor. Ama duygularla gelen, çabuk gidebiliyor. Onların tesiri duygulardaki tesirin gitmesiyle gitmekte ve kalıcı olmamakta.
İntihar veya Ölümün son çare olduğu an
İntiharlar yukarıdaki tahlillerimizi doğrulayan bir çok çarpıcı örneklerle doludur.
Kendinden daha güzeli ile aldatılan kadınlar, kendisi üzerine eşler alınan kadınlar, çirkinliği yüzüne vurulan kadınlar teselliyi ya toplum içine çıkmamakta, ya içki kadehlerinin arkasında, ya da intiharda arıyorlar. Gelişmiş ülkelerde yani maddi yönden her problemini halletmiş ülkelerde intihar oranın fazla olması bu gerçeğin toplumsal itirafıdır.

Bir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi miras bırakamaz (Hadis-i Şerif)


(Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.) NAHL/90


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 12:25
 
Mestûre olmayan kadın şu sorulara cevap vermeli
 
Tanımadığım kimselere vücudumun bazı yerlerini neden göstereyim ki?
Ben insanlar arasında değerimi ahlakımla mı, yoksa solacak gidecek deri güzelliğimle mi elde edeceğim? Hangisi daha kalıcı?
Ben olduğum gibi sevilmek istemiyor muyum? Eğer makyaj yaparak olduğum dan başka görünmeye çalışıyorsam, acaba kendi halimi kendimde mi beğenmiyorum? Yoksa olduğum gibi olursam sevilmeyeceğimden mi korkuyorum?
Başkasının bana cinsi tacizde bulunmasını istemiyorsam, neden bana ait güzellikleri allayıp pullayıp başkalarının bana cinsi taciz yapmasına sebep olacak duygularını kabartıyorum ki? Acaba...
Bir de üçgenin diğer kenarında tesettürsüz kadının kocası var
Acaba böyle bir koca karısına bakanlar hakkında ne düşünüyordur?
Şunlar düşünülebilir. Süslenmekten amaç; kendini “güzel görmek” istemekten daha çok başkalarına “güzel görünmek.” İşte başkaları “güzel görünmek” isteyen bir kimsenin güzelliğine bakıyorlarsa bir yerde güzelliğini göstererek, görünmek isteyenin, isteğine uygun bir davranışta bulunuyorlar. Bundan bakılanın da, bakılana koca olanın da rahatsız olma hakkı yok çünkü güzelliğe bakma hakkını güzel görünmeye çalışarak kendileri veriyorlar.
Bu durumda ki erkeğin hanımı kocası hakkında şöyle düşünse yanılmış olmaz. “Benim kocam bana bakanların bakmasına bir şey demiyor. Bundan bir rahatsızlık duymuyor. Ya kendisi de, başkası benim karıma bakıyor ben bir şey demiyorum öyle ise bende başkalarının karısına bakabilir diye düşünüyorsa”
Evet o zaman ne olacak?
O zaman evliliğin sıhhatinde olmazsa olmaz bir şart olan, “karşılıklı güven” olmayacak.
Kocasının yanında olmadığı her yerde aklını kemiren bir soru olacak. Ya, kocamın çalıştığı işyerinde benden daha güzelleri varsa? Ya, bir de onlar güzel görünmeye gayret ettikleri kadar güzelliklerine bakılması için cilveler yapıyorlarsa...
Evet o zaman kocasının ceketinde göreceği bir yabancı “kıl”dan “nem” kapacağı gibi, onun surat ifadelerinden kendine göre, kendi içini “için için kemiren” anlamlar da çıkaracak
Karısını seven, onu başkası ile paylaşmak istemeyen erkek te, yukarıdaki duyguları “erkek” farkıyla kendi içinde yaşayacak. Kendisinin karısına temasla yaptığı şeyleri, başkasının gözleriyle temas ederek, yapmasından rahatsız olmayacak mı?
Böyle bir rahatsız olma-ma-dan dolayı, kadın kocasına karşı rahatsız olmalı değil mi?
Üçgen içine aldığımız tesettürsüz kadına bakan kimse hakkındaki mülahazalarımızı başlangıçta yaptığımız açıklamalara havale ediyoruz.
Bir de bugün çirkin olanlarla yarın çirkin olacaklar var
Bir de güzellik malzemesi kullansa bile güzelleşmeyecek kadar çirkin kız veya kadınlar var. Veya dünün güzeli bu günün çirkini olanlar, veya bugün güzel, yarın çirkin olacaklar, yeni bir eşya iken sık sık kullanılıp, şimdi eskidiği için bir kenara atılanlar var.
Evet bunlar ne olacak?
Eğer bunlar bir dinle tanışmamışlarsa yani, bu fiziki hallerinin kendileri için, kendi üzerlerinde hakim bir güç tarafından belirlendiğine inanmıyorlarsa, haklarındaki hükmü ilahi bir karar deyip, saygıyla karşılayamıyorlarsa, “O’nun lütfu da hoş, kahrı da hoş” O’ndan gelen her şey, hoş be, hoş diyemiyorlarsa, işleri çok zor.
Allah yardımcıları olsun.
Özür dileriz
Müsaade etmezler ama, biz yine de ibret almak için onların saklı duygularına bir bakalım. Belki kendilerinin bile bakamadıkları o gerçeklere yani “saklı duygulara” yani “sakladıkları duygularına”.
Onları, o “saklı duygularıyla” karşı karşıya getirelim. Belki onlar ve onlar gibi olanlar ibret alır. Belki, haklarındaki takdire razı olup, dış güzelliğin değil iç güzelliğin asıl olduğunu, dış güzelliğin solduğunu, iç güzelliğin solmayan bir gül olduğunu, ve Allah tarafından dışın değil, için ölçü alındığını anlasalar.
Aah bir anlasalar veya bir anlatabilsek, o zaman gerçek güzellik sahibi olacaklar.
Birileri bakılma ile zevk alırken, bu bakıldıkça azap duyacak, bakanların, bacaklarının çarpıklığına, boyunun kısalığına, yüzünün buruşukluğuna baktığını düşündükçe elem duyacak. Bununla da kalmayacak, arkadaşlarının yakışıklı ve güzel kimselerle evlenmesi ve kendinin evlenme sırası bekledikçe, her hangi bir başvuru dilekçesinin gelmeyişi onu kahredecek. Belki böyle günleri Stresler, kabuslar, yalnız başına tatmin yolları aramalar, belki hap alıp ihtiharlar takip edecek.
Zor gerçekten, inanmazsa insan gerçekten çok zor!
Bu kadar izah bize bir şeyi gösteriyor.
İslam ve onun tesettür emri böylesi insanlar için doğal olandır
Onun tessettür emrinin terk edilmesi, terk edende, terk edene koca olanda ve terk edene bakanda, bir çok ruhsal bozukluklar ve akıl yönüyle mantıksızlıklar meydana getiriyor.
Neden kadınlara örtünme emrediliyor da erkeklere emredilmiyor.
Bu soru insanı tanımamanın veya sorana göre kendinin tanımamanın sonucudur.
Bin guldeni muhafazadaki hassasiyetimizle bir milyon guldeni korumadaki hassasiyetimiz elbette farklı olur.
Elbette bir milyon, bin gülden den daha çok hırsızların ilgisini çeker.
Kadınla erkekte işte böyledir. Cinsel cazibe yerleri iki cinste eşit olmadığından elbette kapatılan yerlerde eşit olmayacak. Kim karşı tarafa daha cazip geliyorsa, kime bakılması karşı tarafı daha çok tahrik ediyorsa onun daha çok kapanması gerekir.
Erkeğin dudağı, yanağı, kirpikleri, gözleri, boynu, göğüsleri, baldırı ve bacakları aşk dolu veya bir başka tabirle vıcık vıcık kötü duyguların dolu olduğu şarkılara konu olmazken bu tür şarkılardaki temanın kadının organları olması her halde neden kadın daha çok örtünmeli diyenleri düşündürür.
Kadını tahrik eden unsurlarla erkeği tahrik eden unsurlar değişiktir. Erkek çıplak bir bacak görünce tahrik olurken, kadının erkeğin çıplak bacağını veya göğüslerini görmesi onu tahrik etmiyor. Yine yapılan araştırmalar ve yaşanan fiili durum göstermiştir ki, kadın “dokunma”dan, erkekte “görüntü”den daha çok etkileniyor.
Bir kız yurdunda kızlara soruluyor. Şortlu bir erkeğin bacak bacak üzerine atmış pozu sizi ona karşı tahrik eder mi? Çok azı evet diyor.
Bacak bacak üzerine atmış şortlu bir kız sizi tahrik eder mi? Sorusu Erkek yurdundaki öğrencilere sorulduğunda, çok azı hayır diyor.
Herhalde bu kadarı neden kadın daha çok tesettürlü olmalı diyenlere yeterli olur.
Örtünmeden amaç korumak ve korunmaktır.
Korunmak olduğunu geçen bölümlerde anlatmaya çalıştık. Peki Korumak nasıl oluyor.
Kimi neden koruyoruz.
Evet karşı cinsi günaha girmekten koruyoruz.. Görüntü ile harekete geçen söz dinlemez erkek duygularına karşı yine erkeği koruyoruz. Tabii dolaysıyla erkeğin tahrik olup saldırmasına karşı kendinin de koruyor.
Kadın toplumun bir parçasıdır. Hayatın onu dışarı çeken noktalarında toplum içinde bulunacaktır. Kimi zaman erkeklerin oldukları mekanlarda sesini onun duyacağı kadar ona yakın olacak, kimi zaman da görüş alanına girecek kadar yakın...
Bu noktada örtü, erkeğe ilahi sınırları hatırlatma ve onun günaha girmesine engel olma fonksiyonunu yerine getirir. Erkeğin içindeki söz dinlemez duygular, örtü karşısında sessiz kalıp tahrik olmadan yuvalarına dönerler. Örtü erkeği kötü düşünceden korunurken, kadını da kötü düşüncenin fiile dönüşmesinden korur.
Sınırı belirlenmeyen cinselliğin insana tıbbı zararları
Tıbbî zarar daha çok ruhî yönde ortaya çıkıyor. Bedensel etkiler daha çok ruhi etkilerin yansıması şeklinde kendini gösteriyor. Yani ruhun içi, dışına vurabiliyor.
Cinsellik içeren görüntülere bakan insanların nasıl etkileneceği şarkılarda anlatılıyor ve filmlerde de gösteriliyor. İnsan tahrik olunca yani cinsi dürtüleri hayalden veya dıştan kaynaklanan etkilerle harekete geçtiğinde, ya kendini tahrik edenle tatmin oluyor. Eğer bu mümkün olmazsa ki, genelde mümkün olmuyor, daha değişik tatmin yollarına baş vuruyor. Bu tatmin yollarından en aşırısı başkansına saldırmak olabileceği gibi, en hafif gibi gözüken yönü de elle tatmin şeklin de karşımıza çıkabiliyor.
Cinsel tahrikle harekete geçen insanların şöyle dediği çok duyulur.
Mesela “Çarpılmıştan beter oldum be abii” “Aklımı başımdan aldı” “öyle bir baktık ki içimi yaktı” Bu argo ifadeler içten geçen duyguların argoca itirafı da oluyor. Birine karşı çok ilgi duyan sonra da, o birine karşı ilgisini onunla bire bir temas yoluyla sonuçlandıramayan kimse, hayali tatmin yollarına girer. Bu yolların en masumu bile yani elle tatmin şekli insanda sıkça yapıldığında hem bedensel hem de ruhsal bozukluklar meydana getirir.
Devletler bir yandan tahriki tecviz eden yayınlara ve durumlara izin verirken tahrikle harekete geçmiş insanları frenlemek için, yani onlarda uyanan duyguları kimseye zarar vermeden sakinleştirmek için “genelevler” açıyor. Bu su isteyene deniz suyu vermekten farklı bir şey değil.
Buna benzer çarpıklıkları 20. Asırda çok yaşadık. Ve hala yaşıyoruz. Sigarayla mücadele ederken, sigara fabrikası açan liderleri çok gördük, Yanlışa engel olmaya çalışıp onunla mücadele ederken, yanlışı besleyen kaynakların kendilerini reklam etmelerine göz yumulduğunu maalesef üzülerek çok izledik.
Makyaj veya daha gerçekçi ismiyle “maske”
Maskeyi insan olduğundan farklı görünmek, başka görünmek için takar. Makyajla hedeflenen maskeden beklenen sonuçlarla benzeşince makyaja, maske dedik.
Maskede iki değişik aldanma var.
Birisi takanın aldanması, yani maskeli yüzün sahibi karşı tarafa karşı, kendini gizleyip, maske ile şekillendirdiği yüzünü gösteriyor. Yani gözüken kendisi değil.
Diğeri, maskeli yüze bakan da maskenin arkasındakini görmediğinden maskede gördüğü yüzü karşısındakinin asıl yüzü zannediyor.
Yani maskeli şahıs karşısındakini aldattığını zannederek aldanıyor. Ona bakan şahısta maskenin gerçek yüz olduğunu zannederek aldanıyor.
İkisi de hoş değil.
İşte doğal olanın terk edilmesi böyle hoş olmayan şeyleri karşımıza çıkarıyor. Tabii makyaj malzemelerini üretimi doğal olanın daha fazla dışına çıkılması ile sonuçlanıyor.
Fıtrat sınırlarını aşınca insanın maskesi düşüyor
Fıtrat sınırlarını yani doğal sınırları aşmak insanların gözünü döndürüyor. Güzel görünme uğruna yapılan cinayetleri öğrenince insanın insan olduğundan utanası geliyor.
Makyaj malzemelerinin hazırlanmasında değişik türden hayvanların yağları da kullanılıyor. Sadece Amerika’da 50 bin kedi, 61 bin maymun, 180 bin köpek, 554 bin tavşan ve milyonlarca fare kadınların güzelleşmesi için katlediliyor. Deneyler ve kozmetik üretimi için her yıl 300 milyon hayvanın katledildiğini söylersek her halde cinayetin boyutları hakkında biraz bilgi vermiş oluruz. Bu noktada yapılan vahşet sadece bunlarla sınırlı kalmayıp insanın tüylerini ürpertecek noktaya gelebiliyor.
Kozmetik firmalarında üretilen güzellik kremlerinde hayvan ve kürtaj plesentaları kullanılıyor. Plesanta ana rahmindeki ceninin korunup geliştirilmesi için ilahi program gereği konan özel muhafaza edici maddeye verilen addır.
Kurtajla rahimden kazınan plesantaların tonlarcası Rusya’dan getiriliyor. Rusya’daki bir klinikten Fransa’ya 34.400 ton kürtaj plesentası satıldığını 12.11.1992 Tarihli Yeni Asya gazetesinden öğreniyoruz.
Gazetede ayrıca şu bilgilerde yer alıyor. “Kürtaj sonrasın alınan plasantaların kozmetik sanayinde kullanıldığını bizzat kozmetik firmaları itiraf ediyor ve afişlerinde şu ifadeleri kullanıyorlar “ Cildinizi genç ve yaşayan hücrelerle gençleştirin” Yani doğmamış bebeklerin yaşayan hücreleri ile...
Batılı ülkelerde estetik ameliyatlarda kullanılacak 5 aylık bir bebek 50 bin dolara alıcı bulurken Moskova’da aynı durumdaki bir bebek 8 bin dolara alınabiliyor. Bu katliam derecesindeki zulmün mazlumlarının ahı, makyaj yapan yüzlere ilerleyen yaşlarda bir tokat gibi iniyor. Kırışıklığı kapatmak için yapılan makyaj, ilerde kırışıklıkları makyajla bile kapanmayacak kadar çoğalan bir cildi sahibinin başına bela ediyor.
Makyaj yapan batılı kadınlarda ihtiyarlıkta kırışıklık daha fazla. Genelde, doğulu makyaj yapmayan ve tabi güzelliği ile yetinen 70 yaşında ki bir kadının yüzündeki kırışık, batılı 35-40 yaşındaki birinin yüzündeki kırışık dan daha azdır.
Bir başka kıyaslamada Deri kanserinin batılı toplumlarda fazla doğulu toplumlarda ise yok denecek kadar az olması noktasındadır. Amerika da her yıl milyonlarca kişi deri kanserine yakalanmakta.
Bakma örtünmediğime benim kalbim temiz.
İyi ve temiz olmada konulan kurallara uyulup uyulmaması belirleyici oluyor.
Mesela bir devlette iyi vatandaşlar “bizim kalbimiz temiz” diye kendilerinin iyi olduklarını ispatlayamadıkları gibi, kötü olanların kötülüğünü ispatlamada “sizin kalbiniz kötüdür” demek tek başına belirleyici olmuyor. İyi vatandaşlar devletin kullarına uymakla “iyi” oldukları gibi, kötü olanlarda kurallara uymamakla “kötü” oluyor. Devletin koyduğu kurallarda kalbim temiz mazeretinin hiç bir manası olmadığı gibi, İlahi kurallarda da durum aynıdır. İyi’yi yapmak kişiyi “iyi” yaparken, kötüyü yapmakta kişiyi “kötü” eder.
Bu ölçülerden sonra devlete karşı vazifesini yapmayan bir kimse, yani vergisini vermeyen, kurallara uymayan, ahlak sınırlarını aşan bir kimse, kendisinden bunları yapmasını isteyen görevlilere karşı “benim bu işleri yaptığıma veya yapmadığıma bakmayın, siz benim kalbime bakın” dese kimi ne kadar inandırabilirse Allah’ı da o kadar inandırabilir.
Kalbi temiz olan bu insanın bir lokantacı olduğunu düşündüğümüzde, para ödemeyip, sonra da “bakma benim para ödemediğime, sen asıl benim kalbime bak o çok temiz” diyen müşterisinden para almaması gerekir. Ama alıyor. Hatta vermezse hak sahibi olduğu için ısrar ediyor. Belki zorla alıyor.
Acaba Allah’a karşı bizim bir borcumuz yok mu?
Bize şu dünya salonunun, bahar ve yaz mutfağında ikram ettiği leziz yiyecekler karşılığında bir hesap ödememiz gerekmeyecek mi?
Dünyaya göre küçücük lokantandan, kalbi temiz olduğunu iddia ettiği halde, hesap ödemek zorunda kalarak çıkan insan! O lokantadan milyonlar defa büyük şu dünya lokantasından yediği, tattığı, baktığı, hoşlandığı, binlerce nimete karşılık, bir hesap ödemeden çıkacağını mı zannediyor?
Kalbinin temizliği lokantada bir şey ifade etmeyen insan, acaba Allah karşısında, onca saygısızlığına rağmen kalbim temiz deyip kendini kurtaracağını mı zannediyor?
Lokantacının elinden kendini kurtaramayan, Allah’ın...

Bir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi miras bırakamaz (Hadis-i Şerif)


(Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.) NAHL/90


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 12:26
 
Giyside çağdaşlık aramak ne kadar doğru?
 
“Giyinmek ve çağdaşlık, bunlar birbirlerini tamamlıyor” diyorlar.
Bu iddia doğru değil.
Basit bir misal verelim.
Eğer giyinmek insanı çağdaş yapıyorsa, bilgisi ve görgüsü olmayan bir insanı “beymen” mağazaların dan giyindirmek ona ne kazandırır?
Veya tersi “Beymen”den giyinen bir ilim adamının üzerine bez parçası giymesi onu cahil yapar mı?
Giyinmede çağdaşlık arayan mı daha çağdaş, yoksa çağdaşlığın giyimle alakası olmadığını söyleyen mi, daha çağdaş sorusunu edebiyatta hayvanları konuşturma sanatı olan “fabıl” sanatıyla (afedersiniz) eşeğe sorduğumuzda, verdiği cevap şu olur herhalde; “Giydiği elbise insanı çağdaş veya çağdışı yapsaydı. Altın semeri ve altın yuları takmak da beni eşeklikten kurtarırdı. Ama ben hala e...”

Bu devirde bu zamanda böyle giyinilir mi? Zaman sana uymazsa, sen zamana uyacaksın.
Böyle diyenlerde var. Bunlar kolayı benimsiyorlar ve uydu oluyorlar. “Zaman sana uymazsa sen zamanı sana uydur” demek bence daha şahsiyetli olur. Diğerinde teslimiyetçi bir yaklaşım varken bizim ifademizde zamanı teslim alma, ona yön verme gayreti var. Yani uydu millet olmak yerine, başkalarını bizlere uydurmak önemli.
Birde böyle diyenlere şunu sormalı.
Bir gün gelirde bayanlar tepeden tırnağa örtünürse bunlar bu sözün gereği olarak onlara uyacak mı?
Bu soruyu soranlara sormak lazım.

Bir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi miras bırakamaz (Hadis-i Şerif)


(Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.) NAHL/90


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 12:26
 
Yaşım genç ihtiyarlayınca kapanırım.
 
 
Bu sözün altında bu sözü söyleyen kişinin yarını yaşama garantisi var gibi geliyor insana. Oysaki şimdiye kadar ölenlerin hep yarını da yaşama şansları vardı. İnsan bazı şeyleri yarın yapmayı planlarken ölümle bugünden, ebedi bir yarına, yani bir daha yarınların olmadığı bir mekana göçüyor. Bazı görevlerimizi yarına bırakma, o görevlerimizi yapma fırsatı bulamayacağımız ebedi yarınlarda bizlerde pişmanlık ve hasret olarak karşımıza çıkabilir.
Belki ihtiyarlayınca örtündüğünde örtünme emrinin gereğini yerine getirmiş olacaksın ama örtünmenin bazı hikmetleri o gün olmayacak. Belki de, o ihtiyarlık günlerinde kaybolan güzelliğini göstermemek için kendin örtünmek isteyeceksin.
Bazıları diyor o benim oğlum yerinde veya kızım yerinde. Bacım yerinde, anam yerinde onun hakkında nasıl kötülük düşünürüm.
Böyle diyenlerin demeleri ile işin pratiği birbirini hiç tutmuyor. Bu iddiayı dile getirenlerin gazetelerin üçüncü sayfalarına bakmaları bizim cevabımız olarak yeter.
Kayınbabanın geliniyle, gelinin kaynı ile, eniştenin baldız ile ne yaptığını hemen hemen her güne yakın bir sıklıkta okuyabilirler.
Onun hakkında nasıl kötülük düşünebilirim diye açılan kapıdan yan yana gelenler, rakının bardakta durduğu gibi durmamasıyla benzerlik göstererek, yan yana geldiklerinde kimse yokken hiçte akraba gibi durmayabiliyorler. Birde öylesi duyguların insan içinden geçmeyeceğini kimse garanti edemez. O türlü süflî duyguların gelme ortamı olarak namüsait şartlar olan Namazda, hatta Kabe’nin dibinde bile insanın içine gelebildiğini dikkate aldığımızda, gelmesi için uygun bir ortamda haydi haydi gelebilir. Geliyor da ve geldiğinde hiç silinmeyecek izleri bıraktığını gazetelerden de görüyoruz.
Bu sözleri genelde az da olsa dindar insanlar söylüyor. Yani “bu dini bende en az siz kadar biliyorum” diyenler. Bunları söylüyorlar hatta daha da ileri gidip, “gel kardeşim, bakmayla tutmayla çocuk olmaz” diyebiliyorlar. Eğer bunlar gerçekten dindarsa, dini bize öğreten, dindar bir insan nasıl olur, onu hem bize, hem meleklere gösteren Hz Muhmmed’in hayatından yaptıklarına bir kaynak göstersinler.
Son sözden bir önceki söz
Son sözlerimize yaklaşırken şunları onun öncesinde örtünmemenin yani Allah’ın kainata koyduğu bir yasayı çiğnemin sonuçlarını çarpıcı bir şekilde gösteren bir gazete haberi verelim.
11 Nisan 1992 günü Sabah gazetesinde çıkan haberde şöyle deniyor. “Almanya’da her yıl kayıtlara geçen 10 tecavüz olayı meydana geliyor. Gerçekte bu rakamın 200 bin dolayında olduğunu tahmin ediliyor. Bu saldırılara bir kaç kez maruz kalan Alman sosyal demokrat parlamenterler biri olan Bayan milletvekili Ressel meclise bir önerge veriyor. Önergede aynen şu ifadeler yer alıyor. “Erkeklerin saat 22.00 den sonra sokağa çıkmasına izin verilmemeli, kadınlar sokakta rahat yürüyemiyorlar” Bu olay bir şaka değil, açılan kapıdan gelen felaketin boyutlarını gösteriyor.
Yine fitri yolu terk etmenin acı sonuna bir başka misalde Amerika’dan: Amerika’daki her yeni evlilikten biri boşanmayla bitiyor. Boşanma nedeninin üçte ikisi zinadan yani eşlerin birbirlerini aldatmalarından kaynaklanıyor.
İsveç’teki manzara daha korkunç; her on çocuktan birinin aile içinde cinsel ilişkide bulunduğu belirtiliyor. Bu işi yapan % 95 baba, bu çirkin işe alet olanda % 97 kız çocuğu.
Bütün bunlar ilahi yasaları çiğnemenin acı sonuçları. Musibetler bir noktaya gelince binler nasihatten daha tesirli oluyor. Görünen o ki daha o noktaya toplum planında gelinmedi. Diliyoruz beşer o noktaya gelmeden ihtibaha gelir.
Örtünme konusu tebliğ edilirken nasıl bir yol izlenmeli
Başlangıçta anlattığımız şeyler hatırdan çıkarılmamalı, başörtüsü takmayan bir müslüman kardeşimize ilk önce başörtüsünü anlatarak başla-ma-malı.
İlk önce onun durumu dikkate alınmalı.
Nasıl bir ev kurulacağında veya eve eşya alınacağında, evin bastığı toprak, temelin taşıma kapasitesi, kullanılan malzeminin kalitesi ve evin dar veya geniş olması önemli oluyorsa, anlatmada da muhatabın imanı hangi zemin üzerinde ve neleri ne kadar kaldırabilir gibi konular da, sohbet öncesi çay eşliğinde havadan sudan yapılan sohbet esnasında öğrenilmeli.
Nasıl ki, üzerinde hiç bir duvar ve çatı olmayan arazide, sanki ortada bir ev varmış gibi, halı sererek işe başlamak ne kadar yanlışsa, İslami temel bilgilerden yoksun bir insana da konuya başörtüden başlayarak anlatmak yanlış olur.
Hadi arazi üzerinde duvar var, çatı var. Ama duvarlar çatlak, kiremitler kırık, tavan delik, yine böyle bir ev de masanın üzerine örtü koymak ne kadar yanlışsa, imanı olduğu hal de, İslamı bildiği halde, bir çok bilgi eksiği olan ve yalan yanlış bilen insanlara da, yine baş örtüsünden başlamak yanlış olacaktır.
Ev tamir olmadığı müddetçe ev konan her şey güzel olsa bile, evin kötü, bakımsız ve soğuğu içeriye alıyor olmasından dolayı güzellikler solan ve kaybolan bir güzellikler olacaktır.
Bunlar dikkate alındıktan sonra.
Önce şahsımızda dindar insanları sevdirmeli. Onların örtünmekle örümcek kafalı olmadıkları, konuşmamızın muhtevasında, davranışlarımızın ahenginde göstermemiz lazım.
Hiç bir insan kendini cehennem mahkumu gibi potansiyel suçlu gören bir insandan hoşnut olmayacağını unutmamak lazım.
Örtü ayetlerini ele alırken ayetin ruhundaki esneklikten bahsettik. Bu esnekliğin bir ucu fetva sınırlarını gösterirken diğer ucu da, takva sınırlarını gösteriyor.
Yeni örtünecek insanların durumları dikkate alınmalı, örtünmenin onların içinden gelmesini sağlanmalı, içten gelmeden, dıştan zorla olan örtünmelerin istenmeyen sonuçlar verebileceği hatırdan çıkarılmamalı. Bu konuda başını açan kişinin, hatta açık giyinen kişinin eğer inkar etmiyorsa müslüman olduğu gerçeğini hatırdan çıkarmamalı.
Dinin başlarını açsalar bile, kendileri çıkmadıktan sonra inanç yönüyle dışına koymadığı insanlara, İslam’ın dışındaymış gibi davranmak, onların istediğimiz duruma gelmelerine engel olur.
Bu tür insanlara örtüyü bir şekil olarak dayatmaktan ziyade, güzel bir halin neticesi olarak takdim etmeli.
Örtünmezsen olmaz gibi bir üsluptan daha ziyade, örtünürsen daha iyi olur gibi bir üslubu benimsemeli anlatışlarımızda.
Bu üslup tarzını mücerret bırakmamak için yaşanmış bir olayı anlatalım.
Bir yaz günü İstanbul mütevellisinden bazı esnaflar, eşleri ile birlikte Bursa Uludağ’a kampa gidiyorlar. Esnaflardan bir tanesi, karısının baş açık olduğu için, karısını götürmekte zorlanıyor. Ve çokça yaptığı ısrar sonucunda, bir günlüğün de olsa karısını gitmeye razı ediyor.
Tabii kadın kendine yabancı hissettiği çevrede, her şeyin uzağında duruyor. Ve yüzü bir karış asık. Kendi müslüman ama, müslümanlar namaz kılıyor o kılmıyor. Müslümanlar dua ediyor o etmiyor. Müslümanlar kitap okuyor, o okumuyor.
Tabii bundan ciddi rahatsız.
Kamp sorumlusu yaşlı ağbeyimiz. Kızı yaşındaki kadının halini görünce bir şeyler olduğunu anlıyor.
Biraz konuşup ilgilenince, kendisinin bu haliyle müslüman olduğunu, kendini müslümanlardan ayrı görmemesi gerektiğini, buraya kadar geldiğini, ilerede de başını örtebileceğini tatlı bir dille kendisine anlatınca, kadın yumuşuyor. Ve arkasından kendi hem cinsleri ile kurduğu ilgi onu daha da yumuşatıyor. Ertesi gün kendini götürmek isteyen eşine daha kalmak istediğini ve bu insanları çok sevdiğini söylüyor.
Bu bir örnek, bunların daha yüzlercesi var.

Bir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi miras bırakamaz (Hadis-i Şerif)


(Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.) NAHL/90


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 12:28
 
Son söz

Biz her ne kadar, mantık, hikmet, akıl ve pisikolojik faktörler deyip, saklı duygular altında bir şeyler arasak ta, örtünme de esas olan Allah’ın emretmesidir.
Biz her şeyde olduğu gibi, her şeyin bize verdiği faydayı ve hikmetlerini teşvik ve tercih ettirici faktörler olarak ele alıyor ve Asıl yapma sebebimizin “Allah emrettiği için” olması gerektiğini ifade ediyoruz.

Kaynak: Yeni Ufuk.

Bir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi miras bırakamaz (Hadis-i Şerif)


(Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.) NAHL/90



-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 12:31
 Yitik Sevdamın Örtülü Çiçekleri (başörtüsü)yaş örtüsü
Öfkemin asırlardır kapanmayan yarasına Kurşun sıkıyorlar yine şüheda!
Ülkemde örtülerim çekiliyor başımdan, Başörtülülerle boğuluyorum her gece İlmik ilmik boğazıma düğümleniyor hıçkırığım, Haykırmak istesem de sesim çıkmıyor ,Hafakanlar ortasında kaldım, Biçareyim şüheda!..
Bugün yine zulüm yağıyor, Akan gözyaşlarım üstüne, Birileri başörtümü istiyor, Birileri ölüm istiyor şüheda!..
Yitik sevdamı yok etmek için, Darağaçlarında... Bak bir Zeyneb çıkmış şüheda!.. ONURUMDUR ÇİĞNETMEM! diyor... Birilerinin dili dışarıda,hayvanca saldırıyor... Bir Sümeyye çıkıyor Her fırsatta karşılarına... Ve direnişin sancağı, Başörtümüz oluyor!... Dalgalandıranlara selam olsun!... Öfkemin yarasına intikamlar yağıyor şüheda!..
Beyazıt Meydanında yakılan, İsyan ateşi bile içimi ısıtmıyor!... Buz kesildim utancımdan şüheda!...
Kan-ter içinde kaldım, titriyorum; Öfkelerin ayazında... Bak bir Aişe çıkıyor
;ŞEREFİMDİR ÇİĞNETMEM! diyor!.. Birileri hayasızca, Peruk teklif ediyor... Bir Zehra direnişi çıkıyor, iğrenç teklifin karşısına!.. Ve direnişin sancağı, Başörtümüz oluyor!.. Koruyanlara selam olsun!.. Beynimin dehlizlerine, Bakışların düştü yine şüheda!.. Gelmek istesem tel örgüler bırakmıyor, Uykularım bölünüyor bin berzah ötesinde... Keşke diyorum, keşke... Ama yok, yok işte... Arasatta kalmış gibiyim, Biçareyim şüheda!.. İntizarın düşüyor gönlümün vuslatlarına, Kelepçeli ellerimi semaya kaldırarak, Yitik sevdamın örtülü çiçeklerine Adıyorum dualarımı!..

İslam için öleceksem ey kılıçlar alın canımı..!


"Kızımın örtüsü batmakta reziLin gözüne Acırım tükrüğe biLLahi tükürsem yüzüne...!"
 
(Mehmet Akif Ersoy)


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 12:34
 Başörtüsü (bayan arkadaşlar lutfen izleyiniz)
İslam ve örtünme 1


Başörtü Giriş http://www.muslumangenc.com/media/klip/basortu/basortusugiris.htm - Yüksek Kalite http://www.muslumangenc.com/media/klip/basortu/basortusu.zip - download
Başörtüsü 1 http://www.muslumangenc.com/media/klip/basortu/basortusu1.htm - Yüksek Kalite
Başörtüsü 2 http://www.muslumangenc.com/media/klip/basortu/basortusu2.htm - Yüksek Kalite
Başörtüsü 3 http://www.muslumangenc.com/media/klip/basortu/basortusu3.htm - Yüksek Kalite
Başörtüsü 4 http://www.muslumangenc.com/media/klip/basortu/basortusu4.htm - Yüksek Kalite
Başörtüsü 5 http://www.muslumangenc.com/media/klip/basortu/basortusu5.htm - Yüksek Kalite
Başörtüsü 6 http://www.muslumangenc.com/media/klip/basortu/basortusu6.htm - Yüksek Kalite
Başörtüsü 7 http://www.muslumangenc.com/media/klip/basortu/basortusu7.htm - Yüksek Kalite

DE KORKMA MÜSLÜMANIM
GÖĞSÜN İMANLA DOLSUN
İRTİCA İSLAM İSE BAŞIMIN TACI OLSUN..!


AZRAİL kapıda !!!!
Gençlik... Gelip geçti... bir günlük süstü;
Nefsim doymamaktan dünyaya küstü.
Eser darmadağın, emek yüzüstü;
Toplayın eşyamı, işim acele!


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 12:37
 TesettÜr Kemİk Erİmesİ Yapiyor!!!
"Tesettür, kemik erimesi yapıyor"muş!!!(Sabah:28.10.2005)

Gazete akılları sıra, "sözde doktor"lardan delil de getirip, şöyle dediler:"Kadınların çoğunda, kapalı giyimden dolayı, güneş ışığından az yararlanmaya bağlı kemik erimesine rastlandı!"Hatırlarsınız;Aynı iddiayı, bir zamanlar "Netekim Evren" de dillendirmiş ve demişti ki;"Başını örten kadınların zekâsı gelişmez!"O da, "güneş ışığı"na dayandırmıştı iddiasını!..
SEFA HOCA'DAN SON NOKTA
Ne var ki;"Hekim"liğine güvendiğim, "araştırma"larına itibar ettiğim Doç. Dr. Sefa Saygılı, oynanmak istenen oyunu, "tek cümlede" bozdu!..Dedi ki;"Kemik erimesinin oluşmaması için; bir cildin, haftada iki gün yarımşar saat el ayası büyüklüğünde güneş görmesi yeterlidir. Vücudun herhangi bir parçası güneşi görebilir. Yüz olabilir, eller ve ayak olabilir. Başını örten kişilerin yüzü ve ellerinin açık olması, kemik erimesini engellemeye yeterlidir."
Ve sordu:"Kemik erimesi, insan hayatının tabii bir sürecidir.. İlaç firmaları, kemik erimesini özellikle abartıyorlar!.. Çünkü, ortada büyük bir pazar var ve bu pazarda büyük paralar dönüyor!.. Medya da, maalesef buna alet oluyor!..Ama, asıl sorulması gereken soru şu: Kemik erimesi olayını öne çıkaran medya; insanların çıplak olmasından dolayı oluşan cilt kanserleri hakkında niye yayın yapmıyor?"Evet, niye yayın yapmıyorlar?.."Plaj"larda oluşan ve son derece "itici bir görüntü" arz eden "kahverengi benek"leri niye yazmıyorlar?..Yazarlar mı hiç?..O zaman, kadınlar "örtünmeye" başlar!.. Örtününce de; "röntgencilik" biter!.. Dahası, "Soy oğlum soy!.. Daha çok kadın soy ki; tirajımız patlasın!" diyen Zafer Mutlu'lardan mahrum kalır Türkiye!..

"ÇIPLAKLIK, APTALLAŞTIRIYOR!"


Ne o, şaşırdınız mı?.."Dahasını" yazıyordu Sabah;"Aptal kadınlar çıplaklaşmıyor,Çıplak kadınlar aptallaşıyor!"Evet, aynen bunları yazıyorlardı!.. Hadi, tarihini de vereyim: 23 Nisan 1999'da... Yerini de söyleyeyim: "16. sayfa"larında!..

ÖRTÜN, PROBLEMİ ÇÖZ, YA DA SOYUN, GERZEKLEŞ!
Bugün "Tesettür kemik erimesi yapıyor" diyen Sabah, bakın 23 Nisan 1999'da neler yazmış;"İnsanlık 2000'li yılların eşiğinde bir büyük meselesini daha çözdü.Bilim adamlarının bulgularına göre, sanıldığının aksine aptal kadınlar çıplaklaşmıyor, çıplak kadınlar aptallaşıyor.Bu sonuca, toplam 350 gönüllü kadın ve erkeğe zeka testleri uygulayan iki Amerikalı psikolog ulaştı. Barbara Frederickson ve Tomi-Ann Roberts adlı psikologlar deneklere, matematik sorularının ağırlıklı olduğu testler uyguladılar.Kadın ve erkek denekler bir defa tam giyimli olarak ve bir defa da mayo-bikini giymiş olarak testlere tabi tutuldular.Şok sonuç: Çıplak ya da çıplağa yakın derecede giyimli kadınların zihinsel yeteneklerinde ani bir düşüş görüldü. Giyimli halde en zor, girift denklemleri çözebilen kadınların, bikini giymiş haldeki performansları vitrin mankenlerini aratıyordu.Erkeklerin zeka seviyeleri ise giyimli olup olmadıklarından etkilenmiyor."

KADIN "APTAL" OLMALI Kİ!!!
Noktasına ve virgülüne dahi dokunmadan, aynen aktardım haberi!..Gördüğünüz gibi;Kadınlar, "çıplaklaştıkları" oranda aptallaşıyor!.. "Giyimli" oldukları oranda ise, "en zor ve en girift problemleri çözebiliyor!"Evet; "çıplak" ya da "çıplağa yakın açıklıkta" olduğunda "zekâ erimesi" başlıyor!..Bu olay üzerinde, uzun uzun "tahlil"ler yapılması gerekir diye düşünüyorum!.. Bana göre; en önce kadınların "çıplaklığa isyan" etmesi lâzım!..Çünkü efendim;Çıplaklığı "özgürlük" diye sunan erkeklerin, aslında "aptal kadın" istedikleri gibi bir sonuç çıkıyor ortaya!..Öyle ya;Kadın "çıplak" olduğunda; aynı zamanda "aptal" da olacağı için merhum Osman Yüksel Serdengeçti'nin ifadesiyle "kafeslemek" kolay!.."Başörtüsü yasağı"nda niye ısrar ettikleri şimdi daha iyi anlaşılıyor!.. Çünkü, "başörtülü" kızlar, "zekâ kaybı" yaşamadıkları için; "başarılı" oluyorlar ve "derece" yapıp, "birincilik kürsüleri"ne çıkıyorlardı!..Oysa, "göz zevkleri bozulan erkekler" için; "kadın" dediğin "kürsüde" değil, "yatakta" olmalı!..Yaaa, şimdi anladınız mı "Vehbi'nin kerrakesi"ni?!?Adamların, "dinsel simge"ye saldırıp, "cinsel simge"ye kucak açmaları boşuna değilmiş meğer!..Sabah öyle yazıyor ha;"Çıplaklık, kadınları aptallaştırıyor!"Demek oluyor ki;Ortalıkta "aptal kadın" sayısı hayli azaldı!.. Bu yüzden de, "tesettür kemik erimesi yapıyor" iddiasını ortaya atıp; akılları sıra "aptal kadın sayısının artmasını" sağlayacaklar!..Onlar da haklı birader;"Çıplak" pozlar veren "aptal"lar olmasa, sayfalarını nasıl dolduracaklar?..Ve de "ne" satacaklar?!?En büyük "sermaye"leri, çıplak kadınlar!..Tiryakilere karşı şarapseverler!Şunu, bir türlü anlayabilmiş değilim: "Sigara yasağı yaygınlaştırılmaya" çalışılırken "alkol içme özgürlüğü" niye teşvik ediliyor!.."Laikliğin beşiği Fransa'da" bile, "şarap" şişelerinin üzerine "sağlığa zararlıdır" yazılması tartışılırken, "Fransa yoldaşı Türkiye"de, alkole gösterilen bu "sınırsız hoşgörü" acaba niye?..Öyle ya; alkol içenlerin çocukları ya "zekâ özürlü" ya da "beden özürlü" oluyor!.. Açıkçası, "sakat" doğumların çoğu, "alkol"den!.. İçenlerin çoğu da, zaten "ayyaş!"Ne yani; "sigara" zararlı da, alkol "faydalı" mı?.. Yoksa, medya kurmaylarının çoğu "şarapsever" olduğu için mi kopuyor bu curcuna?.. Anlayamadım gitti!..

MODACILAR, çIplaklIk unsurunu defIlelerInIn bIr numaralI unsuru halIne getIrdI.

İlk keşfedildiğinde büyük yankı uyandıran ve bütün defilerlerde kendine yer bulan transparanın artık fazla işe yaramadığını gören modacılar, artık mankenleri soyup soyup podyuma itiyor. Fransa'nın Paris kentinde 1999-2000 Sonbahar/Kış koleksiyonunu tanıtan Stella Cadente de aynı yola başvurdu. Üzerinde sadece minicik bir şort ve çizme bulunan mankene tasarladığı kürkü giydiren Cadente, doğal olarak hedefine ulaşmayı başardı. (Sabah: 09 MART 1999)

ben bir garip kulum...ne olur ki sonum,malumdur şu halim,Affeyle ALLAH...


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 12:39
 BAŞÖRTÜSÜ MESELESiNE FARKLI BiR BAKIŞ..
Başörtüsünün günümüzde simgesel bir anlam olarak özel bazı çevrelerce kullanıldığı bir gerçekliktir.

O özel çevreler ellerini başörtüsünden çekmedikçe de bu meselenin halledilebileceğine inanmıyorum.

Başörtüsü hakkında müthiş bir kavram kargaşası yaşanıyor üstelik.

Başörtüsünü siyasal obje haline getirmekle bir kısım dinidar çevreler, bilerek veya bilmeyerek başını örtmek isteyen kadınların ellerinden bu hakkı zorla almışlardır.

Dolayısıyla başörtüsü zulmü diye adlandırılan günümüzdeki zorba uygulamaların altında öncelikle bu kısım insanların ardniyetleri aranmalıdır. Onlar meseleden çekildiğinde, başörtüsünden, bazı eller kendiğinden çekilecektir diye düşünüyorum.

Başörtüsünü siyasal simde haline getirip, dinin bu mukaddesini bazı amaçlar için kullananların samimiyetsizliği ve ardniyeti, rejim menfaatlerini yakın takip eden kimi çevreleri harekete geçirmiştir.

Bakınız:

Bu ülkede camilerde ibadet özgürlüğü kesinlikle var, değil mi?

Bir sabah namazı, sıcak yatağından ayrılıp, cemaatle namaz kılmak için evinden ayrılan insan sayısı kadar samimi Müslüman var desem, kesinlikle yanlış bir görüş belirtmiş olurdum!

Veya:

Hacca gitmek üzerine farz olmadığı halde, ( evi yok, arabası yok, 6 aylık erzakı yok) kendini ve ailesini zora sokacak bir maddi külfetle, emekli maaşını olduğu gibi Hacca yatırıp, üstelik sade bir turist edesıyla bu yolculuğa çıkanların büyük bir kısmının, ne gittiği yerden ne de gitme maksadından habersiz olduğunu söylesem yine abartının alasını yapmış olurdum!

Ya da:

Dinsel objeleri çıkarlarına alet edenler yüzünden bu memlekette kıtlık, yokluk depremler oluyor desem halt etmiş olurdum herhalde!

Bence artık 'iğneyi kendine, çuvaldızı ele batırma' konumu geldi de geçiyor. İnançlı biri olarak, toplumdaki din anlayışını görüp, hala dinden nefret etmeyenleri basiretlerinden yana kutluyorum.

İnançsızlar, Müslümanların hayatını süsleyen hangi mükemmel uygulamayı gördüler de 'tu kaka' dediler merak ediyorum.

İslam kimlikli İslam'dan nasibsizlerin ucuz senaryo ve basit kurgulu yaşamlarını görüp te 'İslam kesinlikle bu olamaz!' demesi için bir inançsızın, gerçekten firaset sahibi olması gerekiyor.


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 12:40
 
Başörtüsü yasağı ayrımcılık


Avrupa Parlamentosu (AP), Türk hükümetine başörtüsü yasağından kaynaklanan ayrımcılıkla ilgili bir çalışma yapma çağrısında bulundu. 15 ‘hayır’ oyuna karşılık, 522 ‘evet’le kabul edilen raporda, başörtüsü yasağı sebebiyle kadınların iş hayatında ayrımcılığa maruz kaldıkları ifade edilirken, Türk hükümetinden bu konuyla ilgili ayrıntılı bir değerlendirme yapması istendi.
Avrupa Parlamentosu (AP), Türk hükümetine başörtüsü yasağından kaynaklanan ayrımcılıkla ilgili bir çalışma yapma çağrısında bulundu. Konu önceki gün Strasbourg’da toplanan AP Genel Kurulu’nda gündeme geldi.
Zaman’dan Emre Demir’in haberine göre başörtüsü yasağının ayrımcılık olarak görüldüğü ‘Türkiye’de Kadın Hakları’ raporunu Hollandalı parlamenter Emine Bozkurt hazırladı. Rapor, AP’de 15 ‘hayır’a karşılık 522 oyla kabul edildi.
Türk asıllı Hollandalı parlamenter Emine Bozkurt’un hazırladığı ‘Türkiye’de Kadın Hakları’ raporunu oylayan Avrupa Parlamentosu, 15 ‘hayır’ oyuna karşılık, 522 ‘evet’le raporu kabul etti. Başörtülü kadınların iş hayatında ayrımcılığa maruz kaldığına dikkat çekilen raporda, Türk hükümetinin, kadın hakları konusunda gerçekleştirdiği yasal reformlar ‘memnuniyet verici’ bulundu; ancak uygulamadaki aksaklıkların giderilmesi istendi. Geçen sene onaylanan Türkiye İlerleme Raporu’ nda da başörtüsü yasağına çözüm bulunması istenmişti. Sorunun iki AP raporunda yer alması önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Raporda, başörtüsü yasağı nedeniyle kadınların iş hayatında ayrımcılığa maruz kaldıkları ifade edilirken, Türk hükümetinden bu konuyla ilgili ayrıntılı bir değerlendirme yapması istendi. Üniversitelerdeki başörtüsü yasağının ‘dolaylı ayrımcılık’a yol açtığını belirten Bozkurt, 2005 yılında hazırladığı kadın hakları raporunda başörtüsü yasağına değinmemiş, yasağın raporda yer alması için getirilen değişiklik önergelerine de karşı çıkmıştı. Başörtüsü sorununun AB Komisyonu’nun her yıl hazırladığı ilerleme raporlarını da etkilemesi bekleniyor. Pazartesi akşamı Genel Kurul’da yapılan tartışmada Türkiye’de on binlerce şiddet mağduru kadın bulunmasına rağmen, 80 civarında sığınma evi bulunduğu belirtilmişti. Bunun ardından AB Komisyonu, Türkiye’de sığınma evi kurulmasıyla ilgili 8 projeye destek vereceğini açıkladı. Ayrıca, Türkiye’de çok az sayıda kadının siyasette yer aldığının hatırlatıldığı raporda, kadının siyasetteki rolünün artırılması tavsiye edildi.

DE KORKMA MÜSLÜMANIM
GÖĞSÜN İMANLA DOLSUN
İRTİCA İSLAM İSE BAŞIMIN TACI OLSUN..!


AZRAİL kapıda !!!!
Gençlik... Gelip geçti... bir günlük süstü;
Nefsim doymamaktan dünyaya küstü.
Eser darmadağın, emek yüzüstü;
Toplayın eşyamı, işim acele!


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 12:47
 BAŞ ÖRTÜLÜ BACILARIMIZ YANINIZDAYIZ-
http://imageshack.us/">
tesettür ve kadın
Ne zaman Fethi Paşa Korusu'na gitsem, başörtülü genç kızlar, yanlarındaki yeni yetme oğlanlarla laubali biçimde fingirdeşiyorlar. Bakıyorum, karşımdan bir bayan geliyor. O da ne? Başını örtmüş, gerisi açıkta. Gülmek geliyor içimden, fakat üzüntü ağır basıyor.
Şu başörtüsü işi böylesine sulandırılmamalıydı. Bir şey maksadından soyutlanarak algılanırsa olacağı budur. Bunda en büyük suç, tesettürü kadının kişiliğini öne çıkaran bir onur değil de erkeği kadından koruyan bir emir olarak algılayan geleneğimizin ve geleneksel kafalarındır.
Önce mütearifeler:
1. Din insan içindir.
2. Dolayısıyla, tüm dini emir ve yasaklar Allah'ın değil, insanın çıkarı içindir.
3. İşte bu yüzden, tüm dini emir ve yasaklar uygulanırken, onu uygulayan insanın bundan elde ettiği çıkarı iyi bilmesi gerekir. Bu çıkarı bilerek emre uymak, insanı "tatmin eder" ve imanı "sorumluluk bilincine" dönüştürür.
4. Bunun için de ilahi mesajı ve buyrukları maksadını gözeterek okumak şarttır. Çünkü Allah amaçsız düzenleme yapmaz, hikmetsiz iş buyurmaz.

Peki tesettür emrinin maksadı nedir?
Bu sorunun cevabını verebilmek için tesettürü emreden ayet olan Ahzab 59. ayetin devamındaki "onların tanınmaları için en uygun olun budur" ibaresi üzerinde yoğunlaşmak şart. Burada altı çizilen kadın kimliğinin hicab yönü ilk saldırıya uğrayan noktadır.
Aslında "hicab" sorunun anahtar kavramı. Hicabı "baş örtüsüne" indirgemek yanlış bir kere. Bizde böyle bir şey var. Hatta hicabı baş değil beden örtüsüne indirgemek. Kur'an'ın yaklaşımına kıyasla yanlış bir anlamadır. Çünkü Kur'an takva örtüsünü ön plana çıkarıyor. "Takva elbisesi, işte budur en önemlisi!" ( 7.26) Yani, bedenin tesettürü takva örtüsünden, yüreğin ve zihnin tesettüründen ayrı değerlendirilmemelidir.


Hicab; kimlik ve kişiliği öne çıkarmak için Öncelikle, Kur'an'ın böyle bir bütüncül bakış açısı olduğunu görmekteyiz. Bedenin tesettürünü, zihnin ve kalbin tesettüründen ayrı düşündüğümüz zaman Kur'an'ın bütüncül bakış açısını parçalamış oluruz. Ahzab 59'da geçen 'li yu'rafne' (tanınmaları için), bu tek kelime, Arap dilinde, kendi içinde tamamlanmış bir cümledir. Bu tanınmaları için bir gerekçedir. Yani 'Bu emri niçin verdin Ya Rabbi?' diyene bir cevaptır. Cevapta iki gerekçe var, iffetli olarak kalmaları ve tanınmaları için. Ama asıl vurgu yapılması gereken kavram, bu 'tanınmak' kavramıdır, "li yu'rafne."
Bu kavramın kök kelimesi 'arafe'dir. 'Arafe' anlam alanı ile düşündüğümüzde "maruf, arif, tarif, marifet" kavramları karşımıza çıkar. Bu hem bir bilince tekabül eder, hem de bir kimliğe tekabül eder. Dolayısıyla buradaki tanınmak sıradan bir "görünce ayrımsamak, fark etmek" değildir. Buradaki tanınmak, çok daha derin ve kendi bağlamı içerisinde sıradan basit bir ayrımsama, ayırdetmeden öte bir kimlik, bir kişilik, bir bilinç, bir şahsiyet vurgusudur.
Dolayısıyla bu ayet ve tesettürle ilgili diğer ayetlerdeki örtünme emrinin temelini kadının kişiliğini şeffaflaştırmak için bedenini örtmek teşkil eder. Kadının kişiliğini şeffaflaştırmak için tanınmak anlamı sıkıştırılmış (zipli) bir ifadedir ki, zaten Kur'an'ın dili sıkıştırılmış bir dildir. İcaz buna denir, Kur'an'ın icazını çözdüğümüzde doğal ve zorunlu biçimde o sıkıştırılmış ifadenin bize daha farklı bir kelime grubu ile yansıması şarttır. Yani aradaki boşlukları doldurmamız gerekir. Onun için "li yu'rafne" ibaresini açarak anlamaya çalışırsak, bu tamamen "kişiliğini şeffaflaştırmak için bedenini örtmek" anlamına gelir.
"Kişilik"le "dişilik" arasında kadın
Bu, tarihte kadına yapılmış en büyük ikramdır. İnsanların önüne çıkaracak bir erdemi, bir kimliği, bir kişiliği bulunmayan bir kadın ille de farkedilmek istiyorsa, insanlara "dişiliğini" gösterecektir; kişiliği yerine dişiliğini. Yani tesettürü emreden Kur'an'ın kadına verdiği açık mesaj şudur: Dişiliğinizle kendinizi görünür kılmak yerine kişiliğinizle/şahsiyetinizle erkek egemen dünyada hak ettiğiniz saygın yeri alın. Onun için tesettür, kadının insan kimliğini teninin önüne koymak demektir.
Tesettür emri, ancak bu yaklaşımla doğru anlaşılabilir. Tesettüre karşı çıkanlar, bilerek veya bilmeyerek kadını kimliksiz ve kişiliksiz yapmak isteyenler, onun teninden haksız kazanç sağlamak isteyen, onu metalaştıran, onu hep edilgen ve zevkine hitap eden bir nesne olarak görmek isteyenlerdir.
Neden böyle isterler? Dikkat ederseniz, kadını kimliksiz ve kişiliksiz görmek isteyenlerin hemen hemen tamamına yakını nefsine kul olmuş erkeklerdir. Neden? Çünkü kimliksiz bir kadının bedenini, estetiğini daha çabuk istismar edebilirler, örseleyebilirler, ondan yararlanabilirler. O sebeple kadının örtüsüne yönelik her düşmanlık, farkında olunsun ya da olunmasın, aslında kadının bedenini istismara açmak isteğinden başka bir şey değildir.
Sonuç: Modern kadın, dişiliği erkekler tarafından tepe tepe sömürülmek amacıyla kişiliği yok edilen kadındır. Eğer Müslüman kadın, tesettürü kişiliğin öne çıkarılması için dişiliğin örtülmesi olarak görmeyip, onu dişiliğini öne çıkarmanın bir aracı kılıyorsa, o tesettür tesettür değildir.
Ona "örtülü çıplak" derler.
Siz kendi değerlerinizi dalgaya alıyorsanız, sizi kim ciddiye alır?


Mustafa Islamoglu
 

-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 12:49
 
Peki tesettür emrinin maksadı nedir?
Bu sorunun cevabını verebilmek için tesettürü emreden ayet olan Ahzab 59. ayetin devamındaki "onların tanınmaları için en uygun olun budur" ibaresi üzerinde yoğunlaşmak şart.
Allah razı olsun kardeşim..bu cümleler kafi ama ben de elimdeki kitaplardan bi kaç cümle paylaşmak istiyorum inşaallah.

’Ey peygamber!Hanımlarınıza,kızlarınıza ve mü’minlerin hanımlarına söyle,evlerinden çıktıklarında dış örtülerini üzerlerine alsınlar.Bu onların hür ve iffetli hanımlar olarak tanınmaları ve eziyete uğramamaları için daha uygundur.Allah ise çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.’’ (Ahzab-59)
bu ayeti kerimede geçen hür kelimesinden maksad: O zamanki hür kadınlarla cariyelerin ayırt edilmeleri için örtü emri gelmiştir.Çünkü o zaman sokakta giden cariyeleri satın almak isteyen erkekler cariyelere bakabilirlermiş.Hatta onları çok yakından rahatsız bile edebilirlermiş.Sokakta giden evin hanımı ile cariyenin birbirinden ayırt edilmesi için bu emir gelmiş.Oysa şimdi böyle bir durum yok : Maalesef ‘‘Kur’an’da örtü ile ilgili ayet yok’’diyenlere , ‘’Kur’an’da örtü ayeti var’’dediğimiz zaman hemen bunu söylüyorlar.Diyorlar ki; ‘’örtü ayeti o zamanki hür kadınlarla cariyelerin ayırt edilmesi için inmiş’’
Peki müfessirler nasıl bir izah yapıyorlar?
Müfessirlere göre;Ahzab suresi ile Nur suresinin iniş sebebi,hangi makamda,hangi maksatla ve niçin indiği farklıdır.
Ahzab suresinin bu ayeti tamamen toplumun huzuru ve kamu düzeninin sağlanması için inmiştir.Yani erkekler sokakta hür kadınları tanısınlar.Onları satın almak için rahatsız etmesinler.
’Mü’min kadınlara da söyle;gözlerini haramdan sakınsınlar,namuslarını da korusunlar. Ziynetlerini ise görünmesi zaruri olan yerler müstesna,açığa vurmasınlar.Başörtülerini de yakalarının üzerini kapatacak şekilde iyice örtsünler.Kocalarından,babalarından,kocalarının babalarından,oğullarından,kocalarının oğullarından,kız kardeşlerinin oğullarından,mü’min kadınlardan,cariyelerden,yaşlı hizmetçilerinden,büluğ çağına gelmemiş çocuklardan başkasına ziynet yerlerini göstermesinler.Gizledikleri ziynetleri belli olsun diye ayaklarını yere vurmasınlar,hepiniz Allah’a tevbe edin,ey mü’minler,ta ki kurtuluşun yoluna eresiniz’’(nur-31)
Bu ayet-i kerimede ise kamu düzeninden ziyade,insan yaratılışına hitap ediliyor.Yani insanın yaratılışının gereği olarak örtünmesinin gerekliliği anlatılıyor.Bu surede kadının kesinlikle örtünmesi emrediliyor.Kadın ne olursa olsun yaratılışı gereği örtünmesi isteniyor.’’
(Gerçeği arayan genç kız-Gülay Atasoy/Türdav yay.syf:72-73)

‘’örtünmek her devirde olduğu gibi İslam’dan önce Arap yarımadasında yaşayan kadınlar için de bir ihtiyaçtı.Tesettüre uymamak kadınları çok sıkıntıya sokuyor ve iffetlerinin muhafazasını güçleştiriyordu…. ..O zamanlar bile ahlaki seviyenin düşmesinde tesettürsüzlüğün payı çok büyüktü.Tıpkı içinde yaşadığımız şu asır gibi.
Kurtubi’nin beyanına göre;Efendimiz (s.a.v) ;Arap kadınları arasındaki tesettürsüzlükten dolayı meydana gelen olaylardan büyük rahatsızlıklar duyuyordu.Fakat duruma müdahale edemiyordu.Çünkü bu durumla ilgili herhangi bir vahiy henüz gelmemişti.


‘’Görüldüğü üzere tesettür bir çirkinlik ve zevksizlik değildir,bilakis manalı bir güzelliğin ve ulvi zevkin ta kendisidir.Üstelik tesettür kadınlara konulmuş bir hürriyetsizlik de değildir.Aksine onları hain ve art niyetli nazarlardan saklamak ve korumak gayesine yönelmiş rahatlatıcı,huzur verici bir tatbikattır.’’ (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

demek ki; örtü hürriyetin,açıklık ise köleliğin işaretidir.Zaten İslamiyetten önce de Arap yarımadasında hür kadınların örtülü gezdiği,köle kadınların ise açık gezdikleri buna örnek teşkil etmektedir.
(Bir genç kız yetişiyor-Esra Nuray Sezer /Nesil Yay.syf:51-52)

ayrıca ;
Neden örtünüyorum-Nuriye Çeleğen/nesil yay.
Kadının onuru-Mehmet alagaş/insan yay.


‘‘Ya Rabbi; bu satırları karaladığım, şu anda, senden, bu dünya cehennemine bir kartpostala bakar gibi, yanmadan ve kavrulmadan, sadece ibret ve haşyet gözüyle baktıracak ruh kuvvetini istiyorum.’’
n.fazıl


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 12:58

Değerli medahms ;

Azminize hayran kalmamak ne mümkün.Tebrik ederim tek kelime ile :-) 



-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 13:05
Azminize hayran olmakla birlikte Rehber'de geçen örtünme ile ilgili ayetleri buraya alıp bir teati edelim isterim.Bakalım Rabbimizin verdiği AKIL ile mücehhez kullarından olan!! bizler neyi nasıl anlıyoruz.
Çünkü Rabbimin en sevdiği şeylerden birisi İNSAF mış.İnsaflı karar verebilmek içinde başkalarının bilgisi ile değil kendi bilgimizle bilir ve başkalarının gözü ile değil kendi gözümüzle görür isek insaflı olmaya muvaffak olabilirmişize iman etmişliğim var    :-)


-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: fuku
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 13:07
 bence cok güzel bi konu bu konu üzerine kurulan ve insanların akıllarını karıştırmaya çalışmaları cok kötü bir durum ve başarörtüsünü yanlış yönlere cekmeleri cok fena bir olay kesinlikle başörtüsü dinimizin bir ayrı güzelliği nasıl allaha-u tealanın buyrukları biz insanoğlunun iyilikleri içinse bu konuda tartışılacak bir konu olmamlı aslında......   


Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 15:30

Değerli fuku ;

Engizisyon "Dünya yuvarlaktır" diyen Bruno'yu yaktı.Galileo'yu ise fikirlerini kimselerle paylaşamasın diye dört duvar arasına hapsetti.

KİLİSE  bunu yaparken Hz.İsa'nın "Geri dönüşünde herkesin onu göreceği" savı ile ki bu savı Kitaplardaki sözlerden aldıkları iddiasında idi ve bu bir ANLAYIŞ idi.Tıpkı şu anki ANLAYIŞ GİBİ.

bence cok güzel bi konu bu konu üzerine kurulan ve insanların akıllarını karıştırmaya çalışmaları cok kötü bir durum ve başarörtüsünü yanlış yönlere cekmeleri cok fena bir olay kesinlikle başörtüsü dinimizin bir ayrı güzelliği nasıl allaha-u tealanın buyrukları biz insanoğlunun iyilikleri içinse bu konuda tartışılacak bir konu olmamlı aslında...... “ 

 
ANLAYIŞLARINDAN kaynaklı dünyanın düz olması gerektiği o yüzden yuvarlak olamayacağını ifade edip dinlerinin ayrı bir güzelliği !! olan bu güzelliği !! kimselere bozdurtmak istemediler tıpkı şimdiki gibi değil mi ?

Sonuç :

Dünya yuvarlakmış ve KİLİSE hata mı yapmış yoksa ?

Yani Batlamyus faraziyesi ve kilisenin binlerce yıllık hatası başkası adına değil Allah adına yapılagelen bir hata idi . Biliyorsun Allah .

Basîr: Her şeyi gören dir

Semi: Her şeyi işiten dir

 Ve Cebbardır: Yaratıklarının hallerini ve işlerini düzelten, iradesi ile onları istediği şekilde yöneten ve hükmünün yerine gelmesine karşı konulamayan dır

 

Hatasız kul olmaz der Orhan abimiz

Ki fark etmiyor kul hata yapsa da zaten Allah Hakem ismi ile

Hakem: Hükmeden, iyiyi kötüden ayırt edendir    Yani hem eder hem de ettirir  :-)

 

 

 



-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: salih_s83
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 16:58
 

-------------
etikete gerek yok eskiler tanır bizi www.konyaforum.biz


Mesajı Yazan: salih_s83
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 17:27
 ben dinliyorum siz konusun  konusun
              


-------------
etikete gerek yok eskiler tanır bizi www.konyaforum.biz


Mesajı Yazan: sundem
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 17:37
 S.A  
 
TEŞEKKÜRLER   KARDEŞİM   ELİNE  SAĞLIK  YİNE  GÜZEL KONULARA  DEĞİNMİŞİN. TEBRİKLER  DEVAMINI DİLERİM.


Mesajı Yazan: zeynep
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 18:07
 mükemmel diyorum fakat bu kelime bile yeterli değil yazılarınız için.gerçekten tebrik ediyorum.saatlerdir okuyorum yazılarınızı.bunların üzerine söylenecek hiçbir sözün anlamı yok diye düşünüyorum en azından benim için öyle.
Allah razı olsun...


-------------
"Tutuşturanlar,lugat kitabını elime,Bilsinler:Allah'tan başka bilmiyorum kelime"


Mesajı Yazan: medahms
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 18:59
 S.A  
 
TEŞEKKÜRLER   ARKADAŞLAR    CÜMLEMİZDEN   ALLAH  RAZI OLSUN


-------------
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/customavatars/avatar153_1.gif

http://www.loadtr.com/638133-yph.htm">


Mesajı Yazan: fuku
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 18:59

 Nur Sûresi'nin 30 ve 31. ayetlerindeki hitap tarzı, insan fıtratına dikkatimizi çekmektedir. İstenenler de 'Bakışlarını yere indirmeleri', 'süslerini (zinetlerini), el yüz hariç göstermemeleri', 'başörtülerini, baş-boyunlarını kapatacak biçimde koymaları' şeklinde yapılan bir sıralama önemlidir. Bakışların etkisizliği veya bakışların tekrarlanmaması, karşı cinsin süslerini göstermemesi ve örtünmesi ile bağlantılı olması gerekir.
Örtünme ile ilgili giysiler için, Ahzab 59'da Cilbab, Nur 31'de Hımar (humur) kavramları kullanılmaktadır. Ayrı kavramlar kullanılması bunların gördüğü fonksiyonlar açısından önemlidir. Bu kavramlardan Hımar'ın asıl fonksiyonu baş ve boynu örtmesidir.5.6.8 Her iki giysiden beklenen özellik ise Nur 31'de geçen kadının zinetlerini göstermemesidir. Dolayısıyla farklı coğrafyada, farklı toplumlarda farklı giysiler giyilebilir. Önemli olan örtünmeden arzu edilen, beklenen güvenlik kuşağını oluşturabilmesidir.

Gerek Ahzab 59, gerekse Nur 30-31 örtünme (cilbab ve hımarın kuşattığı anlamındaki bir örtünme) ile ilgili hitabın müminlere olması, bu anlamdaki örtüyü, müminin kimliğinin bir parçası haline getirir. Bu bağlamda tesettür mümin bir kadının sembolü olur.

Hitabın mümin diye yapılması, tesettürün bir iç değişim, kalbi bir dönüşümden sonra gerçekleştirilebileceği anlamına da gelir. Nitekim tesettüre ilişkin yukarıdaki ayetler, hicretten sonra gelmiştir. Toplumun imani değişimi; toplumun tutum, davranış, hal ve hareketlerine, örtünmesine ve ihtiyaçlarını tatmin şekline yansıyacaktır.

Gene bu bağlamda başörtüsü, mümin kadının Rabbi olan Allah'a bağlılığının ve itaatinin bir ifadesidir. Kutsal ve kutsallığa karşı duyulan saygının bir sembolüdür.

Hıristiyan kadınların kiliseye giderken başlarını örtmeleri, Allah'a karşı duyulan bir saygının ifadesi olsa gerekir. Keza ölümle ilgili olarak ölü sahiplerinin başlarını kapatmaları, yaratıcı olan Allah'ın affediciliğine, merhametine sığınma anlamında bir teslimiyetin göstergesidir. Demek ki çok farklı kültür ve inanç sistemlerinde örtü, Allah'a sığınmanın O'ndan af ve merhamet dilemenin bir işareti olarak kullanılmaktadır.

Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta da; müslüman olmanın gerek şartını yerine getirenlerin, başörtüsü veya örtünme konusundaki eksikliklerinin onları İslam dairesi dışına çıkarmadığı gerçeğidir. Bunların İslami terminolojideki karşılığı kafir değil, günahkârdır. Öyleyse yapılması gereken bu kardeşlerimizi dışlamamak, bunları kucaklamaktır. Toplumu kamplaştırmak isteyenlerin arzusunun bunun tersi olduğu unutulmamalıdır. O açıdan böyle bir oyuna gelinmemelidir.

Müminin kimliği durumundaki kılık ve kıyafet, beşeri mantıkla bakılarak değiştirilemez, tanzim edilemez. Örtünmeyi Kur'an ve sünnetin tanımladığı bir çerçevenin dışına çekmeye çalışmak bu ülkeye sadece zaman ve imkan kaybettirir.

Bir toplum, yukarıdan cebri yöntemlerle şekillendirilemez. Toplumu yukarıdan 'cebren ve kanunen' mantığıyla şekillendirmeye çalışan tüm toplumsal mühendislik girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Aksini iddia edenler, III. Selim'den bu yana toplumu yukarıdan zorla yapılandırma çalışmalarının sonuçlarını incelesinler. Her işi 'cebren ve kanunen' halka rağmen yapacağını sananların tümü toprak olmuş; ama din ve örtü varlığını her geçen gün güçlendirerek devam ettirmiştir.

O açıdan bugün yasalar çıkararak arzuladıkları toplumsal mühendisliğin gerçekleşebileceğini sananların, tarihe tekrar tekrar bakmalarında fayda vardır.

Bu toplumun bu kadar tahrik ve aşağılanmayı uzun süre kaldırması mümkün değildir. Toplumu; Hz. Yusuf gibi, 'Rabbim, zindan da, ölüm de bunların bizi kendisine çağırdıkları şeylerden daha sevimlidir', deme noktasına getirmeden toplum mühendisliğine soyunanlar akıllarını başlarına toplamalıdırlar.



Mesajı Yazan: bademlikgülü
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 19:16
 s.a 
 
teşekkürler    eline sağlık


Mesajı Yazan: fuku
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 19:17
 

Tesettür ve kadın, modernleşme baskısı altındaki Müslüman toplumlarda yaşanan travmatik dönüşümlerde hep bir sembol ve işaret taşı olarak ele alındı.Ontolojik duruşunu İslami vahiy aracılığıyla belirleyen Müslüman kadın için tesettür bu duruşun tezahüründen başka bir şey değilken, onu bir laboratuvar nesnesi olarak gözleyenler tesettürü kendi atfettikleri anlamlara hapsettiler. Müslüman toplumların elitleri de sömürgecilik döneminde Batılı akıl tarafından üretilen bu ithal anlam ve tanımlar aracılığıyla baktılar yerli Müslüman kadınlara ve tesettüre. Müslüman Kadınları ve Tesettürü Yeniden Düşünmek-Tarihsel ve Modern Klişelere Meydan Okuma, tesettür ve Müslüman kadına dair Batıda oluşan bu imaj ve tanımların tarihine ışık tutan bir çalışma. Kitabın yazarı Katherine Bullock Avustralya asıllı bir yazar olarak Kanada’da doktora çalışması yaptığı esnada İslamı seçen bir muhtedi. Müslüman olduktan ve tesettürlü olarak Toronto sokaklarında dolaşmaya başladıktan sonra yaşadıkları, onu tez konusunun istikametini değiştirmeye yöneltmiş. Güçlü ve kararlı bir feministken İslamı seçmesi ve kadının ezilişini sembolize ettiği iddia edilen bir kıyafete bürünmesi yüzünden gördüğü ayrımcılık, doktorasını “Tesettürün Politikası” olarak belirlemesine sebep olmuş. Bireylerin iyiliği arayıp bulmaları hususunda tarafsız olması beklenen liberal seküler bir toplumun kendisinin Müslüman oluşuna ve tesettürü benimseyişine neden ters bir tepki gösterdiğini anlamaya çalışma teşebbüsüyle başlıyor araştırmaları. Bu anlama çabası onu, Avrupalıların tesettürle ilk kez yüzyüze geldikleri sömürgecilik çağlarından başlayıp, tesettürü bıraktıktan sonra tekrar örtünmeyi seçen Müslüman kadınların bulunduğu modern zamanlara kadar giden bir seyahata götürüyor.

Kitabın ilk bölümünde tesettüre yönelik popüler Batılı imajın arkeolojisi yapılırken sömürgecilik çağında tesettür üzerine yoğunlaşılmış. Tesettürün bir baskı aracı olduğuna ilişkin söylemin sömürgeci projenin zorunlu bir parçası olduğu ve tesettüre dair oluşturulan kurgunun Batılı siyasi çıkarlar ile bağlantısı deşifre edilmeye çalışılıyor. Bu negatif söylemin 18. yüzyılda ilk kez ortaya çıktığını ifade eden yazar, dünyayı sergi olarak algılayan modern tecrübenin, gören-görünen arasındaki iktidar ilişkisini ters-yüz ettiği ve Doğulu kadını anlamak, çözmek ve hükmetmek amacıyla nüfuz etmeyi engellediği gerekçesiyle örtüyü hedef haline getirişinin izini sürüyor. Oryantalizmin hegemonik söylemi insanoğlunun daima ileriye doğru yürüyüşünün bayraktarlığını yapan Batılı aklın üstünlüğü ve evrenselliği kabulüne yaslanır. Batı kendi kimliğni kurarken bu temel ön kabul üzerinden Doğuyu ötekileştirir ve yeniden kurgular. Tüm sömürgecilik tarihi Doğunun kendisine dair Batıda oluşturulan bu imaja cebren boyun eğdirilmesinin de tarihidir. Doğu geride kalmıştır. İnsanoğlunun çocukluk meşgalesi olarak din ile irtibatını olması gereken modern konumuna getiremiş, aklını özgürleştirememiş ve bu yüzden içinde bulunduğu trajik duruma saplanmıştır. O yüzden sömürgecilik hareketleri hep bir medenileştirme kılıfıyla kamufle edilmiş, batının hegemonik idealleri bu şekilde meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. Örtü ise bu mücadele içinde teslim alınamayışın, direnişin sembolü haline geldiği için hedeftedir. Kadının medenileşmesinin önündeki en büyük engel, geri ve baskıcı bir kültürün alameti olarak örtüdür. Bu popüler klişe medya aracılığıyla sürekli yeniden üretilir ve ortalama insanın zihnini bloke eder. Batıdaki kamu politikaları halen tesettür hakkındaki bu oryantalist görüşün etkisi altındadır. Nasıl ki oryantalist söylem tesettürü bütün şarkın geri kalmışlığının bir sembolü olarak kullandıysa, bugün de neo-oryantalist diyebileceğimiz istila hareketi onu terörle eşitlediği İslam’ın yarattığı dehşetin bir sembolü olarak gösterme eğilimindedir.

Bullock, seküler liberal yaklaşımın insanların yaşam biçimleri ve tercihleri konusunda tarafsız olması halinin muhatap İslam ve Müslümanlar olunca işlemiyor oluşunu bizatihi tecrübe etmenin şaşkınlığı içindedir. Bu yaklaşımın insan ve özgürlüğü konusundaki varsayımları dolayısıyla dini bir takım yaptırımları baskıcı olarak algılamasını anlaşılır bulmakla birlikte söz konusu tasavvuru evrensellik kılıfıyla tüm insanlığa dayatmasının içerdiği şiddeti gözler önüne sermektedir. Bugün yaşadığımız her türlü hegemonik tasallutu ve şiddeti Batı kamuoyunun gözünde meşru kılan şey Batılı bilinçaltındaki bu evrensellik vehmidir. Bu yüzden, bu vehmi doğrulaması, sağlamasını yapması beklenen örnekler özellikle seçilir ve gerçekliğin tamamıymış gibi takdim edilir. Bullock İslam ile ilgili bir takım olumsuz örnekleri, İslam adına yapılan dayatmaları yok saymaz, farkındadır. Fakat burada mesele başkadır. İslam vahyinin ebedi, ezeli ilkeleri hayat ile belli bir zaman dilimi ve belli bir coğrafya üzerinden kesişir. Bu kesişme pek çok parametrenin desteğiyle yeryüzünde sayısız form oluşturur. Yazar, şüpheci, analitik olması beklenen Batılı bakışın büyük bir çeşitlilik gösteren İslami algı ve yaşayış zenginliğini, ortalama bir imaj inşa etme doğrultusunda yuvarlayan indirgemeci ve kolaycı yaklaşımındaki çelişkiye dikkat çekmek istiyor. Feminist söylem de benzer arızalarla maluldur ona göre. Tesettürü erkek egemenliğinin, kadının ezilmişliğinin sembolü sayarken, onu kullanan kadınların sesine kulak vermeyerek onları edilgen nesneler olarak kabul etme çelişkisine düşer.

Tesettür Müslüman kadın için yeryüzünde olmaklığının esbab-ı mucibesini vaz’ eden dinine riayetin bir tezahürüdür. Derin bir manevi bilinç ve kavrayışa ulaşmak ve böylelikle tüm varlığı Allah’ın birer ayeti olarak okuyabilmek uğruna yapması gerekenlerden biridir. Öyle olmakla birlikte değişik vesileler ona ilave anlamlar da kazandırabilir. Bullock “pozitif bir tesettür teorisi” inşa etme babında günümüz kapitalist tüketim kültüründe örtünmenin kadının özgürleşmesinin bir aracı olabileceğini söylüyor. Hâkim güzellik mitinin cenderesinde bedeninden asla memnun olamayan mutsuz kadınlar için bir meydan okuma aracı haline gelebilir örtü. Bedenin, kamunun gözetiminden, güzellik otoritelerinin denetiminden ve kategorizasyonundan azade kılınması için etkili bir araçtır. Bu amansız ve sersemletici döngünün içinden tesettür aracılığıyla kurtulan kadınlar zihni enerjilerini faydalı, kalıcı ve tüm insanlığın hayrına olabilecek bir takım faaliyetlere yönlendirme iradesine sahip olabilirler. Tesettür ve Müslüman kadının ezilmişliğine dair Batıdaki yaygın klişelere meydan okumak ve tesettürün başka türlü bir öyküsünü sunmak üzere yola çıkan Bullock Küreselleşme olgusunun kaçınılmaz olarak önümüze getirdiği bir arada yaşama tecrübesinin makul zeminine işaret ederek bitiriyor kitabını.

Tesettürü Yeniden Düşünmek

 
 
 
 
 


Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 20:29

Tamam tamam  değerli fuku dünya düz haklısın :-)



-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: tılsım
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 22:50
 sevgili müstezaf
şim di senin bu yazdıklarından iki şey çıkıyor ve bunlar biriyle çeşiyor.
1. “Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah'a ve Resûl'e götürün”
buardan kaynak olarak Allahın kitabına ve daha sonrada peygamberin sünnetine müracat edeceğimiz çıkyor
doğrumu?
 
1. Hadislerden yola çıkarak hayatı düzenleyenlerin oluşturduğu başörtüsü çıkmazını bugün tartışmak şahsıma abesle iştigal etmekten başka bir şey gelmiyor maalesef.

Buradan da hadislerin kaynak gösterilerek başörtüsü çıkmasının oluşturulduğunu ifade etmişsiniz ve kendi fikrinize göre bunun abesle iştigal olduğunu savunuyorsunuz.

Bu bir çelişki değilmi?
 
Önce şurada anlaşalım başörtüsü sizce kesin Allahın emrimidir. yoksa hayatı düzenleyenler (den kastınızın kim olduğunu da anlayamadım)  mevzu (zayıf) hadiseri delil göstererek ortaya çıkardıklarını mı düşünüyorsunuz.


Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 23:14
 :-)
Bir reklam var hani "Oh be " diyen.
Sevgili tılsım;
madem ki "Önce şurada anlaşalım başörtüsü sizce kesin Allahın emrimidir." dediniz
Nisa suresi 59.Ayette önemli olan konu atlanıyor.Allah'a,Resulüne ve sizden olan ulülemre dendikten sonra eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz denilerek nereye müracaat edileceği söyleniyor.Onu da buraya siz almışınız zaten.
1. “Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah'a ve Resûl'e götürün”
Yani ulülemir,alim falan yok bypass yapılmış durumdalar.
Allah'a götürmek nedir ?
Resule götürmek nedir ?
Hicr suresi 9.Ayet gereği Kur'anın korunacağı açıktır değil mi ?
Peki Hadis nedir ?Hz.Resulallah'ın kendi kafasına göre söylediği kendine ait sözler mi  yoksa Kur'an ayetlerinin açıklanmasına yönelik Hz.Resulallah tarafından irad edilmiş sözler mi ?
Mevzu Hadis'i mutlaka duymuşunuzdur (Elini yüzüne atıp ben dinliyorum diyenlerde duymuştur eğer duymamış ise şimdi duyuyor işte :-)  ) Ama sanırım mevzu ayet diye bir şey duymamışınızdır.
Dolayısı ile bir Hadis'in Kur'andaki var olan ayetler ve o ayetlerin ruhu ile uyuşuyor olması gerekmektedir.
Daha çok kısa bir zaman önce DİYANET işleri başkanlığı hemde KÜTÜBİ SİTTE' de var olan kadınların aleyhine olan bazı Hadisleri ayıklama girişimini duymuşunuzdur.(Eli yüzündeki dinleyen arkadaş ya sen duydun mu ? )
Bu soruyu sormayı çok sevmemekle birlikte şart olduğunu düşünüyorum konumuzla ilgili
Yani diyanetin Hadis ayıklama işleminden dolayı
Bundan ne anlıyorsunuz ?
 


-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt




Mesajı Yazan: Lahza
Mesaj Tarihi: 30-Mayıs-2007 Saat 23:21

bir şeyi atlamayın, Diyanet'in çıkarmış oldugu Kur'an-ı Kerim meailine göre baş örtüsü farzdır, yani hadisi şeriflerden değil bizzat Kur'an-ı Kerimde baş örtüsü geçiyor ama Yaşar Nuri Öztürk'ün çıkarmış olduğu meale göre farz değil... Çünkü o örtünmeyi  cinsel organlarını örtmek olarak algılıyor...

 
Öncelikle referansları gözden geçirmek gerekiyor, Çünkü zemin farklı olunca ortak doğruyu bulmak imkansızlaşıyor... Bu noktada tartışılması gereken asıl konu, kabul görmüş islam alimlerinin bu ayeti kerimeden anladıgı ve Yaşar Nurinin bu ayeti kerimeden anladığı ve aralarındaki farklardır...
 
Aslında önerim Yaşar Nuri Öztürk'ü herşeyiyle masaya yatırmak ve görüşlerini irdeleyerek anlamak... Ne dersiniz varmısınız sayın Müstezaf ?


Mesajı Yazan: tılsım
Mesaj Tarihi: 31-Mayıs-2007 Saat 00:31
 sevgili müstezaf
zayıf hadisi de mevzu hadisi de elbette duydum. ve biliyorum. ama baş örtüsü konusundaki hadisler Allahın Kelamı olan ayetlerle örtüşmediğini nasıl iddia edebilirsiniz.
Benim şurada anlaşalım dediğim soruya da yanıt bulamadım yazdıklarınızda.
Ben sadece sizin Baş örtüsünü Allahın Farz kıldığına inanıp inanmadığınızı sordum sadece.
 


Mesajı Yazan: müstezaf
Mesaj Tarihi: 31-Mayıs-2007 Saat 07:15

Lahza

Bir şeyi atlamayalım diyorsun ama bakıyorum çok şey atlıyoruz.

Sence Kur’an,diyanet veya Yaşar Nuri Öztürk veya x-y-z ye göre mi şekil almalı,yoksa Diyanet,Yaşar Nuri,x,y,z hepsi ama hepsi Kur’ana göre mi şekil almalı.

Sen Fenerbahçeli ben Galatasaraylı mıyım da taraftar ağzı ile konuşacağız buralarda ?

Burada iki spor takımının müsabakasından bahsetmiyoruz.Kur’an daki Allah’ın sözlerinin doğru anlaşılması veya insani bakışın içine sokularak türetme yapılmasından bahis var.

Onun için masaya yatırılacak şey örtünme ile ilgili AYETLER ile ilgili ALLAH’ın Kur’anda ki sözleridir.Ne diyanet ne Yaşar Nuri ne de x,y,z değil.

Önce anlayış ve bakışınızı bilimsel metod üzerine odaklayınız.Objektif olabilmeye çalışıp beyninizde var olan önyargılarınızı “Bu noktada tartışılması gereken asıl konu, kabul görmüş islam alimlerinin bu ayeti kerimeden anladıgı ve Yaşar Nurinin bu ayeti kerimeden anladığı ve aralarındaki farklardır...” ortadan kaldırıp,nötr olarak işe başlamaktır.

Defalarca söyledim bir kez daha yineliyorum.Ben tıpkı o dediğiniz İslam alimleri gibi içinde Allah’ın isim ve sıfatlarını yansıtma kapasitesi taşıyan bizlere emaneti olan ruha sahip, “İslam alimleri tarafından okunsun ve anlaşılsın” diye değil ”Okunsun ve anlaşılsın diye gönderilmiş” Allah’ın sözlerini “Akledip,düşünecek ve ibret alacak” bir donanıma sahip olarak,dediğiniz İslam alimleri gibi annemden bu dünyaya var oldum.

Siz kendiniz için bunun aksini düşünüyorsanız benim ona söyleyecek lafım olmaz.

Ama bu anlayışı kendi üzerime almadım ve almam.

Ledünni ilmi eğer ……Alimlerinin olmuş olsa idi Hanna ve Kayafa Hz.İsa’yı çarmıha göndereceklerine,basit birer olan balıkçı Andreas,Simon ve Zebedi’nin oğulları değil,O’na iman eden ilk kişiler onlar olurlardı.

Yine ledünni ilmi …… alimlerinin olsa idi Allah tarafından değiştirilmeden önceki ismi Ebu Hakem olan Amr Bin Hişam yani namı diğer Ebucehil ve ,Kab İbni Eşref ve benzerleri devirlerinde basit insanlar ve köleler diye adlandırılan  veya tanınan ilk sahabeler yerine onlar ilk iman edenler olurlardı.

“HUD 27-Buna karşı kavminden küfreden ileri gelenler : "Biz seni sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz, sana uyanları ise ilk bakışta en aşağılık olanlarımızdan ibaret görüyoruz. Sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Hatta sizi yalancılar sanıyoruz." dediler.”

Onun için bana (Z)alimleri örnek vermeyin lütfen.

Birde yanıldığın nokta şu ben Yaşar Nuri falan tanımam.

Ama birilerinin gizlediği veya kendi anlayışını Allah’ın sözlerine sokarak topluma bilmediği bir konuda kendi anlayışını Allah’ın anlayışı veya emri gibi göstermesi beni üzer.O yüzden bu konuda toplum tarafından alim!!! diye nitelenen kişilerin kelimenin esası üzerinde değişiklik yapmadan meallerine almış olanlarının meallerini buraya aldım.Benim sevdiğim şey doğrulardır adalettir ve gerçeğin üstünün örtülmemesi yani küfr etmemek ve bunu yapana söylenen isimle anılmamaktır.

Kimsenin başını örtüp örtmemesi beni ilgilendiren bir konu değil.Beni ilgilendiren başörtüsünün ALLAH’ın EMRİ diye dayatılması durumudur.Allah’ın emridir denilip insanların (Bu olayda kadınlar) ellerinden alınan özgürlüklerinin onlara geri iadesinin kavgasıdır.

Yoksa burada bir arkadaşımız ne güzel diyordu “Ben kabul edip örtündükten sonra kime ne ?”

İşte budur.

Ben bu ayetten örtünme çıkarıyorum ve örtünüyorum.Eyvallah çıkar ve örtün.Ama o senin anlayışındır.Ben böyle anladım siz de böyle anlayın ise bir dayatımdır,özgürlüğe vurulan bir prangadır.

 

 

-------------
Fikirleri tartışan :Akıllıdır.
Gerçekle kavga eden ise:Aptal
Frank Garbutt





Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat