Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat

ALİ RAMAZAN DİNÇ HOCAEFENDİ

Nereden Yazdırıldığı: Http://www.nurbahcesi.org
Kategori: İslam
Forum Adı: Evliyalarımız
Forum Tanımlaması: Allah Dostları, Evliyalarımız ve Alimlerimiz
URL: Http://www.nurbahcesi.org//forum_posts.asp?TID=14025
Tarih: 22-Aralık-2014 Saat 18:14


Konu: ALİ RAMAZAN DİNÇ HOCAEFENDİ
Mesajı Yazan: pırlanta
Konu: ALİ RAMAZAN DİNÇ HOCAEFENDİ
Mesaj Tarihi: 18-Eylül-2009 Saat 13:39
  http://forum.islamiyet.gen.tr/islam-alimleri/65892-gtgtgtali-ramazan-dinc-hocaefendiksalemdarltltlt.html - >ALİ RAMAZAN DİNÇ HOCAEFENDİ(k.s)(ALEMDAR)<<<




%20class= -
%20class= -





%20class= -
%20class= - 1955 yılında Kayserinin Yahyalı ilçesinde doğdu. İlk öğrenimini Yahyalı'da, orta öğrenimini Kayseri İmam Hatip Lisesi'nde, yüksek öğrenimini ise Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde ikmal etti. Rûhi eğitimiyle hal ehli insanlar özellikle ilgilendiler. Onların deyimiyle; "Bir gül fidanı gibi itinayla yetiştirildi." Ali Ramazan Hoca Efendi çok küçük yaşlarda iken, kabiliyetini keşfeden merhum Ramazan oğlu Mahmut Sami (k.s.) hazretlerinin teveccühüne mazhar oldu.

Talebelik yıllarından itibaren fıkıh, hadis, tefsir ilimlerini özel hocalardan alan Ali Ramazan Hoca Efendi, zahiri ilimlerde de kendini yetiştirmek suretiyle sağlam ölçülerle donandı. Fıkıhsız bir tasavvufun dinde sapmalara yol açabileceğine inanan Hoca Efendi, bidatsiz tasavvufu savunmuştur. Tasavvufu; "Kulun vakit içinde, o vakte en uygun şeyle baş başa olması" şeklinde anlayan Ali Ramazan Hoca Efendi, günümüz insanlarına en uygun olan şeyin akide eğitimi olduğu belirtilmiş takvayı imandan İslam'a, İslam'dan ihsana çıkış olarak tanımlamıştır. >Kafalar arınmadıkça kalplerin durulmayacağını ifade etmiştir. Bu münasebetle de daima, ilkeli bir çalışmayla gayret göstermiştir.

Zât-ı Âlîleri Türkiye'nin hemen her yerinde seri konferanslara katıldı ve bu sa'yu gayretini halen devam ettirmektedir. Ayrıca inceleme ve araştırma amacıyla Avrupa ve Afrika ülkeleri ile Türk Cumhuriyetlerine gitti. Çeşitli konferans ve panellere iştirak etti. Onun arzusu İslam toplumuna Yunusun amaçladığı ölçülerde, "mili metrik" eğriliği bile bulunmayan insanlar yetiştirmektir.


                   firaset.com
%20class= -  

-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..



Cevaplar:
Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 18-Eylül-2009 Saat 13:54
  - Hakk dostlarının Allah (c.c.)’a yakınlığı nasıl bir haldir, nasıl bir inceliktir ki onları böylesine dikkatli kılmaktadır?-

 Bunu şu örnekle açıklamak isterim: Kendini bilmez bir çoban, dağda, ağzına geleni söyler. Ama devlet yetkililerine yakın olanlar, kendisi hakkında aleyhte bir durum oluşturmaması için, muhalif bir söz ederim diye elini ağzına kapatır ve hafifçe konuşur. “Cahil cesurdur.” fehvasınca, Hak Teâlâ’yı tanımayanlar da yersiz söz ederler. Takva nedir, havf-i İlahi nedir, bilmezler. Dilin Hakk Teâlâ’nın kalemi olduğunu, her nefesten sorguya çekileceğini, amel defterinin bütün insanlığın önünde açılacağını düşünmezler.

Taha el-Hariri (k.s.), amel defterini müşahede eder. Meleklerden, karalanıp silinen bir satırın sebebini sorar. Melekler cevaben, “Abdest alırken siz, suyu bulandıran bir kurbağayı attığınızda, derisi yüzüldü; bu, amel defterinize hata olarak geçti. Bu hata ise, abdest azanızdan dökülen sular ve kıbleye karşı durup okuduğunuz şehâdet kelime-i tayyibesiyle silindi.” derler.



- Allah (c.c.) dostlarını, dost yapan da her halde onların bu rikkatleri. Ve tabiî ki Dost’un hukûnu koruyana O da ikramda bulunmaktadır.

- Elbette. Allah (c.c.)’ın hukûkuna riâyet ettiklerinden dolayı, onlara yapılan ikramın daha iyi anlaşılması için Sâmi Efendimiz (k.s.)’in hayatından, şu hadiseyi aktarmak isterim:

Sami Ramazanoğlu (k.s.)’nun torunları, bize, Sami Efendimiz (k.s.)’in, yabancı bir ülkeden gelen ziyaretçilere onların diliyle konuştuğunu nakletmişlerdi. Şöyle anlatmışlardı: “Rumca konuşan bir heyet Üstazımız (k.s.)’ı ziyarete geldi. Acaba nasıl anlaşacaklar diye düşünüyordum. İngilizce konuşsalar pat-çat bir şeyler söyleyebilirdim fakat ziyaretçiler Rumca biliyordu. Bir de ne görelim, Efendimiz Rumca konuşmaya başladı. Validemize, “Efendimiz Rumca konuşuyor.” deyince, hiç heyecanlanmadan, “Evladım! Babanızın bilmediği dil mi var?” dedi.

Bu bize Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hayatında yer alan şu olayı hatırlatmaktadır: Peygamberimiz (s.a.v.) dilleri ayrı olan kabilelere altı temsilci göndermeyi arzu buyurmuşlardı. Bu ülkelere gidecek temsilciler, sabah, gidecekleri kabilelerin dillerini öğrenmiş vaziyette kalkıyorlardı. On sekiz bin âlemde konuşulan diller ehlince mâlumdur.


                             gençislam.com


-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 18-Eylül-2009 Saat 13:56
  - Onların büyüklüğü sürekli anlatılır, yazılır. Acaba evliyâullahın Allah (c.c.) katındaki kıymetini takdir edebilmemiz mümkün müdür?


- Bu husus ancak ehline mâlumdur. Onları anlamada bizlerin aciz kalacağı kanaatindeyim. Onları takdir edebilmenin mümkün olup olmaması meselesinden ziyade, onların büyüklüklerine işaret eden birkaç husus üzerinde durmak isterim:

Üstazımız (k.s.), Hacc’da Pakistanlı bir profesörle, tercüman aracılığıyla görüşür. Tercümanlık yapan kişi, H. Hasan Efendimiz (k.s.)’in sözlerini nakilde bazı yanlış tercümeler yapınca Üstazımız (k.s.), “Dilim ne kadar Acemi (Arab olmayan) de olsa, kalbim Arabi’dir. Neden yanlış tercüme ediyorsun der.” Bu fasla geçtiğimiz zaman söz uzar da uzar. Çünkü onların; Hak dostlarıyla, ilim ehilleri ve halkla görüşmeleri farklı farklıdır.

Ülema-i Kiramdan Hacı Hüseyin Aksakal ve Abdullah Develioğlu birbirlerine kimle konuşup-görüştüklerini sorarlar. Aralarında, Esad-ı Erbili Hazretleriyle (k.s) sohbet ettiklerini, ilimlerinin de kendi ilimleri gibi olduğunu söylerler. Daha sonra Esad Erbili (k.s.)’nin huzuruna vardıklarında, onun mübarek kelamlarından hiçbir şey anlayamazlar. “Efendim! Ne buyuruyorsunuz, anlayamıyoruz?” dediklerinde, “İlmi de bizim ilmimiz gibi dememiş miydiniz? Biz tenezzül edip, seviyenize göre konuşmasak hiçbir şey anlayamazsınız?” buyurduklarında hata ettiklerini anlayıp, “Estağfurullah.” derler.

Bir defasında Üstazımız (k.s.)’la Sami Efendimiz (k.s.)’i ziyaret etmiştik. Gözleri birbirlerinin gözlerinin içinde, eleri de ellerindeydi. Konuşmalarının bir kısmı anlaşılmıyordu. Görüşmelerinde şifreli kelamlar vardı. Bu buluşmayı müteakip hâl ehillerinden biri bize şöyle dedi. “Siz zahirde konuşulanları dinlediniz; bâtınî görüşmeleri ise bir başkaydı.”

Muhyiddin-i Arabi (k.s.), “Öyle bir hâle geleceksiniz ki; nebâtat, bitkiler sizinle konuşacak, “Ben şu derdin devasıyım.” diyecek. Siz bunlara takılıp kalmayın, ileriye gidin. Hayvanat konuşacak, size derdini dökecek, yine oyalanmayıp ileriye geçin de Mevla’nın rızasını bulun.” der.

Bir gün Üstazımız, Sami Efendimiz (k.s.)’e, “Efendim! Karınca kadar yaptığım hatalar gözüme şimdi Erciyes dağı gibi görünüyor.” dediklerinde, “Elhamdülillah, bu kemâl halidir.” diyerek Üstazımız (k.s.)’ı tebrik ederler.

                                      
  gençislam.com

-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 18-Eylül-2009 Saat 14:20
  İsyanla Kirlenen Gözler

Rahmetli Dudayev bir zamanlar iki dayanaklarının olduğunu söylüyordu. Biri Şeyh Şamil, diğeri ise Türkiye. Neden Şeyh Şamil? Kim bu zât? Fiziken bizim gibi bir insan. Fakat o ve onun gibilerini farklı kılan ne? İşte bu noktada karşımıza “Hulike leh”, ne için yaratılmışsak o yönde faaliyet göstermemiz, bu yaratılış amacına müstenid hâl ve tâvır içerisinde bulunmamız, nefsimize karşı, Rasûlullah (s.a.v)’a karşı ve biz bizden daha yakın olan Sevgiliye karşı samimi olmamız dusturları çıkıyor. “Beni zikrediniz, nankörlük etmeyiniz” buyuran Mevlamız, bedenini, nefsini ve ruhunu yaradılış gayesine ters olarak kullananları nankör olarak belirtiyor. Ah şu eşyanın dilini bir bilip konuşsaydık da o zaman bakın bize neler söyleyeceklerdi. Kirlenen ayna sûreti göstermediği gibi, isyanla kirlenen gözler de hakikati göremiyor, kulaklar ise Hakk’ı duyamıyor. Verilen uzuvların şükrünü eda eden Sami Ramazanoğlu (k.s)’nun bütün âzâları hakk’ı zikretmesine rağmen dilleriyle de lafza-i celâli tekrar ederlerdi.

Yediğimizden, içtiğimizden, konuşup-görüştüklerimizden, malımızdan, mülkü-müzden, ilmimizden, amelimizden hesaba çekileceğimizi unutmayalım. Bunun için sûfiler, günde üç defa nefsimizi hesaba çekmemizi öğütlerler.

Şeyh Şamil ve benzerleriyle aramızdaki fark kalbimiz ve amellerimizdir. Zirâ Cenâb-ı Hakk, bizlerin ne sûretlerine ve ne de şekillerine bakacaktır. Kalpleri zikir, fikir ve şükür; beyinleri ilim, bedenleri Allah yolunda gayret ile tezyin olan Ehlullah, taşlar arasında Yakup gibidir.

Dünya’da en güzel mücadeleyi yapanlar (cihanı sulha kavuşturanlar), zâkirlerdir. Yerine göre saçına, sakalına, dış görünüşüne bakılıp gülünen, alay konusu edilen bu insanlar, gecelerini gözyaşlarıyla sulayıp, çalışıp uğraşan, mübarek mücahidlerdir. Sadece Şeyh Şamil’i değil, Bâtıl’ın yıkılıp Hakk’ın ikamesi için çalışan tüm Allah sevgililerini örnek alalım.

 

Kemale Dair Sohbetler kitabından…

 

http://www.korpekalemler.com/subpage.php?s=author_detailes&id=12 - Ali Ramazan Dinç


-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 18-Eylül-2009 Saat 14:27
 


___________
______
_


-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 22-Eylül-2009 Saat 18:34
 


-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 22-Eylül-2009 Saat 18:34
 


-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 22-Eylül-2009 Saat 18:44
 Bu ay Yeni Dünya Dergisi olarak ülkemizin manevî önderlerinden Ali Ramazan Dinç Hocaefendi ile yaptığımız bir röportajı okuyucularımıza sunuyoruz. Daha önce kendileri ile dergimizde zaman zaman röportaj yapılmış uzun süredir ise bu manada dergimize konuk olmamışlardı.

Allah (c.c.) varlık aleminde herşeyi ifade etmektedir. Bu açıdan O (c.c.)’nunla ilgili (marifetullah) bir sayı hazırlamak da o nisbette zor olacaktı. Haddi aşmaktan Allah (c.c.)’a sığınırız. O (c.c.)’nu yine O’nun bilebileceğini bizim gayretimizin ummandan bir damla sunmak olduğunu ifade etmek isteriz. Ve yine O (c.c.), Kendi bilgisini, Zâtına yakın kullarına bizzat kendisi ilham edecektir.


Efendim. Bu ay Yeni Dünya Dergisi’nde marifetullah kavramını ele alıyoruz. Acaba marifetullah kavramından ne anlamamız gerekiyor?

Marifet, gönülde Allah (c.c.)’tan gayrı bir şeyin kalmamasıdır. Rabbimiz ancak; isim, sıfat ve fiilleriyle tanınır. Cenâb-ı Hak, Zât’ını tanıyan, muhabbetine erişen kimselerle kurulan alakayla tanınır.
“İkra!” oku hitabı zâhiren olduğu gibi, bâtınen de oku, Allah’ı tanı, demektir. “İnsan ve cinleri Zât’ıma kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyat: 51/56) Hitâb-ı İzzet’i, marifeti, O’nu tanımayı da ifade buyurur. Sünnet-i Seniyye’de; O’nun Zât’ı hakkında asla düşünmemek, isim, sıfat ve fiillerini tefekkürle derin bir saygı duyma emredilmektedir.
Hadis-i şerifte ifade buyrulan, Nefsini bilenin Rabbini tanıması ise; kişinin, nefsinin noksanlığını, cahilliğini ve bir gün yok olacağını kavrayıp, Allah (c.c.)’ın ezelî ve ebedî olduğunu, yüce kudretini görmesiyle gerçekleşir.

Allah (c.c.)’ı bilme (marifetullah) çerçevesinde düşünürsek, Allah (c.c.)’ın Zât’ını ve Cemâl’ini görmek mümkün müdür?

Allah (c.c.)’ın Cemâlini müminlerin cennette müşahede edeceği ayet ve hadislerde belirtilir.“Siz Rabbinizi şu ayı perdesiz ve birbirlerinizi itip kakmadan gördüğünüz gibi ayan (beyan) olarak göreceksiniz. Güneş doğmadan ve batmadan namaz kılmaya gücünüz yetiyorsa yapın.” buyurur Nebîler Nebî’si Muhammed Mustafa (s.a.v.).

“Gözler O’nu idrak edemez; fakat O gözleri idrak eder.” (En’am: 6/103) âyetinde bildirilen görme meselesini nasıl açıklamak gerekir?

Allah’ın tecellilerini, ğaybtan gelen nurlarını, “Bu gözler kör olmaz ama, sadırdaki gözler kör olur.” ayetiyle ifade edilen, iç gözleri açılan, cismi ruhanileşenler müşahede eder.

Allah’ı bilmekle takvalı olmak, şer-i teklifleri yaşamak arasında nasıl bir bağ vardır?

Allah (c.c.)’ı tanıyan azametinden korkar, titrer; emirlerine uyup yasaklarından kaçmaya son derece dikkat eder. “Allah’ı en çok tanıyan ve O’ndan en çok korkan kimseyim.” buyurur Efendimiz (s.a.v.).

Allah’ı iyi bilmenin kulda gerçekleşmesi gereken bir bedeli var mıdır? “Allah’ı hakkıyla takdir edemediler.” ayeti ışığında düşünürsek Allah’ı hakkıyla takdir nasıl olur veya olmaz?

Allah (c.c.)’ı takdir, kendini nasıl tanıtmışsa O’nu o şekilde tanımaktır. Rabbimizin sonsuz kudretini, azamet ve kibriyasını tanıyanlar, yolunda gayreti, Habîb (s.a.v.)’ine sevgiyi, Zât-ı Kibriyâ’sına sevgiyi her şeyden üstün tutar sevginin bedelini öderler.

Allah’ı en iyi kimler bilebilir? Velayetle marifet arasındaki ilişki nasıldır?

Nefsinin mertebelerini aşıp, ruhunu olgunlaştıranlar tanır ancak Rabb-i Müteâl’i. Kişi, Allah (c.c.)’ın halifesi olmakla umumî velâyeti; Dînî emirlere uyma, ihsan ölçüsü içerisinde taat yapma, marifet ve hakikatle, hususî velâyeti, Hakk’a dostluğu elde eder.

Marifet konusundaki yetkinlik ümmete nasıl bir hizmet olarak yansır? Allah’ı bilmekle nebevî ilme varis olan “Âlim” arasında nasıl bir bağdan söz edebiliriz?

İnsan temiz kaşıkla yer yemeği; kirden, pastan arınan namlunun kurşunu ulaşır ancak hedefe. Marifete erenin de sözü ve sohbeti; ümmete, nasibi olan herkese ıslah, irşat olarak yansır.
“Kim Rasûl’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.” âyeti doğrultusunda, Nebî (s.a.v.)’ye bağlılık, Allah (c.c.)’a sevginin alametidir. Habîbullah (s.a.v.)’ın Rabbânî terbiyeden geçmesi, vâris-i enbiya olanların da, vasıtasız Mevlâ’dan ilim alıp arif olmalarını sağlar. Şu gerçek hiçbir zaman unutulmamalıdır: Âlim olmayan ârif de olamaz. Okumamışsa, Allah yolunda (c.c.) gayretle, bildiğiyle amel etmesinin neticesi, bilmediği ona öğretilir.

Allah bilgisi, yakîne ermek insandan şer-î teklifleri kaldırır mı?

“Gelmiş ve geçmiş günahları mağfiret olunan” Rasûlullah (s.a.v.), bir an ibadetten azade, uzak kalmadığına göre, Allah’a ibadetle ölünceye kadar mesulüz.

Marifetullaha ermek kişide nasıl bir yapı oluşturur?

Dinin, Allah’a tazim ve mahlukata şefkat olmasının gereği, yaratılanı Yaratandan dolayı sevmenin icabı marifetullaha eren kişi, mahlukata, Allah’ın kullarına her en faydalı olmaya gayret eder. Bu yolu tuzsuz taş yalamaya benzeten ârif-i billah, zevk için değil, rızası için Allah (c.c.)’a kulluk yapar.

Allah (c.c.)’ın sevgisine nasıl ulaşılır ve kurbiyyet nasıl olur?

“Sen çıkınca aradan, kalır seni Yaradan.” sözündeki ene, benlik, nefis, nefsin komutanı durumunda olan şeytan, insanları Hak’tan saptırmak için İblisin kurduğu dünya ve insan sıfatlı şeytanların tuzağı, hilesi kalkarsa, Allah (c.c.) sevgisine ulaşılır.
Gizlinin de gizlisini Allah (c.c.)’ın bildiğini, gördüğünü, duyduğunu hayatının her anında canlı tutan kurbiyyete erer. Kulun kurbiyyeti, yakınlığı hissetmesi, taatlere aşk ve şevkinden anlaşılır.

Nur Sûresi 35’te buyrulan: “Allah yerlerin ve göklerin nûrudur.” ayeti’nden ne anlamamız gerekir?

Allah (c.c.), göklerin ve yerin nurunun var edicisidir. O, Kendisini nasıl tanıtmışsa öyledir.

Mürşid-i kâmil kimdir? Bir mürşid-i kâmil evlatlarına Allah’ı bulmada nasıl rehberlik eder? Bütün mürşid-i kâmiller Allah’a vasıl olmuşlar mıdır?

Benliğini Hakk’ın iradesinde eritendir mürşid-i kâmil.

“Bu Niyazi’den de Mevlâ görünür.”

“Bir ben var bende benden içeru.”

sözlerini, hayatın her anına lime lime işleyendir mürşid-i kâmil. Hadis-i kudsî’de evsafı haber verilen; hayvaniyet ve ademiyetten öte, Rahmânî kokuyu duyuran, Mevlâ’mızın gören gözü, işiten kulağı, kavralayan eli, yürüyen ayağı (dini emirlere sımsıkı bağlı) hâlindeki kişidir mürşid-i kâmil.
Kur’an’da belirtilen vesile tanımını haiz olan ârifler kabiliyetli taliplerini Allah’ın muhabbetine kavuşturur. “Allah’a sevgili olanlar, kulunu Hakk’a sevdirenlerdir.” buyrulur hadis-i şerif’te.
 
                                     ihvanforum.com / yenidünyadergisi


-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 25-Eylül-2009 Saat 12:21
 
ALEMDAR


Küfrün, nifakın, mâsivanın kirlerinden arındırıp (Cuma, 2) “kalb-i selim”e eriştirecek bir ele (Bakara, 256) tutunmak Allah’ın da, Rasûlü (s.a.v.)’nün de bizlere tavsiyesidir. “Ey iman edenler! Allah’tan korkun da sâdıklarla beraber olun.” (Tevbe, 119) buyrulmaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Allah’ım! Beni Senin sevginle, Seni sevenlerin sevgisiyle ve sevgisi Beni Sana yaklaştıracak kişilerin sevgisiyle rızıklandır.” (Buhâri, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizi, Nerci İbn-i Mâce), “Alimlere tâbi olunuz, çünkü onlar dünyanın kandilleri ve ahiretin lâmbalarıdır (ışıklarıdır).” (Keşfu’l-Hafâ, c. 1, s. 36) Hadis-i Şeriflerinde hidâyet yolunu tutan zevâta tâbi olmanın gerekliliği belirtilir. Yalnız, bu zevâtı matlub olarak görmek şirktir. Kişinin muradı ancak, Mevlâ’dır. Bunlar ise Hakk’a ulaşmaya vasıtadır. “Sabah akşam Rabler’ine O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sabret.” (Kehf, 28) âyetiyle Maksûd ve Matlûbun Cenâb-ı Hakk olduğu beyan edilmektedir. Mürşid ise karanlık gecede ışık çakan kişi gibidir. Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerin delaletiyle yolumuzu aydınlatırlar. Cüneyd (k.s.): “Sûfi, bir elinde Kur’an diğer elinde sünnet şûlesiyle yol alır.” buyurur. Abdul Vehab Şarani (k.s.): “Sakın ola ki, Kur’an’ın ve Sünnet’in ruhuna uymayan bir yola sûfiyenin yolu de-meyesin! Kur’an’ın ve Sünnet’in kabul etmediği yol küfür yoludur. Bizim yolumuz ise tamamen Ahlak-ı Mu-hammediye’yi yaşamak ve bütün hayatımızı Kur’an’ın emirlerine ve Rasûlullah (s.a.v.)’ın sünnetlerine göre tanzim etmektir.” der.
Maddî bünyemizin ıslahı için doktora müracaat ettiğimiz gibi, rûhi ve mânevî bünyemizin şifaya kavuşması için de Ehlullah’ın Kur’an-ı Kerim ve Sünneti Mu-hammediye’den elde ettiği devaya müracatımız gereklidir (İsra, 82). Şarani, Meşariku’l-Envari’l-Kürsiyye adlı eserinde: “İnsanın Allah’ın huzurunda, kurtulmasına vesile olacak bir Mürşid-i Kâmil’e intisabı zaruridir. Ehl-i tarik bu hususta icma ve ittifak etmişlerdir.” buyurur. Şeyh Ebû Ali ed-Dekkak (k.s.): “Kendi başına biten ağacın meyvesi olmaz. Sünnetullah, herşeyi bir sebebe bağlamak üzere câridir. Nasıl ki baba ve ana olmadan çocuk dünyaya gelmiyorsa, bir Mürşid-i Kâmil’in terbiyesine girmeden yeni bir âleme doğuş da mümkün değildir.” der.
Kur’an ve Sünnet eczanesinden takdim edilen ilâçları bize bir mahalle mescidinin imamı, bir vâiz veya vilâyet müftüsü de tarif edebilir. İbrahim ed-Desûki (k.s.)’nin: “Sizin bizden alacağınız bir kağıt parçası değildir. Eğer böyle ise bizim size ihtiyacımız yoktur.” buyurduğu gibi bu vazifeleri biraz malumatı olan kişiler de verebilir. Asıl olan bu evrad ve ezkârla Hakk’a vasıl olmak, Mevlâ’mız’ın muhabbetine ve rızasına kavuşmaktır (Mâide, 54; Fecr, 27-30; Beyyine, 8). Ders aldığımız Mürşid-i Kâmil’in delaletiyle vuslata ermektir. Vuslat, muhabbet-i Mevlâ ve rıza-ı İlâhîdir. Kitabu’r-Ri-ma’nın 13. faslında: “Kişi, bütün ilimleri kendisinde toplasa, ins ü cinnin ameli kadar taat kılsa, bir Allah dostun un terbi yesi nde y eti şmedik çe Hazr e t u l l a h ’ a (Her an Allah ile beraber olma şuuruna) ulaşamaz.” (Ri-sale-i Esâdiyye) buyrulmaktadır.

                      
__________________
http://tasavvufalemi.the-up.com/index.htm - -


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 25-Eylül-2009 Saat 12:24
 
*Hocaefendi'nin Kadir Gecesi seher vakti doğduğunu,

*Hocaefendi'nin hem anne hem baba tarafından Seyyid olduğunu,

*Hocaefendi'nin,Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretlerinin teveccühüne mazhar olduğunu,

*Hocaefendi'nin en genç Hağlidi Şeyhlerinden birisi olduğunu,

*Hocaefendi'nin Kutb-u Cihan olduğunu,

*Sami Efendi'den ders almak için istihareye yattığında rüyasında Hazreti Ali Efendimizi gördüğünü,

*Bir zamanlar Fatihteki Mihrimah Sultan Camiinde sohbet buyurduğunu,

*2000 yılında çok ağır bir trafik kazası geçirdiğini,

Hocaefendi'nin sıkı bir Milli Görüş Sevdalısı olduğunu,


Hocaefendi'ye layık olan müridin rüyasına Efendimizin girip,o saliki Ali Ramazan Sultanımıza teslim edeceğini,


Hocaefendi'nin letaifler arası dolaştığını,

Hocaefendi'ye tarikat hırkasının bizzat Rasulallah Efendimiz tarafından giydirildiğini,

Hocaefendi'nin kendisinde kesinlikle hiçbir varlık görmeyip zat-ı aliyelerini "Adiler Adisi" günahkar bir kul olarak tanımladığını,

Hocaefendi'nin,Efendimize saygısından dolayı evladlarına Medine'de el öptürmediğini,

Hocaefendi'nin,evradlarını çekmeyen evladlarının yerine de kendisinin çektiğini BİLİYOR MUSUNUZ?

__________________
http://tasavvufalemi.the-up.com/index.htm - -

"Padişahı âlem olmak bir kuru dâvâ imiş,
Bir mürşide bende olmak her şeyden âlâ imiş"


-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 28-Eylül-2009 Saat 16:09
  Dervişin Künyesi
Serkeş atın üzerine vurulan yükün onu uysallaştırması gibi, bütün putların anası durumunda bulunan ana put nefsin ıslahı için az yemek, az konuşmak, az uyumak, uzlet ve riyazetle ibadet ü tâât gereklidir.
Nefsi, deve kuşuna benzetirler. Yük taşı dediklerinde kanadını, uç dediklerinde de tabanını gösterir. Evli-ya-i Kiram’ın himmetleriyle; istiğfarını, tevhidini, salat ü selâmını, tefekkür ü mevtini, Allah ve Rasûlüne muhabbetimizi temin edecek olan rabıtanı, zikrini yap denildiğinde: “Yapamam.” Âşık, sâdık ve salihlerle marifet semasında uç, denildiğinde: “Uçamam.” diyen kimsenin hâli biraz önceki misalde geçen deve kuşuna benzer. İrşadımız için, ıslahımız için -bir asker künyesini nasıl ezbere sıralıyorsa- bir mü’min, bir derviş şu esasları bilmeli ve tatbik etmelidir:
Helâl gıda almak, az yemek, oruçtan faydalanmak. Ateşle uslanmayan, zemheri cehennemiyle yola gelmeyen nefsin ıslahı, oruç ve midenin bir müddet aç kalma-sıyladır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Ey gençler topluluğu! Evlenin buna gücünüz yetmezse oruç tutunuz.” buyurdular. Materyalist düşünce, kapitalist görüşün tesiriyle tıka basa, üç öğün yiyoruz. Sıddıklar günde bir vakit yer ve oruçtan faydalanırlar. Bir kısım hastalıklar için meselâ şeker hastalarına: “Tahdit (sınırlama) var, perhiz yok.” derler.
Kur’an-ı Kerim’i mânâsını anlayarak okumak, ahlakıyla ahlaklanmak, namazı huzurla kılmak. Bir kısım sözde irşadcıların, tekmîl-i sülûk (mânevî gelişme, rûhi olgunluk, letâifi âlem-i emr ve letâifi âlemi halk, kalb, ruh, sır, hafî ahfâ, nefs, zikr-i küll, zikr-i sultâni, nefy ü isbat, murakabeler) yapıldıktan sonra Kuran-ı Kerim okuyabilirsiniz demeleri cidden büyük bir hatadır. Başta farz-ı ayn olan bilgiler (namaz, oruç, hacc, zekat, vs.), sonra da nafile olan evrad ve ezkâr çekilir. Hâfız olanlarımız günde bir cüz, diğerleri durumlarına göre Kur’an-ı Kerim’den her gün birkaç sayfa okumayı âdet edinmelidirler.
Esad-ı Erbili (k.s.) dergâhta müridâna Kur’an-ı Kerim okumalarını tavsiye eder, müridândan üç günde bir hatmedenler olurdu. Sami Ramazanoğlu (k.s.), Kur’an-ı Kerim’i bilmeyen yaşlılara bile Kur’an okumalarını, öğrenmelerini tavsiye ederlerdi.
Cenâb-ı Hakk hayatımızı Kur’an-ı Kerim’le süslesin.


ALEMDAR


-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 13-Ekim-2009 Saat 15:30
  Duanın Âdâbı
1- Şerefli vakitleri aramak: Arefe günleri, Ramazan-ı şerif ayı, Cuma günü ve geceleri ve seher vakitlerinde.
2- Şerefli hallerden istifade etmek: İslam ordusu küffar ordusuyla karşılaştığı an, yağmurun yağdığı anda, namaz sonlarında, ezan ile kamet arasında, oruçlu iken ve secde halinde dua etmek.
3- Kıbleye dönerek, koltuklarının altı görülecek şekilde ellerini kaldırıp dua etmek.
4- Duayı gizlice, hafif sesle yapmak.
5- Duada yapmacık sözlerden sakınmak.
6- Huzur ve huşu içinde, Allah’tan korkarak ve kabulünü ümid ederek, istediği şeyde ısrarla durmak.
7- Duasında azimli ve Allah’a karşı hüsn-i zanda bulunmak.
8- Tekrar tekrar isteyerek duasında ısrar etmek.
9- Duaya besmele ile başlamak.
10- Asıl, duanın kabul olmasında bâtınî edebe riayet etmektir.15



Müslümanın Duası Üç Sebepden Biri Dışında Reddolunmaz:
1- Ya günah olan ya da akraba ile ilişkiyi kesme v.b ile ilgili bir konuda dua ederse.
2- İstediği şey kendisi için ahirete bırakılacak olursa.
3- Veya duası nisbetinde kendisinden bir kötülük silinecek olur-sa.17
Şarih Kirmani, Hadis-i Şerifde Duanın İki Şartını Bildirir:
1- Acele etmemek
2- Dua ettim de kabul olmadı dememek.
İbn-i Kayyim: “Bir hane sahibinin gece gündüz 40 defa kapısını çalan bir kimseye günün birinde icabet olunur.” der.
Şeyh Sa’di: Bir kimse, sabah padişahın hizmetinde bulunursa, üçüncü sabah padişahın ona lütuf ile bakması, ihsan ve inayette bulunması muhakkaktır.”
Duanın kabülü Üç Şeye Mütevakkıftır:
1- Kazaya muvafık olmak.
2- O kimse hakkında duanın kabulü hayır olmak.
3- İstenilen şey muhal olmamak.
Yüce Mevlamız cümlemizi, duânın hakikatini idrak eden kullarından eylesin.


                                   ihvanforum.com


-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 17-Ekim-2009 Saat 12:33
 
Muhabbet

Muhabbet kelimesi “sevgi” manasında kullanılmaktadır. Ayet-i Celile’de, şiddetli sevgiden gaye aşktır. “İnsanlar içinde ALLAH’tan gayrısını (O’nu) emsâl edinen adamlar da vardır. Ki onlar (putlara), ALLAH’a olan sevgi gibi muhabbet beslerler. İman edenlerin ALLAH’a olan sevgisi ise (onlarınkinden) çok daha fazladır.” Ayette geçen “endâd” (emsal) kelimesinin putlar yahut kendilerine boyun eğilen şahsiyetler olduğu bildirilir. “Eğer ALLAH (c.c.)ı seviyorsanız, Bana uyun ki ALLAH da sizi sevsin.” “Ey iman edenler, içinizden kim dininden dönerse, ALLAH (c.c) onların karşısına kendilerini sevdiği ve onların da ALLAH’ı sevecekleri bir kavim getirir.”

Yukarıdaki her üç ayette de “Muhabbet” kelimesinin, “sevgi” olarak ifade edildiğini görmekteyiz. Mütekellimlerle Ârifler arasında, bu kelimenin farklı anlaşılmasına sebep şu görüşlerdir: Mütekellimlere göre “ALLAH’ı seviyoruz” un anlamı, “O’na itaat ve hizmeti, O’nun bize vereceği lûtufları seviyoruz.” Anlamındadır. Ârifler ise, ALLAH Teala’nın zâtı için sevildiği, cennet ümidi ve cehennem korkusuyla sevilmeyeceği, O’na tazim ve rızanın her şeyin üstünde olduğu görüşündedirler. Dolayısıyla burada gaye, huzur ve ünsiyet (dostluk) elde etmektir.

Hz. İsa (a.s), ibadetle yanıp yakılan bir kavme tesadüfle ibadetlerinin sebebini sorar, onlar da, “ALLAH’ın ateşinden korktuğumuz için.” Dediklerinde İsa (a.s), “ALLAH, sizi korktuğunuzdan emin kılacaktır.” Buyurur. Bunlardan daha çok taatte bulunan bir gruba, ibadetlerinin sebebini sorduğunda, onların da cevabı “ALLAH’ın bize vaat ettiği cennet ve nimetler” olur. İsa (a.s) bu kavme de, “ALLAH’ın, size vaat ettiğini vermesi üzerine haktır.” Buyurur. Daha sonra ibadet eden bir topluluğa niçin ibadet ettiklerini sorunca, onlar da, “Biz ALLAH’ı sevenleriz. Ona ne ateşinden korktuğumuz, ne de cennet ve nimetlerine hasret çektiğimiz için ibadet ediyoruz. Sadece kendisini sevdiğimiz için ibadet ediyoruz.” Dediklerinde, İsa (a.s), “Gerçek ALLAH (c.c.) dostları sizlersiniz; sizin aranızda bulunmam bana emrolundu.” Buyurur.

Ali Ramazan Dinç Hocaefendi


-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: sidre
Mesaj Tarihi: 17-Ekim-2009 Saat 15:56
 
"Padişahı âlem olmak bir kuru dâvâ imiş,
Bir mürşide bende olmak her şeyden âlâ imiş"
 
 
Allah razı olsun kardeşim emeğine sağlık..Rabbim dostlarına layık eylesin...
 
 


-------------
Ben kuş değilim ki pervasızca uçayım,ve dahi gönlüm göçmen değil ki avunayım...


Mesajı Yazan: güldünya
Mesaj Tarihi: 17-Ekim-2009 Saat 16:37
  Çok güzel tanıtım olmuş. Tanımıyordum hocamozı iyi oldu tanımış oldum


-------------
</a>


Mesajı Yazan: dede
Mesaj Tarihi: 17-Ekim-2009 Saat 17:23
  Allahımız dostlarının tanıdıklarından etsin bizleri.

-------------
Hizmetimizin amacı Hakimlik değil HADİM'lik........


Mesajı Yazan: SEDANUR
Mesaj Tarihi: 25-Ekim-2009 Saat 15:58
Orjinalini yazan: dede

  Allahımız dostlarının tanıdıklarından etsin bizleri.
  
 
 AMİİİNNNN..AMİİİİNNNN......


-------------
BEN YOKUM DEDİKÇE VAR OLUYORUM!!!


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 28-Ekim-2009 Saat 13:38
  124bin veya 224 bin peygamber oldugu rivayet ediliyor bunları kaldırsanız
veya RASULULLAHI kaldırsanız ve yahutta salihlerden birini veya imamıazamı kaldırsanız
size söyleyecekleri şu.
bir insan anne karnında ellerini ayaklarını gözlerini vesair azalarını tamamlar fakat
anne karnında tamamlayamadıgı azalarını dünyaya geldikden sonra 100 yıl beklseniz
eksik olan azalar yerine gelmez.
sonradan takılan protez eller ayaklar ve gözler nekadar aslına benzeyebilir veya kullanıla bilir
aynı bunun gibi ruhumuzun da azaları dünyada tamamlanır.
şimdi düşününki yola çıkmışız fakat yolu bilmiyoruz ,bize yollardaki trafik işaretleri yol gösterecekdirnedir
.
nedir bu yoldaki işaretler 6666 ayettir herbiri bizlere ayrı ayrı birer trafik işaretidir ayetikerimelerin
bir levhayla karşılaşıyorsunuz ne diyor SAKINHAA ZİNAYA YAKLAŞMAYIN bakın zina yapmayın demiyor yaklaşmayın
bırakın yapmayı yaklaşmak dahi tehlike arzediyor diyor.

başka bir levhaya bakıyorsunuz yetim hakkı yemeyin diyor

bir başka levhaya bakıyorsunuz anne babaya itaat edin diyor

ve bütün levhalar bizim kurtuluşumuz için birer ikaz birer tavsiye,
kuyrtuluşımuz için emr niteligindedir.
o levhalara göre hareket etmemiz lazım ama önce o levhaları ögrenmemiz gerekmekdedir.

kimden ögrenecegiz bu levhaları RASULU KİBRİYA efendimizden onun yolunu takip eden sıddıgıazam
ve ali efendilerimizden ve onunyolunu takip eden alimlerden ögrenecegiz çünki formül onlardadır
ve onların yolundan giderek ihsan anahtarını kullanacagız
diyelimki bizim bir sürü problemimiz var
ailevi problemler ticari problemler ahlaksızlık, faiz,kimsenin sahip çıkmadıgı sokak çocukları tiner kullanan
eroin alan çocuklar bizler için birer problemdir
ve bizim en büyük problemimizden biride terördür bu problemlerin çözülmesi için alimler kalkıp kendileri ugraşmazlar.
onlar formülü verirler RASULULLAH da ugraşmazdı çünki kalplere yön veren yalnızca ALLAHdır bizler sadece
Onun rızası için çalışmalarımızı yaparız.
biraz evvel saydıgımız problemlerin çözümü kuranı kerimdeki trafik levhalarıdır
RASULULLAHın verdigi formüllerdir .
insanlar bazen acıkır fakat işinin yogunlugundan fırsat bulup yemegini yiyemez
ilk fırsattada aman acıkdım susadım şunu getirin bunu getirin diye ortalıgı telaşa verir
şimdi bir alimin bir ulemanın sohbetlerine niye koşmuyoruz ?
çünki ruhumuzun açlıgını hissetmiyoruz ruhumuzunda açlıgını gidermemiz lazımdır
ruhumuzu doyurmanın formülü nelerdir
1= dünyayı tanıyacagız -sonumuzu düşünecegiz tamamının inteham oldugunu bilecegiz

ve geçici oldugunu bilecegiz bunları bilirsek azığımızı alıp yola çıkarız nedir bu azık takvadır
eger yaşamın formüllere uymazsa mahşerde rezil oluruz
mesela ticariahlaksızlıga gidiliyor işte onlar cin çarpmış gibi haşrolunacak kulaksız gözsüz burunsuz olarak
onun için azalarımızı burada tamamlayacagız
kardeşlerimize sahip çıkacagız bizler bir vucud gibiyiz maddi ve manevi düşmelerini engellemeliyiz
iki cihan güneşinin ulaşamadıgı yer kıta kalmadı
kaç kişiydi bu dava kaç kişi başladı şiimdi biz kaç kişiyiz biz deyince kasdımız tüm yurdumuzdur
bu sıkıntıları nasıl çözecegiz sadakatla çözecegiz
kime sadakatla ahmede mehmede sadakatla degil, ALLAHA ve RASULUNE Emirlerine sadakat ve itatala çözeriz
2-nefesimize dikkat etmeliyiz nefesimizi sigara dumanıyla kirletmemliyiz aldıgımız her nefesde ALLAHI zikretmeliyiz nefesimizi alınca veremeyecegimizi verincede alamayacagımızı düşünmeliyiz
3-insanların yanlışlarını yüzlerine vurmamalıyız
4-salihlerle beraber olmalıyız
5-zikrullaha devam etmeliyiz
6-kabri düşünerek içimizi ve dışımızı temiz tutmalıyız
7- halkın itibarına övgüsüne aldanmamalıyız


velhamdülillahi RABBİL alemin


                                
ALİ RAMAZAN DİNÇ hoca efendinin pazar sohbetinden alıntıdır...


-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 07-Aralık-2009 Saat 22:20
 

Sakın ola ki,Kur'an'ın ve sünnetin ruhuna uymayan bir yola sofilerin yolu demeyiniz.Kur'an ve sünnetin kabul etmediği yol küfür yoludur.Bizim yolumuz ise tamamen Ahlak-ı Muhammediyeyi yaşamak ve bütün hayatımızı Kur'an'ın emirlerine ve Rasulallah(sav)'ın sünnetlerine tanzim etmektir." Alemdar

"Toplumun halini gözardı edip,beşyüzlük tesbihinin tıkırtısıyla bir köşede yan gelip yatmak değildir zikir.Zaman ve mekana göre en uygun görevi yerine getirerek Peygamberimizin(sav) ahlakı sahasında uzman yetiştirmektir zikir."Kardeşlerim! Burada yabancı dil de öğrenilir,burası gönülleri taatlerin zevkiyle ihya ederken,kafaları ilimle tezyin eden bir üniversitedir aynı zamanda." demektir zikir." Alemdar

"Mürşid-i Kamil,karanlık gecelerde yolumuzu aydınlatan ışık mesabesindedir.Kur'an-ı Kerimden okuduğu ayetler ve hadislerle küfrün zulmetinden bizi kurtarıp bizi sıratim müstakime,Allah'ın sevgisine ulaştıracak kimsedir.O,elimizden tutup yürümez,yürüyecek olan biziz.Üstadımız Hacı Hasan Efendi;"Siz Allah'a sevgili olun,biz de sizi sevelim." buyuruyor.Kuru kuruya "Mürşidim" demenin anlamı yoktur.Salihlerden bir zat;"Oğlum ben senin mürşidim dediğin kadar Allah'ım deseydim kurtulurdum." buyuruyor." Alemdar

"Hacı Hasan Efendimiz(ks) mürşid-i kamillere muhabbetin,edeplere ve Rabıtaya riayetle olacağını haber verirlerdi.Rabıta,bir kısım kardeşlerimizin yanıldığı gibi ellere fotoğraf alıp sadece cisme dönmek olarak algılanmamalıdır.Cisme dönmek şeyhi putlaştırmaktır.Rabıta,hareketi bir başkasında taklit edilen kişi demektir.Cenab-ı Hakkın muhabbetinde yok olan Mürşid'in,Peygamberin tebliğ,davet ve anlayış yönlerini uygulayışını hayatımıza geçirmektir." Alemdar



-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: $€yy@h
Mesaj Tarihi: 08-Aralık-2009 Saat 13:39
 "Toplumun halini gözardı edip,beşyüzlük tesbihinin tıkırtısıyla bir köşede yan gelip yatmak değildir zikir.Zaman ve mekana göre en uygun görevi yerine getirerek Peygamberimizin(sav) ahlakı sahasında uzman yetiştirmektir zikir"
BU/ BENCE DOĞRU /AÇIKLAMA İLE MÜSLÜMAN İNSANLARIN /TOPLULUKLARIN ZİKİRDEN NE KADAR FARKLI SEYLER ANLADIGINI  GÖZLEMLEDİM BİR KEZ DAHA...


-------------
"Fikir sahibi olmaya mal sahibi olmaktan fazla ihtiyaç duyacağımız, gün
gerçek zenginliğin sırrını bulacağız. "

P.Safa


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 08-Aralık-2009 Saat 17:39
TOPLULUKLARIN ZİKİRDEN NE KADAR FARKLI SEYLER ANLADIGINI  GÖZLEMLEDİM
 
                 bende  


-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: Zühre Nur
Mesaj Tarihi: 16-Mart-2010 Saat 12:00
 
*Hocaefendi'nin Kadir Gecesi seher vakti doğduğunu,

*Hocaefendi'nin hem anne hem baba tarafından Seyyid olduğunu,

*Hocaefendi'nin,Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretlerinin teveccühüne mazhar olduğunu,

*Hocaefendi'nin en genç Hağlidi Şeyhlerinden birisi olduğunu,

*Hocaefendi'nin Kutb-u Cihan olduğunu,

*Sami Efendi'den ders almak için istihareye yattığında rüyasında Hazreti Ali Efendimizi gördüğünü,

*Bir zamanlar Fatihteki Mihrimah Sultan Camiinde sohbet buyurduğunu,

*2000 yılında çok ağır bir trafik kazası geçirdiğini,

Hocaefendi'nin sıkı bir Milli Görüş Sevdalısı olduğunu,


Hocaefendi'ye layık olan müridin rüyasına Efendimizin girip,o saliki Ali Ramazan Sultanımıza teslim edeceğini,


Hocaefendi'nin letaifler arası dolaştığını,

Hocaefendi'ye tarikat hırkasının bizzat Rasulallah Efendimiz tarafından giydirildiğini,

Hocaefendi'nin kendisinde kesinlikle hiçbir varlık görmeyip zat-ı aliyelerini "Adiler Adisi" günahkar bir kul olarak tanımladığını,

Hocaefendi'nin,Efendimize saygısından dolayı evladlarına Medine'de el öptürmediğini,

Hocaefendi'nin,evradlarını çekmeyen evladlarının yerine de kendisinin çektiğini BİLİYOR MUSUNUZ?

Maşallah ne mutlu o zaman "O" mübarek zata mürit olanlara....


-------------


Mesajı Yazan: dede
Mesaj Tarihi: 16-Mart-2010 Saat 15:36
Orjinalini yazan: Zühre Nur

 

Maşallah ne mutlu o zaman "O" mübarek zata mürit olanlara....

 

   Hakiki mürid olup "Murad" olunana. İdare edilen değil yetiştilen olanlara. Taşınan değil bizzat yükün altına girebilenlere. Kendine dert edinip ehl-i derdin derdine derman olabilmeye çalışanlara. Muhlis ve Muhlas olabilmek gibi...

 
 
 
 


-------------
Hizmetimizin amacı Hakimlik değil HADİM'lik........


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 19-Mart-2010 Saat 11:55
  http://huzursitesi.com/modules/x_movie/x_movie_view.php?cid=12&lid=1909 - http://huzursitesi.com/modules/x_movie/x_movie_view.php?cid=12&lid=1909

-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 19-Mart-2010 Saat 11:58
Orjinalini yazan: dede

Orjinalini yazan: Zühre Nur

 

Maşallah ne mutlu o zaman "O" mübarek zata mürit olanlara....

 

   Hakiki mürid olup "Murad" olunana. İdare edilen değil yetiştilen olanlara. Taşınan değil bizzat yükün altına girebilenlere. Kendine dert edinip ehl-i derdin derdine derman olabilmeye çalışanlara. Muhlis ve Muhlas olabilmek gibi...

 
 
 
 
 daha başka ne denilebilirki...

-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 25-Mart-2010 Saat 16:03
                                       
 
 
 
 İnsanlar Madenler Gİbİdİr

Yazar: Ali Ramazan DİNÇ HZ.




Yer altından çıkartılan madenler değer itibariyle farklı farklıdırlar. Kimi kömür, kimi altın, kimi uranyumdur. Madenlerin çıkartılması için bu işi yapacak kişilere müesseselerden çeşitli malzemeler verilir. Çıkartılan madenlerin posası atıldıktan sonra, madenler fabrikada işlenerek içindeki cevherler alınır.



Bu madenler insandan; Peygamberimiz (s.a.v.) ve ashâbının yolundan gitmekle sahih inanç, Dînî emirleri öğrenerek sağlam bir bilgi, Nebiyy-i Zîşan (s.a.v.)’ın rûhi yönüne varis olan mürşid-i kamilin delaletiyle erişilen güzel ahlâk ve görgüyle çıkar ancak.



Bu madenler, Yaratan Mevlâ ile, insanlar ve diğer mahlukat arasındaki haklar ödenerek, verilen evrat ve ezkâra riayetle çıkar adem evladından.



Günahlardan tevbe ederek, geçerek dünya sevgisinden, Allah (c.c.)’dan gayri düşünceleri atarak, yalan, gıybet ve hasetlikten, kibir ve kendini beğenmekten sakınarak bulunur ancak bu defineler.



Sadakatimizi ölçmek için verilen ilk dersle ancak; isli, dumanlı kömür madeni çıkar. Kaza namazları düzgün kılınır, evrat ve ezkâr samimiyetle yapılır, gönülden; nefsin, dünyanın, şeytan ve kötü niyetli insanların arzuları, yaramaz posa ve kirler atılırsa, istihare de güzel çıkarsa kişi azim ve gayretiyle altın madenine kavuşur.



Alınan ilk evratla, mukaddime dersiyle, ancak kömür madeni çıkaran sâlik, yola devam eden derviş; ölüm tefekkürüyle dünya muhabbetini gönlünden atarak, yaptığı rabıta ve zikirle mürşid-i kamilin arş-ı âzam olan kalbinden Allah (c.c.)’ın feyzini içerek; nefsin, Kur’an’ı Kerim’de belirtilen yedi mertebesini, (her arzusuna uyulan nefs-i emmâreyi, hata işlemesine rağmen kendisini kınayan nefs-i levvameyi, bazen hayır, bazen da şer düşünerek isyanı tamamen atamayan nefs-i mülhimeyi, Hakk’ın iradesine her şeyiyle teslim olan nefs-i mutmainneyi…) geçerek, sadırdaki; letaif, kalb, ruh, sır… madenlerini çalıştırarak altın çıkartmaya başlar.



Yanan, batan ve kuvvetle çarpan letaiflerle, dili damağa yapıştırarak derundan yapılan zikirle, ecrini, mükafatını meleklerin bile yazamadığı, Allah (c.c.)’ın katında değeri takdir buyurulan cevherler çıkmaya başlar. İnsanda mevcut beşi sadırda (kalb, ruh, sır, hafi, ahfa), beşi de; su, hava, ateş ve topraktan müteşekkil yapımız ve nefisle yapılan zikirle, toplamında on letâifle, manevî maden ocakları altın çıkarır artık.



On letaifi geçen, nefy ü isbatı, sadırda yazılı olan tevhidi nefessiz yirmi bir defa okuyan, imanı durulan hakîki mü’min, yedi kat semayı yok bilip kalbini Arş-ı Âzam’a açarak artık murakabeyle uranyum çıkarır.



Rabıtâ-i mürşidle havuzda yüzmeye alışan sâlik, Hak yolcusu, murakabeyle; Allah (c.c.)’ın kendisini her an gözetlediğini düşünen, kudret-i İlâhîyi tefekkür eden halis mümin, deryaya dalarak inciler toplar.



Sâlik, “Şüphesiz ki Rabbin, elbette (her an) gözetlemededir.” (Fecr: 89/14) “Şüphesiz ki Allah, sizin üzerinizde tam bir gözeticidir.” (Nisa: 4/1) âyetlerinin sırrına mazhariyetle, “Kalbinizi murakabeye alıştırınız.” “Akıllı, her an nefsini kontrol altında tutandır.” hadis-i şeriflerine riayetle, zulmetten yetmiş bin, nurdan da yetmiş bin hicabı, perdeyi geçer.



“Hz. Sıddîk (r.a.), ne çok namazı, ne de çok orucuyla değil, kalbi vakarı ile, gönlünün mutmain, huzurlu oluşuyla Mevlâ’ya vasıl oldu.” buyrulan nimet-i uzmaya, mânevî devlete erişir sadık kul.



“Yarışanlar, o halde ancak bunda yarışsınlar.” (Mutaffifîn: 83/26) “Çalışanlar, o halde böylesi (bir netice) için çalışsın.” (Saffât: 37/61) Âyet-i Celîle’lerine kulak vererek, asıl gayret göstermemiz gereken işlere yönelelim. Bu madenleri çalıştıracak olan ehlullah ile sıkı münasebet kuralım. Bu büyük nimetten mahrum olarak gitmeyelim âhirete.


-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 26-Mart-2010 Saat 15:10
 

Rabbimiz, öyle yüce, öyle merhametli, öyle güzel ki!.. Salih amel, Kur’ân-ı Kerîm’e göre yaşayanlar için, O’na kavuşma anıdır. “Her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa; (Allah’ın huzuruna varmak, hesabından kurtulup sevabına ermek, rızasını bulmak veya Cemâlini görmek arzu ediyor, Allah’ın huzuruna varmayı ümit ediyorsa,) Salih amel işlesin ve Rabbine yaptığı ibadetle hiçbir kimseyi ortak koşmasın. (Riya, iki yüzlülükle. Kibir, benlik, üstünlük taslamakla. Ucüp, taatleriyle öğünmekle. Süm’a, ibadetlerini başkasına duyurmaktan zevk almakla Allah’a ortak koşmasın.) (18./110.)

Zaman zaman kabir ziyaretlerine gidelim. Hz. Osman (r.a.), kabirlerde çokça ağlamasının sebebini soranlara, şöyle cevap verir. “Kabir hayatı güzel geçenin, diğer merhaleleri kolayca atlatacağını Resulüllah (s.a.v.)’dan duydum.” Çoğunun azaları çürüyüp gitmiştir. O hale gelmeden hazırlık yapalım o dehşetli gün için. “Çünkü nefisleriniz için önceden ne hayır yapıp gönderirseniz Allah (c.c.) yanında onu hayır ve mükafatı daha büyük olarak bulacaksınız.” (73.-20.)

Şeyh Mustafa Efendinin sadık yaranından Kılavuz Hafız, Üstazına, mahzuniyetinin sebebini, göz yaşlarıyla şöyle anlatır: “Efendim, akrabamın da bulunduğu bir kabristandan geçerken, mevtanın ruhlarına okudum. Kabir hali bana keşfoldu. Bir kısım insanların ateşler içerisinde feryad ü figan ettiklerini işittim ve bu hale dayanamadım.” Yaptıkları amellere göre, “Onların bir kısmı cennette, bir kısmı da cehennemdedir.” (42./7.) Hastalık, deprem, sel felaketi v.s. müsibetler gelmeden aklımızı başımıza alalım. Sıhhatliyiz, daha genciz deyip kendimizi aldatmayalım. “Haberiniz olmadan ansızın başınıza azap gelmeden önce (halis Müslüman olun da) Rabbinizden size indirilenin en güzelini (Kur’ân’ı) takipve tatbik edin.” (39./55.)

Kendimizi ahirette mesul kılacak davranışlardan şiddetle kaçınıp, Allah (c.c.) ın mekanı olan gönülleri rencide etmeyelim. Bâyezid-i Bistâmî (k.s.), kendisini haksız yere beş defa memleketinden çıkaranları şikayet etmediği gibi, onlara kırılmıyordu bile. “O takva sahipleri, bollukta ve darlıkta nafaka verenler, (fakiri, yoksulu düşünenler) kızdıklarında öfkelerini yutanlar ve insanların kusurlarını bağışlayanlardır. Allah, iyilik edenleri sever.” (3./134.) Güzel ahlakın kendisinde toplandığı Hadis-i Şerif’ te de, “seninle alakasını kesenle alak kur, seni mahrum edene ver, kötülük edene de iyilik et” tavsiyesinde bulunur Nebiler Nebisi Muhammed Mustafa (s.a.v.).

Dillerimize sahip olup, “insanı yüz üstü cehenneme sürükleyen dillerinin toplamış olduğu hatalardır” kavl-i Muhammedisine kulak verelim. İnsan, “Ne söz söylerse, mutlak yanında hazır bir gözcü vardır.” (50/18) Sözümüzü, özümüzü herkese açmayalım. “Nây u mey-âsâ herkese fâş etme sözü sâzını (içini herkese açma)

Kesret evinde görme sen ikram ile i’zâzını Pervâne-veş yek-renk olup bir eyle .em-i nâzını Tevhîde tapşur özünü kimseye açma râzını (sırrını) Şeyh izine tut yüzünü şeyhin yete bürhan sana.” (Divân-ı Es’ad)



-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 29-Mart-2010 Saat 11:44

Efendimiz (s.a.v.)’in, “Dünya ve onun içindekiler lanetlenmiştir.” Buyruğunda, insanı, Allah’tan alıkoyan her şey kastedilmektedir. Yoksa insan, bu dünyanın şartlarına uygun olarak yaratılmıştır.

İnsanoğlunun, yiyip-içtiği, giyinip-kuşandığı, evi barkı, işi gücü, çoluk çocuğu vs. hep dünyadır. Bu değerlere bakış açımız; meşru olarak, dini emirlere uygun bir vaziyette yaşamı devam ettirmek şeklinde olmalıdır. Devlet reisi; halkım bal yiyebiliyorsa ben de yerim hassasiyetinde bir kişi ise; hazineler elinde olmasına rağmen, kıtlık döneminde, tebaamın dertleriyle hemdert olayım diye, karnını pek doyurmayan Yusuf (a.s.) gibi bir anlayışa sahipse, Allah Rasûlü (s.a.v.)’nün, “Bir saat adaletle hükmetmek, altmış yıllık nafile ibadetten hayırlıdır.” övgüsüne mahzar olur. Masa başında iş yapan görevliden tutun, müşterisini karşılayıp, gelenlerine güler yüz gösterip insafla muamele eden esnafa kadar her bir fert, Fahr-i Kainat (s.a.v.)’ın, “İşini, düzgün ve sağlam yapanı Allah Teâlâ sever.” methine erişir.

Okul müdüründen hademesine, talebesinden öğretmenine, en küçük birimden en yükseğine kadar, görevini, İlahi rıza için yapanın amelini, Hak Teâlâ, karşılıksız bırakmaz. Mevlâ’mız (c.c.), “Kim zerre miktarı hayır işlerse, onu görür. Kim de zerre miktarı kötülük yapmışsa, onu görür.” buyurur. (Zilzal:99/7-8) Nebiler Nebisi Muhammed Mustafa (s.a.v.), “Mâruftan, iyilikten hiçbir şeyi küçümsemeyin. İstersen kendi kovandaki sudan, su isteyen birinin kabına boşalt. İstersen kendisini güleç yüzle karşıla.” “Ey mümin kadınlar! Hiçbir komşu komşusunu küçümsemesin. Hatta bir koyunun, çatal bir tırnağı da olsa” “Bir hurma kadar da olsa ateşten sakının. Bir tek güzel söz ile de olsa.” buyurur.

Mahir İz Hocamızın takva tarifinde olduğu gibi, “Ne yaparsan yap, onu Allah Teâlâ için yap.” duygusu, bu dünyanın şartları içerisinde yaşayan bizleri mesut ve bahtiyar kılar. Yersiz davranışlar sebebiyle hayatımızı israf etmemiş oluruz. İşine giden, evrat ve ezkar okuyan, halı dokuyan, ip eğiren, misafire hizmet eden, bulaşık yıkayan, bağ-bahçe sulayan, okulda ders veren, yolda yürüyen her iki kişiden biri, niyetine göre mükafat kazanır. “Yapılan işler niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti Allah’a ve Rasûlü’ne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah’a ve Rasûlü’ne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlenir.”

İnsanlar, hep böyle bir fikre sahip olsa, alıcı satıcıdan, satıcı alıcıdan, iş veren işçisinden, işçi işvereninden, amir memurundan, memur amirinden, aile fertleri, hiç, birbirinden kuşkulanmaz. İbadet duygusuyla yapar her işi. Çünkü niyeti düzgün ve ameli salihtir. İcazetini Aleyhissalat ü Vesselam Efendimizden alan mürşid-i kâmilin tarif buyurduğu derslere ve öğütlere dikkat eden, letâiflerin nurunu görerek, nefsinin mertebelerini geçerek seyr ü sülûkunu yapan derviş, rûhen de olgunlaşmak suretiyle melekût alemine kanat çırpmaya başlar. Artık nefsini ruhuna arkadaş etmiş, vücut ülkesini İsrail zulmünden kurtarıp, Hakk’ı hakim kılmıştır bedende.           

                
                                           ALİ RAMAZAN DİNÇ ( K.S.)


-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: dede
Mesaj Tarihi: 29-Mart-2010 Saat 12:10
   İcazetini Aleyhissalatü Vesselam Efendimizden alan mürşid-i kâmilin tarif buyurduğu derslere ve öğütlere dikkat eden, letâiflerin nurunu görerek, nefsinin mertebelerini geçerek seyr ü sülûkunu yapan derviş, rûhen de olgunlaşmak suretiyle melekût alemine kanat çırpmaya başlar. Artık nefsini ruhuna arkadaş etmiş, vücut ülkesini İsrail zulmünden kurtarıp, Hakk’ı hakim kılmıştır bedende.           
                
       ALİ RAMAZAN DİNÇ (Rabbimiz derecesini ali etsin)

-------------
Hizmetimizin amacı Hakimlik değil HADİM'lik........


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 29-Mart-2010 Saat 12:27
Ali ramazan dinç yazıp parentez içerisinde ( k.s.) yamıştım.bu kuddise sirruhu anlamına geliyor.ben acizane Allah cc sırrını yüceletsin olark biliyordum.şimdi ali semerkandi hazretlerinin özelliklerini okurken orada şu şekilde belirtilmiş ;

      kuddise sirruhu :sırrı kutsal olan,vefat etmiş veliler anıldığı zaman söylenir. 
          diye açıklanmış,Ali ramazan efendi hayattadır,Allah cc uzun ömürler versin sanırım burada bir hata yapmışım,Rabbim yanlış bilip doğru biliyoruz sandıklarımızı hayırlısıyla düzeltsin...amin


-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: dede
Mesaj Tarihi: 29-Mart-2010 Saat 14:11
  Dikkat çekmek için yapmıştım. Arif olan anlamış elhamdülillah.  

-------------
Hizmetimizin amacı Hakimlik değil HADİM'lik........


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 29-Mart-2010 Saat 16:19
sen benim çok dikkatimi çekiyorsun abi,maşallah mıknatıs gibisin  seviyorum seni canı gönülden   

-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 30-Mart-2010 Saat 11:27
  http://inanc.yediulya.com/uploads/posts/2010-03/1269457511_murid.jpg">

-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: dede
Mesaj Tarihi: 31-Mart-2010 Saat 09:50
 Esad-ı Erbili ve Sami Seyhani K. S. Hz.’nin halifesi Dişci baba (H. Mehmet Lekesiz) Sami Efendi’ye sorar "Efendim! Esad Efendi’yi görünce ağlardık. Şimdi neden ağlamıyoruz?" Sami Efendi "Mehmet Efendi o zaman faiz müessesesi bir tane idi. Şimdi Konya’nın bir caddesinde, birden fazla banka mevcut. Sakınırdı kardeşlerimiz ticari ahlaksızlığa düşmekten" buyurur.

"Adana'da bulunduğunuz devrede, teveccüh buyururdunuz kardeşlerimize. İstanbul'u teşrif edince teveccüh, gönüllere yönelmiyorsunuz" diyenlere. "Kardeşlerimiz, dünya muhabbetiyle, mal mülk sevdasıyla, nefsanî, hayvani duyguyla, fena ahlakla gönül âlemlerini ihmal ettikleri için, teveccüh nimetine mazhar olamıyorlar" buyurur.

H. Hasan Dinç Efendi(K.S.)’ye, "sizin sohbetinizde yanıp yakılıyor, gözlerden yaş akıtıyoruz. Sami Efendi’nin sohbetinde ise, böyle bir hal olmuyor" diyen Adana'lı Fevzi Efendi’ye, H. Hasan Efendi’nin verdiği cevap, derin bir izan, irfan değil de nedir? "Meyve yüklü bir ağacın, gövdesinde ki küçük fideleriz biz. Veriyorsak meyve, o gövdeye bağlı olduğumuz için. O mübarek sultan olmasa, biz kurur gideriz" der.

"Çeşmelerde bardağın, bin yıl yanında durursa, kendi dolası değil." Teslimiyet, muhabbet ve rabıta’yla, gönül destimizi, kalplerinin altına koymadıkça, dolmaz bu kap diyor hikmet ehli.

Neden taatlerimizden zevk alamıyoruz?

1- Dini emirlere riayetsizliktendir. Büyük ve küçük günahlardandır. Gönlün ve beynin hata ve isyanları, zina fiilini hatırlamasındandır. Gözün hasetle, kulağın gıybet, iftira ve dedikoduları dinlemesindendir. Elin harama, ayağın fitne ve fesatla yürüyüp gezmesindendir.

2- Dünya muhabbetine, lüks ve israfa düşkünlüktendir. Evin, arabanın, yemeğin, giyim ve kuşamın, kibir ve benlikle en iyisini seçmektendir.

3- Yanlış itikat ve görüşle, korkusuzca hata ve isyan işlemekle, kalbi berbat olan, batılların yaşadığı gibi hayat süren cahillerle oturup kalkmaktır.
  ALEMDAR

 


-------------
Hizmetimizin amacı Hakimlik değil HADİM'lik........


Mesajı Yazan: dede
Mesaj Tarihi: 31-Mart-2010 Saat 09:51
 1- Namazda başımız örtülü olsun.

2- Şer-i özür olmadıkça namazın sünnetlerini terk etmeyelim.

3- Yerken içerken, yatarken kalkarken, herhalde Rabbimiz (C. C.)’in bizi gördüğünü unutmayalım.

4- Bize söz getirenlerin, bizden bir başkasına da söz taşıyacağından endişe duyalım.

5- Allah Teala (C.C)'ya, Resul’üne (S.A.V) ve yolunda Mevla (C.C)’nın kaim büyüklerine şartsız teslim olalım.

ALEMDAR

-------------
Hizmetimizin amacı Hakimlik değil HADİM'lik........


Mesajı Yazan: dede
Mesaj Tarihi: 31-Mart-2010 Saat 09:52
 “Yaşam Tarzı

1-
Halkın yaşantısı, yeme ve içmedir.

2- Ariflerin hayatı, dünya ve ahiretten geçip, Mevla (C.C.) ile olmaktır.

3- Muhabbet ehlinin yaşantısı, Allah T. (C.C.)ya dostluk ve sevgidir.

4- Zahitlerin hayatı, dünya sevgisinden kurtulmaktır.

5- Âlimlerin yaşantısı, Allah T.(C.C.)’nın emirlerini korumaktır.

6- Murad olunanların, hayatı, İlahi hükümlere uygunluktur.

7- Müridlerin yaşantısı, iç ve dış düşmanlara karsı mücahede, cihaddır.

8- Sıddıkların hayatı, makamlarını koruyup, gözetmektir.

9- Nebilerin sürdükleri hayat, müşahede, İlahi sırlara etmektir.

10- Meleklerin hayat tarzı, ibadettir.

( Muhiddin Arabi K. S. )

Not: Yazılar, bir çırpıda okunup geçilmemeli. Üstünde uzun uzun düşünülerek mütalaa edilmeli.”

ALEMDAR

-------------
Hizmetimizin amacı Hakimlik değil HADİM'lik........


Mesajı Yazan: dede
Mesaj Tarihi: 31-Mart-2010 Saat 09:53
 PEYGAMBERİMİZ EFENDİMİZ S.A.V. 'İN EĞİTİME VERDİĞİ ÖNEM

Dini ve dünyevi konularda Efendimiz s.a.v. in en önemli vazifesi eğitimdir. " Rabbim benim ilmimi artır" (Taha:114). " Allahım bana öğrettiğinle faydalanmayı nasibet"(İbn Mâce, Mukaddime 23 ) diye dua ederdi.

Peygamberimiz s.a.v. in Bedir esirlerinin esaretten kurtulmasını, müslümanlara okuma yazmayı öğretmesine bağlardı.

Mekke'de Darül Erkam'ı, Medine'de de,Ashab- i Suffe'yi eğitim için tahsis buyurdu.

Eğitimleri için kadınlara belli günler tayin ederdi. Annelerimizin yetişmesi için eğitimciler görevlendirdi. H.z. Aişe (r.anha)'yı. annemizi İslam hukukçusu olarak yetiştirdi.
ALEMDAR


-------------
Hizmetimizin amacı Hakimlik değil HADİM'lik........


Mesajı Yazan: dede
Mesaj Tarihi: 31-Mart-2010 Saat 09:53
  http://inanc.yediulya.com/uploads/posts/2010-03/1269085685_enbi.jpg">

-------------
Hizmetimizin amacı Hakimlik değil HADİM'lik........


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 31-Mart-2010 Saat 11:40
maşallah büyüklerimizin her bir sözü hikmet.
 
            bir gün esad ı erbili k.s. efendimizin iki müridi bir araya gelip esad efendi ne derse anlıyoruz,ilmimiz onunla aynı seviyeye geldi diye kendi aralarında konuşmuşlar.ondan sonra esad erbili k.s. efendinin huzuruna geldikten sonra esad efendi sohbet etmeye başlamış,iki arkadaş birbirlerine bakmış ondan sonra ;efendim dediklerinizden hiç birşey anlamadık...bunun üzerine esad erbili hz hani ilminiz benim ilmimin seviyesine ulaşmıştı...tabi hata ettiklerini anlayan iki mürid hemen mürşitlerinin ellerini öpüp af dilemişler...
 
            şu sebeple bu yaşanılan örneği aktardım , İmâm-ı Rabbânî, tasavvuf yolunda nihâyete varanların (yolun sonuna kavuşanların) iki türlü olduğunu beyân etmiştir. Birincisi Rasûlullah efendimizin izinde giderek kemâle erdikten sonra, insanları irşâd için (doğru yola çekmek için) halkın derecesine indirilmiş olan mürşidlerdir. İkincisi, yükseldikleri derecelerde bırakılıp, insanların yetişmesi ile vazîfeli olmayan velilerdir. Allahu alem bizim ıslahımız için savaşıp duruyor büyüklerimiz,tenezzül edip ilimleri bizim anlayacağımız hale getirmeseler,hiç birşey anlayamayız.hamdolsun büyük nimet bütün Allah cc dostları


-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 05-Nisan-2010 Saat 15:01
 
  oyy oyyy ben başımı hangi taşlara vurayım  gaflet gaflet gaflet,öyle kalınlaştırmışımki bu gaflet perdesini yırtamadım gitti

-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 05-Nisan-2010 Saat 15:04
 

-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 05-Nisan-2010 Saat 15:06
  http://inanc.yediulya.com/uploads/posts/2010-03/1268996946_alemda1.jpg">

http://inanc.yediulya.com/index.php?cstart=5& -  


-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 17-Nisan-2010 Saat 12:06
 

İman ve Hidayet gibi iki güzel özellikle tanımlanır gençlik Kehf süresinde. Zalim Takyanus'a karşı meydan okumasıyla vasfedilir Kur'an-i Kerim'de yedi mağara ashabı genç.

Tevhid mücadelesindeki azim ve gayretiyle dillere destan olur İbrahim Aleyhisselam gibi gençlik Enbiya süresinde. Nemrud'a karsı direnen Halilullah İbrahim gibi kararlı ve cesur olur genc.

Bu günde gençliğin durumu, akıntıya doğru kürek çekmeye çalışan kayıkçıya benziyor
 
                                                  alemdar


-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: beyaz zambak
Mesaj Tarihi: 18-Nisan-2010 Saat 02:15

Din güzel ahlaktır..herkimde o nişan varsa arş-ı alaya yükselir vasıtasız ...kimde güzel ahlak yoksa kimin eteğine sarılrsa sarılsın faydasız olur..ille güzel ahlak ille güzel ahlak



-------------
''Hiç ''


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 18-Nisan-2010 Saat 11:13
 çooook haklısın ablacım,hemde çok.ne demişler illa edep,illa edep.edeple gelen,hürmetle gider.bu büyüklerin eteğine bende sarılayım diyen herkezde sarılamaz zaten.bu işinde bir prosüdürü var.istihare ile bulunuyor bu büyükler,yada bir vasıta ile..... 
 
 
                                        istihare ile bulmuştun bizi
                                        bekliyor yolunu acizin gözü
                                        ölsemde terketmem kardeşim sizi
                                        gel bi bilişelim yahu nerdesin.....
 
                                                  hacı hasan efendi ( k.s.)


-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 18-Nisan-2010 Saat 11:30
istihare yada bir vesile yazacaktım,vasıta yazmışım.vesile olacak inşallah 

-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 22-Nisan-2010 Saat 12:48
 
http://inanc.yediulya.com/uploads/posts/2010-03/1268677244_sunnetiseniyye.jpg">


SÜNNETİ SENİYENİN ÖNEMİ
Sünnetin lügat manası, yol ve gidişattır.

İstilahı anlamı, Resulullah s.a.v den söz, fiil ve sukut buyurarak, güzel gördüğü bütün davranıslardir.
Devamlı yapıp, nadiren terkettigi sünnete, müekket sünnet denir.
Ara sıra terkettiği sünnete de, gayri müekkede denir.
Müekked sünneti, özürsüz terketmek mekruh, küçük günah olur. Namaz içinde terketmek ise, tahrimen mekruh, harama yakın günah olur. (R. Muhtar.)
Zevaid sünnet, yapanlara sevap bahşeder.

Kur'an ve Sünnet et ve tırnak gibidir. Birbirinden ayrılırsa din öğrenilmez.

" Söz amelle makbul olur. Söz ve amel de niyyetle kabul olur. Söz, amel, niyyetle de, sünnetle kabule şayan olur." Süfyan- i Sevri K. S.

Sad b. Ebi vakkas R. A. İran dolaylarında, cihadın gerçekleşmemesini, misvak sünnetinin terkine bağlar.

Resulullah s.a.v. karbuzu bıcakla mı yedi, yoksa kırarak mı yedi diye;Ahmed b. Hanbel R H. A. Hayatında karpuz yemedi.

Sehl b. Abdullah et Tüsteri k. s. Yolumuz yedi esasa dayanır.
1-Kitaba tutunma.
2-Sünnete uyma.
3-Helal lokma.
4-Kimseye zahmet etmeme.
5-Günahlardan sakınma.
6-Tevbe.
7-Hak ve hukuka riayet.
"Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.") H. Şerif. Müslim.)
Bişr-i Hafi k. s. "samimi dost, helal kazanç, sünnete uygun amel, en büyük nimettir."
"Ümmetimin arasında ayrılık olunca, sünnetime, hulefa- i raşidinin sünnetine yapışın." H. Ş. (Tirmizi)
İnsan tabiatinde mevcut, en mükemmele erişme duygusu, süreti ve sireti, huyları en güzel olan M. Mustafa s.a.v ahlakı ile mümkün olur. " Resulullah'da sizin için en güzel misaller vardır." Ahzab: 21.


ALEMDAR

-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: $€yy@h
Mesaj Tarihi: 22-Nisan-2010 Saat 20:15
 ALLAH razı olsun...

-------------
"Fikir sahibi olmaya mal sahibi olmaktan fazla ihtiyaç duyacağımız, gün
gerçek zenginliğin sırrını bulacağız. "

P.Safa


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 26-Nisan-2010 Saat 14:31
amin cümlemizden....
 
                sevgide merhamette sefkatte müminler bir vücüt gibidir.gazdedeki müminler bizim canımızdan bir parçadır.basımız seccede ellerimiz dua da olsun
                                                   alemdar


-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 05-Mayıs-2010 Saat 18:25
 
/photo.php?pid=84398&id=100000878457213">


-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 06-Mayıs-2010 Saat 12:24
 


-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..


Mesajı Yazan: pırlanta
Mesaj Tarihi: 21-Haziran-2010 Saat 23:29
 

-------------
''YÜZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIM. DİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIM. DOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDE, BEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM..



Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat